Şizofren Şiir


şimdi anlıyorum
insanları,
zormuş ağlayamamak
oysa susuz topraklarım bir damla duaya hasret
fakirlikten ölen çocuklar var
rezilsin dünya
ellerin virüs saçıyor
neden Allah'ım neden bu zulüm

şimdi Arakan'dan döndü ruhum
insanlar zalim
insanlar cahil
rezaletin bini bir dolar


Emre C.
2017/ESKİŞEHİR

Not: Resim şuradan...
Read More!

Dünya Adaletsiz Çocuk















Çıkar boynundan at o ipi çocuk
Salıncaklar mı yok sana...
Kalk hadi o soğuk betondan,
Yatacak başka yer mi yok sana...

Annemi verdim, babamı verdim, en sevdiklerimi ölüme de,
Ben bu yaşımda gitmenin böylesini görmedim...
Kırılan bir boyun gibi, orta yerinden kırıldığında ömrüm,
Görmedim ademoğlunun, dalından koparılır gibi koparıldığını...

Ve böylelikle, umut etme kabiliyetimizi aldılar elimizden,

Ne diyeyim, dilerim ihtiyacı olan birine gidiyordur bizden çaldıkları umut...
Dünya adaletsiz çocuk!
Dünya zorba...

Elbet eşitleneceğiz o gün kıyamda,
Bu kekeme, toz ve duman sözlerimi...
İyi belle!
Bahara kalmaz gelirim yanına...

Nazım Hikmet RAN

Not: Resim şuradan...
Read More!

İbrahim












Sen bir sokak çocuğusun İbrahim
Bizimkine bakma sen

Aldırma işte
Öyle nazlı oluşuna, kaprislerine
İtip kakmalarına

Senin gibi sokakta öğrenmedi ki o
Sevmeyi
Sevilmeyi
Kavgaya tutuşmayı

Sen vurur gibi yapıp vurmuyorsun
Farkındayım İbrahim
Her şeyin farkındayım

Ekmek de zamlanıyor
Su da,
Hayat zorlaşıyor gün geçtikçe
Savaş kapımızda

Ama sen onun kusuruna bakma
A evladım
Kara kuzum, yoksul çocuğum

Gün gelecek o da öğrenecek
Hayatın ne kadar
Çetin olduğunu
Senin gibi

Belki bir gün
Aynı cephede
Savaşa tutuşacaksınız

Belki bir gün
Aynı cephede
Namerdi devireceksiniz

İşte o gün İbrahim
O gün
Vaadedilmiş gündür

İşte o gün İbrahim
O gün
Mutlu olacaksınız çocuğum

Neyse sen gene de
Bizimkine aldırma
O da öğrenecek
Bilye oynamasını

O da öğrenecek
Salçalı ekmek
 Nasıl da tatlı

O da öğrenecek
Üç korner
Bir penaltı

Sonumuz mu geliyor
Yoksa
Başında mıyız herşeyin İbrahim

Sefalet mi gene Türke
Yoksa
Yoksa yeniden mi
 Cihan İmparatorluğu

Sen şimdi bunları
Düşünme çocuğum
Çocuklarım
Bunları düşünmeyin

Biz düşüneceğiz
Biz çözeğiz
Gerekirse
Biz öleceğiz

Yine
Yeniden ve
Daima...

Hak için
Halk için
Aşk ile…

Emre C.
2016/ESKİŞEHİR

Not: Resim şuradan...
 
Read More!

Bir Gün Yavrum












bir gün ama bir gün yavrum
bizim de bir uçurtmamız olacak
salacağız göklere
dans edecek kuşlarla

bir gün ama bir gün yavrum
oyunlar oynayacağız seninle
körebeler, saklambaçlar, ip atlamalar
savulun çocuklar

bir gün ama bir gün yavrum
mutlu olacağız seninle
tebessümler, gülücükler, kahkahalar,
kıskanacak insanlar

bir gün ama bir gün yavrum
umut da olacak, yaşamak sevgisi de
coşkular, heyecanlar, kalp tıpırtıları
kovacağız martıları

bir gün ama bir gün yavrum
şiirler yazacağız seninle
redifi, kafiyesi, aruz vezni
seni çok seviyorum be Orhan Veli

bir gün ama bir gün yavrum
elbet olacak bunlar
ben yavrum
ben eğer gelebilirsem o günlere
kovabilirsem şu tamtamcıları kafamdan
olacak yavrum
hepsi olacak
kırda koşan kırat gibi
özgür ve güçlü olacağız
ama bir gün yavrum
bir gün..

bugün değil
bugün değil

Emre C.
Aralık 2015/ Eskişehir

Not: Resim şuradan...
Read More!

