Aşk, İbrahim Sadri ve Güzel Kız




Bir ibadet ederken huzur doluyordu içi bir de onu düşünürken. Zaten onu düşünmeyi de ibadet sayıyordu çocuk. Yılmaz Erdoğan'ın dediği gibi "Ona bakmak Allah'a inanmaktı"...

Annesiyle yaşıyordu. Küçücük bir evleri vardı. Günleri genelde birbirine benzerdi. Eğer arkadaşlarıyla dışarı çıkmazsa, ki genelde çıkmazdı, evinde oturur yazar dururdu. Yazıları nedense dönüp dolaşıp o güzel kıza varırdı. Nirvana'ydı güzel kız onun için. Varabileceği son nokta olarak görüyordu onu. Eğer diyordu kendi kendine; "Eğer bir gün ona kavuşursam başka hiçbir derdim kalmaz. Çünkü ona ulaşana kadar bir çok engeli aşmış olurum." Öyle zannediyordu çocuk. Ona kavuşmanın mükemmelliğin sınırlarından geçtiğini sanıyordu...

İlk nerede görmüştü onu. Çok uzaklara gitmeye gerek yok. Çocuğun dar bir çevresi olduğunu biliyoruz. Belki hergün bindiği otobüste görmüştü onu. Ya da sık sık gittiği sahafta. İş yeri, evi ve sahaf arasındaki üçgende yaşıyordu çocuk. Eşkenar üçgen miydi kim bilir ama o seviyordu hayatını. Nasıl annesini sevdiği gibi...

Nerede tanıştığının bizim için önemi yok. Önemli olan ona karşı hissettikleri. Çok seviyordu onu. Hatta sevmek için illaki tanımak gerekliliğine inanmayan son insanlardan biriydi. "Tanımama ne hacet?" diyordu. "Ben seviyorum işte! ve hep seveceğim. Bunun arkasında bir sebep aranmamalı" diyordu sanki biriyle konuşur gibi. Bunu çoğu kez yazılarında da belirtmişti...

Aşk hayatı fena sayılmazdı. Gelenler de olmuştu. Gidenler de. Ne gelene niye geldin diye sormuştu; ne de gidene niye gidiyorsun diye. Doğru muydu bu? Belki hayır. Ama onun doğrusu kendineydi ve ancak o bilebilirdi kendisi için en iyi olanı. Madem ki o hayatından memnundu. Gerisi mühim değildi...

Çocuk çok severdi lakin. "Adam gibi" denilen cinsten. Burada çocuğun İbrahim Sadri'yi çok sevdiğini söylemeden edemeyeceğiz. Ara ara, yani hüzünlü olduğu dönemlerde, kasedini teybe koyup sabahlara kadar dinlediği olurdu. Annesi ses etmezdi oğlucağazına. Tek derdi içkiyi fazla kaçırmasıydı bazen. Yalnız çocuk dışarıda içmezdi. Annesi bununla avnurdu. İbrahim Sadri'yi koyar. Sabahlara kadar içer içerdi. Niyeyse kafası iyice bulanıklaşınca bazen "Rakı şişesinde balık olsam" derdi. Orhan Veli'yi de severdi. Babasından yadigardı ona. Hep sevecekti..

Kızla tanışma umudu hiç yoktu, biliyordu. Nerede görüp sevdiğini bilemediğimiz için öğütte de bulunamıyoruz ona. Ama sevmeye devam etmesini tembihleyebiliriz. Ve dua etmesini. İçki içerdi evet. Bir yandan da bol bol dua ederdi. Hep içmedi çocuk. Ara ara bıraktı. Bin kere tövbe etti. Ama bir şekilde yine başladı. Fakat duyduğumuza göre yine bırakmış. Bu kez namaza da başlamış "ihtiyar anası gibi". Sevindik onun adına. Umuyoruz ki sevdiğine kavuşsun. Umuyoruz ki duaları kabul olsun. Umuyoruz ki çok mutlu olsun hayatta. Çünkü tanıdığımız kadarıyla bunu çoktan haketti çocuk...

Emre C.


Read More!

Bence AŞK...



Bence aşk...

  • Kışın üşümektir aşk. Sonra birbirine yanaşmaktır. Öyle ısınmaktır.
  • Yazın terlemektir aşk. Dondurma yemektir beraber. Yüzlerdeki gülümsemedir.
  • Çocukluktur aşk. Kaprisler yapmaktır arada. Nazlanmaktır. Sonra kucaklaşmaktır. Çok sevmektir.
  • Beraber yaşlanmayı istemektir aşk. Her haliyle sevebilmektir.
  • Bir anlıktır aşk. İlk anda vurulmaktır.
  • Makamdır aşk. Bazen hicaz, bazen uşşak, bazen de nihavend.
  • Annem ve Babamdır aşk. İlk onlardan dinlemektir.
  • Sinemadır aşk. Kimi zaman romantik komedi, kimi zaman da dram.
  • Hastalıktır aşk. Tüm zamanların en tehlikeli hastalığı. Çaresinin bulunamamasıdır.
  • Gülmektir aşk. Onu görünce, elinde olmadan, gülümsemektir. Mutlu olmaktır.
  • Ağlamaktır aşk. Ayrılık kapıdayken kahrolmaktır. Mutsuz olmaktır.
  • Gariptir aşk. Çok gariptir.
  • Oyundur aşk. Masumca oynanan minik oyunlardır. Bazen de hiç masum olmamasıdır oyunların.
  • Aşk tanımı çok zor olan bir kelimedir. Ezber bozandır.
  • Sonbahardır aşk. Sapsarı. Yaprakların dökülmesidir. Hüzünlüdür.
  • İlkbahardır aşk. Rengarenk. Çiçeklerin açmasıdır. Neşelidir. İçinin kıpır kıpır olmasıdır.
  • Hayat gibidir aşk. Ta kendisidir. İkisinin iç içe olmasıdır. Bazen hangisi hangisinin içinde anlamamaktır.
  • Onun gözleridir aşk. Bazen yeşil, bazen mavi, bazen de kapkara.
  • Acı çekmektir aşk.
  • Bunların hepsidir aşk.
  • Başka hiçbir şeye benzemez aşk. Aşk gibidir aşk.
  • Anlatılmaz yaşanır. Yaşayınca öğrenilendir.


Aşkı bir yerlerde yakalayıp, yaşamanız dileklerimle...

Emre C.

Read More!

Çok Şanslıyız



İnternette dolaşırken rastladığım bu yazı çok hoşuma gitti. Kendimi çok kötü hissettiğim bir dönemden geçiyordum. Bu yazıyı okuduktan sonra fikirlerim tamamen değişti. Bazen bilmek yetmiyor. Tekrar tekrar okumak, düşünmek gerekiyor. Yazıyı çıktı olarak alıp odamın kapısına astım şimdi her odama girdiğimde okuyorum. Bunu her sabah tekrarlamayı düşünüyorum ve halime binlerce kez şükretmeyi de....

  • "Eğer bu sabah sağ olarak uyanmışsanız, dün ölen iki yüz bin insandan daha şanslısınız.
  • Eğer bu sabah hastalıklı değil de sağlıklı uyanmışsanız, şu anda hasta olan 1 milyar insandan daha şanslısınız.
  • Bir harp tehlikesi ile işkence görmek ihtimali ile karşı karşıya değilseniz, 500 milyon insandan daha rahatsınız.
  • Kilerinizde veya buzdolabınızda yiyeceğiniz, üzerinizde elbiseniz ve başınızı sokacak bir eviniz varsa, dünyadaki 3 milyar insandan daha zenginsiniz.
  • Cebinizde veya bankada paranız varsa, dünyanın en imtiyazlı olan 1 milyar insanı arasındasınız.
  • Bu yazıyı okuyabiliyorsanız, okuma yazma bilmeyen 2 milyar insandan biri değilsiniz.
  • Anneniz babanız sağ ise ve boşanmamışlarsa, eşiniz ve çocuklarınızla(varsa) mesut bir aileyseniz, siz dünyadaki nadir insanlardan birisiniz.

O halde ne duruyorsunuz, halinize şükredin!

Gerçekten de biz çok şanslıyız …"

.....


Read More!

Eskişehir'i Tanıyor Musunuz ?