Sakızlı Muhallebi












Küçük bir hanım, ufak adımlarla sokakta yürürken
ve birden kuşlar
aman Allah'ım ne de güzel kuşlar,
ve simitçi, sıcak simitleriyle
geçerken;
sokak ağlamaklı olmuştu
çünkü o küçük hanım da ağlıyordu
belki sevgilisinden ayrılmıştı
ama pek de naifti bedeni
ince, zarif
çıt kırıldım
ama ona yakışıyordu
yakışmayan ise belki onu terk eden adamın yaptığıydı
kaba saba, sert mizaçlı
küfürbaz, belki de...
hep de mi böyle olur Ya Rabbim
bir iyiye bir kötü
bir kötüye bir iyi
belki de o hanım başka bir şeylere
ağlıyordu
ne bileyim
ben sokağı öyle ağlamaklı görünce
sandım ki
terkedilmiş, yıkılmış

durdu bir süre sonra küçük hanım
çantasında peçete arıyordu belli ki
ne cesaret ben uzattım hemen yanına yaklaşarak
ne oldu dedim aniden, kısık sesle
sevgilimden ayrıldım dedi, kısık sesle
onu aldatmış, çok seviyormuş oysa,
neden böyle olmuş, neden hep üzülüyormuş
bunu hak etmiyormuş
hak etmiyorsunuz dedim, küçük hanım
yüzüme baktı

bir pastaneye gittik
orada daha çok anlattı
daha çok ağladı
nedensiz sevdim onu
sanki tanısa beni severmiş gibi hissettim
üzmedim
üstelemedim
belli etmedim
oysa ilk gördüğüm andan beri içim pır pır
göğsümü kafes eyledim
o kuşu salmayacaktım
açılmayacaktım
ben de üzerdim onu
bir iyiye bir kötü
bir kötüye bir iyi
hep böyle olurdu
o iyiydi
demek ki ben de kötüydüm

o hayatını anlatırken
ben ise ne kadar üzüldüğümü düşünüyordum
ne de çok terkedilmiştim
hatta pek çoğunda daha tanışmadan
otobüs köşelerinde
sokak kenarlarında
fakat bu sefer tanışmıştım
belki açılsam benim olabilirdi
biz olabilirdik
ama o iyiydi

ağlaması kesildi
tavuk göğsü siparişi verdi hatta
ben ise her zaman sakızlı muhallebiyi sevmiştim
ilk babamla yemiştik
hani 13. doğum günümde bir cuma günüydü
okuldan almıştı beni
ve pastaneye getirmişti
oğlumla baş başa şöyle bir tatlı yiyelim demişti
ne de mutlu olmuştum belli edemesem de
sonra çok seveceksin, eminim, deyip sakızlı muhallebi yemiştik
ah babam
sonra çekip gitmeseydin daha da çok severdim seni
ben seni o pastanede gömdüm
sen gitmedin aslında

neyse ya
küçük hanım tatlısını bitirmişti
çıkarken pastaneden
görüşür müyüz dedi
nasıl bu kadar çabuk unutmuştu onu
ne kadar kötü olursa olsun
hayır dedim
görüşmeyiz
ben bu işlerde pek iyi değilimdir
sen bilirsin, teşekkür ederim dedi
yürüdü gitti
arkasını dönseydi
dur diyecektim, görüşürüz elbet
sevdim seni aslında
belki de aşık da olurduk
kim bilir

boş versene ruhum
yürü gidelim, dedim
sokaklara döndük
10 gündür iş arıyordum
bulabileceğime dair içimde bir umut yeşertiyordum
ne salak adamım
bazen kendimi, çoğu zaman kendimi, sevmiyorum
o yüzden beni sevebilecek birilerini arıyorum devamlı
onların gözlerinde seveceğim kendimi
onların gözlerinde öleceğim.
seni seviyorum anne

Emre C.

(Not: Tablo Nurcan Aral, adres şurası...)
 
Read More!