Doğduğum şehir Eskişehir.
Çocukluğumda ayazını yediğim şehir Eskişehir.
Adı eski kendi "YENİ" şehir Eskişehir.
Ayrılmak zorunda olduğum; yıllar sonra kavuştuğum şehir Eskişehir.
Büyükşehir Eskişehir.
Ne kadar tanıyorsunuz Eskişehir'i?
Mesela bunları biliyor musun?
-Yunus Emre'nin Eskişehir'li olduğunu biliyor musun?
-Aynı şekilde Nasreddin Hoca'nın, Şeyh Edebali'nin, Seyyid Battal Gazi'nin,
-Hatta Cüneyt Arkın(Fahrettin Cüretlibatur), Tuna Kiremitçi, Beyazıt Öztürk, Güner Ümit, İlhan Mansız, Mithat Körler, Nalan (of aman), Nuri Alço, Hakkı Devrim, Azra Akın, Mehmet Terzi, Selçuk Erdem, Berkant, Enis Batur, Prof.Dr. Mehmet Kaplan ve bir çok yazar, şair, siyasetçi ve sanatçının Eskişehir'li olduğunu biliyor musun?
-İstanbul, Ankara ve İzmir dışında 2 üniversiteye sahip tek Anadolu kenti olduğunu, halk ile öğrencilerin çok güzel bir şekilde kaynaştığını, şehrin mega kampüs görüntüsünde olduğunu ve bu şartlar altında nadir öğrenci kentlerinden biri olduğunu ( Avrupa dahil )
-Yaklaşık 40 bin öğrencinin bulunduğunu,
-İçinden Tramvay, porsuk çayından da feribot ( espot ) seferlerinin olduğunu,
-Ulusal Tren seferlerinin uğradığı tek şehir olduğunu,
-Şehir planını 1930'larda Fransızların yaptığını ve halen daha da güzelleşerek devam ettiğini,
-Nüfusunun ( 2000 sayımına göre ) 700 bin civarında olduğunu,
-Dünyada lületaşının çıktığı tek bölge olduğunu,
-Türkiye Açık Öğretim Fakültesinin merkezi olduğunu,
-Ortadoğu ve Balkanların tek havacılık okulunun olduğunu,
-OKS ve ÖSS'de her yıl ilk beşe en az birinin girdiğini,
-Eskişehirspor'un bir zamanlar ligde fırtına gibi estiğini, kupalar kazandığını, nice gol kralları ve nadide futbol adamları yetiştirdiğini,
-Sokaklarda hala güvenli dolaşabileceğiniz, suç oranlarının Türkiye oranlarının altında olan bir şehir olduğunu,
-Şehrin dört bir yanını güzel-garip heykellerin ( 60 ) süslediğini,
-Birçok sinema, tiyatro, sergi ve kültür salonlarıyla tam bir kültür kenti olduğunu,
-Senfoni Orkestrasına sahip olduğunu,
-Bir çok bakımdan Avrupa Kenti olma yolunda ilerlediğini,
-Bor-Boraks, Perlit, Krom, Manyezit, Kalsedon, Torit, Toryum gibi çok önemli maden yataklarının bulunduğunu,
-Köprü Dizisinin Eskişehir'de çekildiğini,
Bunlar ilk etapta aklıma gelenler ve bulabildiklerim. Eskişehir görülmesi, gezilmesi gereken bir kent. Bir Avrupa kenti görünümünde ama Anadoluluğundan hiç birşey kaybetmemiş bir kent. Sevdiğinizde onun da sizi seveceği bir yer. Bir çok öğrencinin mutlu mesut yaşadığı, ayrılırken hüzünlendiği kent. Çok da anlatılmaz aslında Eskişehir. Bizzat yaşanır. Hem de doya doya...
 
Yapmadan Dönmeyin:
Yazılıkaya'yı ( Midas Anıtı ) görmeden,
Sakarıılıca Termal Turizm merkezini ziyaret etmeden,
Şehrin en ünlü yemeği olan çi-böreğinin tadına bakmadan,
Açık Hava Müzesini ziyaret etmeden,
Anadolu Üniversitesinin kampüsünü gezmeden,
Haller Gençlik Merkezi'ne uğramadan,
Lületaşı eserleriden satın almadan,
Doktorlar Caddesi ve Adalar'da turlamadan,
Espot'a ve Tramvay'a binmeden,
Restore edilen "Odunpazarı Evlerini" görmeden,
Dönmeyin...
Read More!

Bambuyu Örnek Almak

Başarılı olmak aslında o kadar da zor değildir. Başarılı olmak çok zordur. Çelişkili bir giriş oldu. Farkındayım. Ama ikisi de doğru bence. Şöyle ki :

Başarılı olmak çok da zor değil. İlk önce istemek önemli. Ama alelade bir istemden bahsetmiyoruz. Bunu tüm hücrelerinizle hissetmeniz lazım. Başarılı olacağınızı, olabiliceğinizi çok ama çok istemeniz lazım.