Sır Dağı











Yüzümü ılık suyla yıkadıktan sonra aynaya bakıyorum nihayet. Gözlerime bakıyorum önce. Göz göze geliyoruz. Sonra burnuma, ağzıma ve yer yer beyazlamış saçlarıma takılıyor gözüm. (Yaşlanıyoruz cancağazım) İçimden bir türkü söylüyorum. Yanık bir türkü. (Muhakkak içinde ''turnalar'' ya da ''ılgıt ılgıt esen seher yeli'' geçiyor) Gülümsemeye çalışıyorum. Zor da olsa başarıyorum. (Son iki yıldır o kadar çok çalışıyorum, öyle çok koşturuyorum ki, aynada kendime şöyle bakmayı bile unutmuşum) Zayıflamışım sanki son aylarda. Yüzümde çizgiler belirmeye başlamış. Bağıramadıkça, içime attıkça, beyazlarım ve çizgilerim artmış.

Bazen beni kimsenin anlamadığını düşünüp daralıyorum. Oysa herkes biliyor nasıl bir yoğunluğun içerisinde debelendiğimi. Sıkıntı-stres hat safhada. İşte tüm bunlar yüzüme de yansıyor haliyle. Böyle zamanlarda güzel şeyler düşünmeye çalışıyorum. İleride herşey çok güzel olacak diyorum. İstediğim yerde olacağım. Pek çok şeyi başarmış olacağım. (Hani 'zafere giden yolda çekilen çile kutsaldı') Oysa bu hengamede o ''istediğim yere'' varmak için çalışamadığımın, doğru adımları atamadığımın farkında değilim. Nihayet farkına varınca da bir boşvermişlik sarıyor bünyemi. Daha çok sıkılıyorum. Sanki büyük bir makinanın içindeyim. (Hayat belki de) Bu makinanın dişlileri arasında sıkışıp kalmışım. Tezat şu ki; makina kati suretle bozulmuyor. Bana rağmen dönmeye, işlemeye devam ediyor. Diğer dişlilerin arasında da pek çok insanlar var. Onlar da sıkışmışlar, debelenip duruyorlar. Makinanın başka kısımlarında da insanlar var. Onlar rahat görünüyorlar. Dertsiz, tasasız gibiler. Acaba öyle mi? Hakikaten şu hayatta dertsiz, tasasız insan bulmak mümkün mü? Sanırım hayır. Bana dertsiz gibi görünüyorlar. Bazen gıpta ediyorum onlara. İnsanım çünkü. Unutuyorum ki onlar da insan ve dertsiz bir insanoğlu yok. Bununla ilgili şöyle bir hikaye beliriyor dimağımda. (Masal belki de...)

''Vakti zamanında köyün birinde bir adam yaşarmış. Bu adam çok dertliymiş. Ne yapsa dertlerine çare bulamıyormuş. Köydeki herkesten akıllar alıyor, bir de bunları uyguluyormuş. Ama dertleri bir türlü azalmıyormuş. Köyün ileri gelenleri de bu duruma üzülüyorlarmış. Sonunda çocuğu kasabaya yollamaya karar vermişler. Oranın ileri gelenlerine danışırsa belki onlar yardımcı olabilir diye. Adam yola koyulmuş ve günler sonra kasabaya varmış. İleri gelenlerin meclisini bulmuş. Yeterince dinlenip, karınını doyurduktan sonra onlara dertlerinden bahsetmiş. Adamın dertlerine onlar da bir çare bulamamışlar. Ama içlerinden en yaşlı olanı ortaya bir fikir atmış. Uzaklarda sır dağının tepesinde bir mağarada bir ihtiyarın yaşadığını, bu adamın dersiz-tasasız olarak bilindiğinden bahsetmiş ve ona gitmesini tembihlemiş. Belki ona giderse detlerinden nasıl kurtulabildiğini öğrenebilirmiş. Bizim adam yanına yeteri kadar yiyecek ve su aldıktan sonra tekrar yola koyulmuş. Sır dağına varmak da çıkmak da kolay değilmiş. Adam çıkana kadar yorulmuş, üşümüş, hasta olmuş, iyileşmiş, mevsimler dönmüş, nice yıldızlar sönmüş. Sonunda adam bir ilkbahar sabahı sır dağının tepesindeki mağaraya ulaşmış. Mağara karanlık olduğundan hemen oracıkta bir ateş yakmış. Bahsedilen ihtiyarın mağarının bir köşesinde oturduğunu farketmiş. Hemen yanına koşmuş. Fakat ihtiyarın ölmüş olduğunu anlamış. İhtiyar elinde bir defter turmaktaymış. Defterin tozlarını silkeleyip başlamış okumaya. Okudukça üzülmüş. Üzüldükçe ağlamış. Defterde sonlara yaklaştıkça ihtiyarın bu dağa neden geldiğini anlamış. Onun amacı da dertlerinden kurtulmakmış. Okumaya devam etmiş. Sonlara doğru bu sır dağı macerasında güzel günler geçirdiğinden ve artık şu dertli ömründe sona yaklaştığından bahsediyormuş. İhtiyar öleceğini biliyormuş. Son sayfada ise şöyle yazıyormuş. ''Şu ömrümde nice yerler dolaştım, nice insanlar tanıdım. En dertli kendimi bilirdim. Ama şu son dakikalarımda anlamak nasip oldu ki dertsiz insanoğlu yok. Derdi veren dermanı da veriyor. Ben dermanı yanlış diyarlarda aramışım. Aslında derman dualarımda gizliymiş. Derman duaymış, imanmış...'' 