İkincisi hayal etmek. Malum herşey hayal etmekle başlar. Başarılı olduğunuzu hayal etmelisiniz. Kendinizi o konumda görmelisiniz. Öreneğin, üniversite sınavında mı başarılı olmak istiyorsunuz, o zaman kendinizi üniversiteyi kazanmış ve okur halde hayal etmeniz lazım. Hayal ikinci adım.

Üçüncü adım, ki bence en önemlisi, çalışmak. Tiyatroda şöyle bir kabul vardır. Tiyatrocu olmak için % 20 yetenek % 80 çalışma gereklidir diye. Sayılar değişebilir. Çok da mühim değil. Ama çalışmanın ne kadar önemli olduğunu anlatan çok net bir örnek. O zaman ne diyoruz; çalışmak, çalışmak ve çalışmak.

Son olarak, bir o kadar önemli basamak, sabır. Başarmayı çok istediniz, hayal ettiniz ve çok çalıştınız. Bravo size. Ama sabırlı olmazsanız. Bunların hiçbir anlamı kalmıyor. Sabırla ve belki inatla çalışmayı sürdürmeniz lazım. Kısa süreli başarılara değil uzun vadeli olanlara odaklanmalısınız.

Başarılı olmak çok zor. Bu saydıklarımızı gerçekleştirmezseniz; işiniz hakikaten çok zor. Şansa kalmış. Aslında şansı insanın kendisinin yarattığını düşünenlerdenim ama o ayrı yazının konusu.

Siz siz olun işinizi şansa bırakmayın. Kendi başarı basamaklarınızı kendiniz oluşturun. Ve ileride torunlarınıza anlatabileceğiniz bir başarı hikayeniz olsun. Hayatı boşu boşuna geçirmeyin. Başarmanın tadına varın. Yaşınız kaç olursa olsun başarabileceğiniz birşeyler muhakkak vardır.

Bambuların yetiştirilmesi birer sabır örneğidir. Yazımın sonuna bunu iliştirmek istiyorum. Siz bunu okurken ben kahvemi yudumlamaya ve yeni yazılar kovalamaya devam edebilirim. İyi günler...

"Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir. Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz.

Tohum yeniden sulanıp gübrelenir.

Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez.

Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir.

Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez.

Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler.

Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.

Akla gelen ilk soru şudur :

Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı hafta da mı? yoksa beş yılda mı ulaşmıştır? Kuşkusuz ki beş yılda. Büyük bir sabırla ve ısrarla beş yıl süresince, tohum sulanıp gübrelenmeseydi ağacın büyümesinden hatta var olmasından söz edilebilir
miydi?... "

Read More!

Bir Kedim Vardı Benim



Küçükken minik bir kedim vardı.

Rengini hatırlayamadım. Çok kızdım şimdi kendime.

Galiba griydi. Evet evet gri olması lazım.

Rengin ne önemi var demeyin. Ben çok severdim onu. İşte çocuk kalbiyle nasıl sevilirse öyle severdim.

Çok temiz sever çocuklar. Çok içten. Herşeyini vermeye hazırdır. Gerçekten ve bütün kalbiyle sever çocuklar. Çünkü onlar çocukturlar. Kendileri gibi sevgileri de pırıl pırıldır. Ve çok sever çocuklar. ÇOK.

Ben de öyle sevmiştim işte. Neden geldi aklıma şimdi bilmiyorum. Çok eskilere götürdü birden.

Nasıl da gelivermişti evimize. Yolda bulmuştu ya onu babam. Ne iyi etmişti babam. Ben babamı da çok severim. İyi adamdır benim babam.

Mutluluk oydu benim için. Aradan o kadar zaman geçti. O kedinin geldiği ve evde durduğu süreçteki mutluluğu bulamadım. Hiç birşey o kadar saf, o kadar temiz gelmedi bana.

Ve gitti birden...

Yine karanlık. Bir tane şiir yazmıştım gözyaşlarım kurumadan. Daha sonra hep yazdım. Her acı bir şiir bıraktı bende. Benim acılarım o kadar da "acımasız" değildi yani.

Ve ışık. Evimize muhabbet kuşu almıştık. Onu da çok sevmiştim yine çocuk kalbimle. Ama ilki kadar değildi elbette.

Keşke sevgilerimiz hep çocukluktaki gibi olsa. Karşılık beklemeden. Kırmadan. Dökmeden.

Ve çok sevsek...

Herkesi, herşeyi. En kalpsizi bile bulabilir sevecek bir şeyler. Çünkü o kadar çok ki.

Siz siz olun sevmeye kendinizden başlayın. Önce içinizde hiç büyümeyen çocuğu sevin. Ama çok sevin olur mu ?

Emre C.


Read More!

Seçimler ve Biz


Yaşayıp gidiyoruz. Yaşayıp gideceğiz. En sonunda avucumuzda yaptığımız seçimler ve sonuçları kalacak.

Yaşamımızı seçimlerin oluşturduğunu biliyoruz değil mi?

Çocukluktan başlıyor seçimlerimiz. Bir şekilde seçim yaptırıyor hayat bize. En az iki seçenek sunuyor bize. Birini seçmek ya da diğerini terk etmek sizin elinizde. Örneğin çocukken kötü arkadaşlarınıza uyup sigaraya başlayabilirsiniz. Ya da bunun yanlış olduğunu düşünüp aksi şekilde davranabilrsiniz. Orada, o yaşta yaptığınız seçim belki bütün hayatınızı etkileyecek. Bunu görmezden gelemeyiz değil mi?

Daha yakınlara gelelim. Lise biterken de seçim ya da seçimler yaptık. Seçtiğimiz bölüme girdik üniversitede. Bu da hayatımızla ne kadar alakalı bir seçimdi. Gelecek yaşamımızı şekillendirecekti o yaptığımız seçim/seçimler.

Daha sonra iş seçimi var. Hayatın ta kendisi. İnsanın temel ihtiyacının açlık giderim olduğunu söylemişti bir hocamız üniversitede. Bir işte çalışıp, para kazanmak da en temelde bunu gidermek için değil midir? Alın size bir önemli seçim daha.

Eş seçimi var bir de. Hayatınızı birleştireceğiniz doğru insanı seçmek. Aslında buna tam olarak seçmek denemez ama bazı seçimler sonucu gelinmez mi son noktaya bu tür ilişkilerde? Eş seçmek biraz kaba bir tabir oldu farkındayım. Manavdan sebze seçmek gibi. Ama sonuçta milyonlarca insanın arasından en doğrusunu aramak, bulmak bir seçim değildir de nedir? Tabiri biraz yumuşatıp; doğru insanı bulmak olarak değiştirebliriz. İşte hayatımızı etkileyen bir seçim daha size.

Çocukluktaki, okul hayatımızdaki, iş hayatımızdaki, aşk hayatımızdaki seçimler. Bunlardır bizi biz yapan. Belki de binlerce seçim yaparız hayatımız boyunca. Önünüzde bir çok seçenek var. Ben onlara kapı diyorum. Kapılardan doğru olanı seçme işi size kalmış. Hangisinin doğru olduğu konusuna gelince, başvurulacak iki merci var. Biri kalbiniz biri de beyniniz.

Madem ki bizi biz yapan yaptığımız seçimlerse iyi bir insan olmak bizim elimizde. Yeter ki doğru seçimler yapmayı başarabilelim. Yüreğinizin ve aklınızın yol gösterici olması dileğiyle...

(bu yazıyı yazmaya spiderman3 filminden sonra karar verdim.)


Read More!

Acı Kaybımız


Bu olayla ilgili birşeyler yazıp yazmamak arasında çok gidip geldim. Beynimde binlerce fikir çarpışıyor şu anda. Nasıl toparlayıp yazıya dökeceğim konusunda kararsızdım. Ama yazmak istiyorum. Evet bunu gerçekten istiyorum !

Genelkurmay'dan yapılan "resmi" açıklamaya göre 12 şehit, 16 yaralı ve 23 teröristin ölü olarak ele geçirildiği bildirildi. Halen bölgede yer yer çatışmaların sürdüğü de gelen bilgiler arasında. Bu olaydan sonra, Türkiye neredeyse her hafta en az 15 şehit verir hale geldi. Eminim ki heryerde şuan bu konu konuşuluyor ve hepimizin içi yanmakta. Askerden yeni gelmiş ve askerliğini o şartlara yakın şartlarda yapmış biri olarak durumu biraz daha iyi anlayabiliyorum.

Olayın içeriğiyle ilgili geniş bilgi verebilirdim burada. Ama nasıl olduğu konusunda yazmak istemiyorum. Benim yazmak istediğim "neden" olduğuyla ilgili.