Yazının bundan sonrası okunmuyormuş. Buradan sonra ihtiyarın son nefesini verdiğini anlamış. Adam mağaradan çıkıp manzarayı seyre dalmış. Nice nice şehirler, kasabalar, köyler görünüyormuş bu dağdan. Yüksekte olduğundan herşey gözüne ufacık gözükmüş. Dertleri de öyle. Şimdi tüm sıkıntıları çözülebilir geliyormuş kendisine. Arınmış bir şekilde dağdan inip, köyüne dönmüş. Bundan sonra dertlerine üzülmek yerine çareler aramaya başlamış. Bol bol dua etmiş. O' na sığınmış. Masallardaki gibi hep mutlu olmasa da dertleriyle bile mutlu olmayı öğrenmiş. Yaşayıp gitmiş...''

Bu hikayeden kendime dersler çıkarmalı mıyım, bilmiyorum. Sanırım ben de sıkıntılarımla yaşamaya alışmalıyım. Çünkü hakikaten derstsiz insanoğlu yok.

Selam ve dua ile...

Emre C.

Not: Resim şuradan...
Read More!

Eskici Babanın 3 - Kar Taneleri




-Ne oldu evlat, hayırdır, yine solgun gibisin ?
-Neden sordun, çok  da umrundaydı sanki...
-Umrumda tabi...
..
..
.

Yarım saattir yanımda oturuyordu. Kar yağıyordu. İlçenin bu ıssız parkında tek başıma otururken neler düşünüyordum neler. Geçmiş, gelecek, ailem, insanlar, Türkiye, yerel seçimler, yerel seçimler ve biz...

Bu kadar düşünce zihnimde ebelemece oynar gibiydi. Bir düşünce diğerini kovalıyor. Kafam arı kovanı gibi vızır vızır işliyordu. (herzamanki gibi, ya da çoğunlukla diyelim...)

Ruh halim şöyleydi: sıkkın, bozgun, yenilmiş, çaresiz, dilsiz ve bitkin. Kendimle kavga etmekten yorgun düşmüştüm. İnsanın kendisini yenmesi hiç mi hiç zevkli değildi. Kaybeden de siz oluyordunuz, kazanan da. Ama mutlak sonuç hüzünlü bir tükeniş oluyordu. Bazen bir iki damla gözyaşı ile beraber...

O akşam o parka gidiş amacım neydi biliyor musunuz, bilmiyorsunuz. Ben de bilmiyordum. Belki de herzamanki gibi kendimden kaçmaya çalışıyordum. Hergün yaptığım tekrarlardan. Yemek ye, TV izle, kanapede uyukla, yapman gereken tonlarca şey var. Hangisini yapabildin? Hiçbirini. Ne yaptın? Uyudun. Eh iyi, dinlendin mi bari? Hayır be! hayır.. hayır.. hayır....

Kendi kuyruğumu yakalamaya çalışan kedi gibi dönüp duruyorum etrafımda. Alabildiğim bir kuyruk mesafesi o kadar. Ki o da bende mevcut olduğuna göre. Sıfır artı sıfır elde var hüzün. Gerçekten o akşam, o parkta ne işim vardı, Allah aşkına! Onun döneceğini kestirebilir miydim? Halbuki onu unutmaya başlamıştım. Benim eski dostum Eskici Babayı...