Malumunuz bugün referandum vardı. Birçokları terör örgütünün böyle önemli bir günü seçtiğini savunmakta. Belki doğru belki değil. Şöyle de diyebiliriz. Bu da nedenler arasında olabilir. Ama asıl neden bu mu ?

Bu eylem/eylemlerin ( son 1 ayda olanlar ) ana amacı Türkiye'yi bölgeye çekmek. Ateşin içine atmak. Bana katılabilirsiniz ya da yanlış görüşte olduğumu düşünebilirsiniz.

Peki bundan kimler çıkar sağlar:

1.A.B.D = Bölgede boğulan ve bir an önce çekilmek isteyen A.B.D yerine, burada sorunlarla boğuşacak, bir başka ülke bulma gayretinde.
2.Silah Tüccarları = Bunlar her savaştan, her terörist faaliyetten beslenen güçler. Bölgede devamlı bir kaos olması bunların tabiiki de işine geliyor.
3.Malum Terör Örgütü ve Yandaşları = Destek veren ülkelerle birlikte(bunların çok güçlü akıl hocaları var.) Türkiye'yi bölgeye çekmeye gayret ediyor. Sözde kürt devletini kurmak için haklı gerekçeler çıkarma peşindeler.

ve diğerleri.( Benim bilgimi aşan ve dünyayı idare ettiğini düşündüğümüz bir avuç azınlık. )

Kafaları karıştıran bir çok konu var. Bunlar zamanla, umarım, açıklığa kavuşacaktır. Yoksa kamuoyu bundan feci şekilde rahatsızlık duymakta. Ayrıca kısa zamanda bir harekette bulunulmazsa orduya ve devlete olan güven zayıflar ki, birilerinin hedefleri de bu yönde.

Terörle mücadele geniş kapsamlı bir konudur. Bir önlemler paketi bütünüdür. Askeri müdahale bunlardan yalnızca bir tanesidir. Bu mücadelenin, siyasi, iktidari, askeri v.b. gibi bir çok kolu bulunmakta. Ama şu son olaylardan sonra askeri müdahele şart gibi gözüküyor. En azından kamuoyunu rahatlatmak adına. Daha sonra yapılacakları hükümet ve meclis düşünmek zorunda. Ayrıca olası başarısızlıkta, ki olmasını hiç istemeyiz, sorumlu ne yazık ki hükümet olacaktır.

Şehitlerimize Allah'tan rahmet, yakınlarına da başsağlığı diliyorum. Evlatlar hepimizin evladı, akan gözyaşları hepimizin gözyaşları...

Saygılarımla...




Read More!

Blog Yazmak ve Türkiye'de Blog Yazarlığı

Bazıları kolay iş zannetmekte blog yazmayı. Ama zor iştir blog yazmak. Bir kere yazı yazmak, düşünceleri kelimelerde dans ettirmek herkesin harcı değil. Ya da şöyle diyelim. Herkes blog yazabilir ama iyi blog yazmak, gerçekten bilgi, emek ve keskin bir zeka gerektirmekte. Ben çok iyi bir blog yazarı olduğumu iddia etmiyorum. Ama burada her ne kadar yeni olsam da 3 yıllık bir geçmişim var. Tabi yazdığım bloglar buradaki gibi değildi. Daha serbest ve okunma kaygısı gütmeden yazıyordum. Ama burada günde 85 kez bakıyorum ne kadar okunmuş diye. Sadece bende mi oluyor diye düşündüm geçenlerde. Lakin eminim ki birçok kişi böyle yapıyordur. İnsan neden yazar ki zaten? Sadece hissettiklerini yazıya döküp rahatlamak, kendi kendine terapi yapmak için mi? Sanırım hayır. İnsan düşüncelerini, hissettiklerini başkalarıyla paylaışıp, onların fikirlerini almak için de yazar. Zaten blog fikri ilk böyle doğmuştur sanırım.


Yaptığım küçük bir araştırmada blog yazarlığının Türkiye'de 2005 yılından sonra arttığını göstermekte. Verilere göre; 2005 yılıından önce Google'da "blog" yazıp "Türkçe sayfalarda" arattığınızda karşınıza 65, 400 sonuç çıkarken, aynısını 2006 yılında yaptığınızda sonuç 5 milyondan fazladır. Bunun sebepleri arasında Türkçe blog hizmeti veren sitelerin artması da sayılabilir. Bu tarihten sonra artık Türk kullanıcılar yabancı hizmet sağlayıcılar yerine yerli olanlara akın etmiştir. Ve günümüzde bir çok blog servisi ve binlerce blog yazarı vardır. Ama ne kadarı gerçek "blogger" orası ayrı konu.