***

Her bir kar tanesini bir melek taşırmış. Bu yüzden hiçbiri birbirine çarpmazmış derler. Gerçekten o akşam hiçbiri birbirine çarpmadı. Benim yüzüme konanlar müstesna. Saç diplerime gidenler de oldu, kalbime işleyenler de. Belki kalbimi yıkamışlardır o akşam. Abdest almak gibiydi. Huzur dolu ve tertemiz hissetmek gibiydi. Karda duş almak ruhumu yıkayıp asmak gibiydi. Kurumasını beklemeden ıslak ıslak giydim tekrar. Çok üşümüştüm bu yüzden. 

Geldi ve yanıma oturdu pat diye. Hemen o tok sesiyle lafa girdi:
+İlçenin ve tüm köylerin yollarını açtırmışsın ama kendi yüreğine giden yollar buz tutmuş. Kayıp düşüyorsun da bir kaldıranın olmuyor.
-Ne bu şimdi?
+Ne ne? Hem sen nicedir bana saygını yitirdin? Geldiğime pişman mı olmalıyım?
-Geldin mi sahiden, burda mısın? Öfkem sana değil, kendime. Ben zaten hep kendime kızarım ne zaman sinirlensem. Bağırışlarım kendimedir. Öfkelerim, haykırışlarım. Hiçbir zaman normal olduğumu iddia etmedim ki. Deliysem de deliyim. Elimde değil. Bağırıyorum. Sabredemiyorum. 
+Allahu Teala şöyle der yüce Kitabımızda: ''Ve sabret! Çünkü Allah iyilik edenlerin mükafatını yitirmez.'' 
-Çok doğru. Biliyorum. Bilmek çoğu zaman yetmiyor. Aslında bilgi insanı mutlu etmiyor. Çok açım ben. Bilgiye açım. Okuyorum. Okudukça belki bilgim artıyor. Arttıkça daha da mutsuz oluyorum. Çok bilmek insanı daha mutlu, daha huzurlu yapmıyor. Biliyorum ki sabretmem gerek. Herşey bir sınav. İmtihan. Ama olmuyor işte. İnsan yanlarım ağır basıyor bazen. Tutamıyorum dilimi. Dilim ki çok sivridir.
+Ama tutmak lazım evlat. Şunu iyi bil ki; ne olursa olsun sabrettiğin müddetçe, belki en sonunda, kazanan sen olacaksın. 
-İnşallah. Bu arada sen nerelerdeydin?
+Orada, burada, şurada.. Uçan bir kuşun kanadında, bir annenin yüreğinde, dalgadaki köpüğün içinde, bir bilgenin zihninde... Kısacası heryerdeydim. Okuyordum. Anlamaya çalışıyor, kendi kendime tartışıyordum. 
-Ne oldu da döndün birden?
+Bana ihtiyacın olduğunu hissettim. Anlatmam lazımdı artık. Susmak devri bitmiş, söz söyleme zamanı gelmişti. 
-Kar diniyor. Ruhumu evde o küf kokan, ama bir o kadar kitap dolu odamda kurutmak istiyorum. Sen beni bulursun. Hadi eyvallah...
+Eyvallah.

***

Küf ve kitap kokan odamda düşünürken bir yandan da seviniyordum. Eskici Babanın dönüşüne. İlk karşılaştığımız o büyülü zamanları hatırladım nedense. Penceremden içeri süzülüşünü, bana verdiği nasihatları, uzun söylevini hatırladım. Onunla ilgili anlatmadığım pek çok şey var aslında. Sıkıştığım anlarda hep yanımdaydı. Hiç bir zaman hayat enerjisini yitirmez, benimkini arttırmak için gayret ederdi. Konuşur da konuşurdu. Döndüğüne sevinmiştim gerçekten. Hayat ne garip yahu? İlk karşılşatığımızda hüzünlü, aşklardan tükenmiş bir gençtim. Şimdi ise iş-güç sahibi, evli ve çocuklu birisiyim. Asıl bundan sonra ona ihtiyacım var sanırım. Hoşgeldin tekrar Eskici Baba. 
Hoşgeldin dost.

Read More!