Blog, insanların, teknik bilgiye ihtiyaç duymadan, kendi istedikleri şekilde, kendi istediklerini yazmasıdır. Yani blog yazılarında kişinin kendi yorumu olması çok önemlidir. Kısa ya da uzun aslolan kişinin şahsi düşünceleridir. Başarılı olan "blogger"lara baktığımızda birçoğunun samimi, yer yer argoya kaçabilen, düzgün bir dil kullanan ve içinde zeki kelime oyunlarının bulunduğu yazılar yazdığını farkedebiliriz. Kimi yazarlar okuma kaygısı güderken; kimileri sadece bu işe sanat gözüyle bakıp yazmaya devam etmektedirler. Bazen de bu yazarların kemik bir okuyucu kitlesi oluşabilmekte.

En başta da bahsettiğimiz gibi blog yazmak sanıldığı gibi kolay değil. İnsanın günlerce tek satır yazamadığı olabiliyor. Bir yazmaya başaladığı zaman da durdurabilene aşkolsun. Ben dediğim gibi 3 yıldan beri blog yazmaya çalışıyorum. Ne kadar doğru yazabiliyorum orası ayrı konu. Ama ilk başladığımla aynı seviyede olmadığım bir gerçek. Bugünlere eleştirilerek geldim. Çok ağır eleştiriler de aldım. Ama iyi ki almışım. Hepsine teşekkür ediyorum. Lütfen beni eleştiriniz. Olumlu ya da olumsuz.

Saygılarımla,
Emre C.

Read More!

Ben de Asker Oldum



Gitmeden önce binlerce(!) kişiye sordum askerlik nedir ne değildir diye. Yığınla cevap birikmişti şu zavallı dimağımda. Kafam çokça karışmıştı. Korkuyordum açıkçası. İnsan neden korkar ? Ya da şöyle soralım neyden korkar ? Cevap çok basit. İnsan bilmediği şeyden korkar. Benim de askerlik hakkında ne kadar az şey bildiğim aşikardı. O yüzden ona buna sorup duruyordum gitmeden önce. Belki yüreğime su serperim diye. Ama nafile çabalardı bunlar.

Hayatta bazı şeyler anlatılmaz yaşanır. Bu 2+2=4 gibi ispatlanmış bir gerçek. Askerlik de bunların içinde. Boşunaymış benim çabalarım. Bunu anladım orada. Babamın da öğüt vermesiyle akıntıya kürek çekmeyi bıraktım ve kendi askerliğimi yaşamaya karar verdim.

12 Nisan 2007 itibariyle başladı askerliğim ve 17 Eylül 2007 sabahı Eskişehir'de ve evimdeydim. ( Yaşasın ! ) Kısa gibi gözükse de benim de anılarım birikti. Burda onları anlatıp sıkmak niyetinde değilim. Evdekileri yeterince bunalttım zaten.( Blog yazarı burda hınzır bir gülümseme takındı sonra öhöm öhöm diyerek öksürdü ve yazısına devama koyuldu ) Ama içimden kendi askerlik tanımı yapasım geldi. İşte buyrun :

-Askerlik, bazen soğukta sabaha kadar nöbet tutmaktır.
-Askerlik, ranzada uyumaktır.
-Askerlik, bir daha ömrüm boyunca yeşil renk görmek istemiyorum dedirtecek kadar yeşille haşır ve yer yer neşir olamaktır.
-Askerlik, kimi zaman ağlamaktır.
-Askerlik, sevdiklerini anlatılamayacak kadar çok özlemektir.
-Askerlik, birçok şeyin değereni anlamaktır.
-Askerlik, dostluktur-kardeşliktir.
-Askerlik, vatan borcudur. Kaçınılmaması gereklidir.
-Askerlik, yapmam, yapamam dediğiniz şeyleri kendisini yaparken bulmaktır.
-Askerlik, bazen sadece size yetecek olan birşeyi sevdiğiniz bir arkadaşınızla paylaşmaktır. Öyle daha tatlı olmasıdır.
-Askerlik, askercilik oynamaktır.
-Askerlik, sol-sağ sol-sağ yürümektir. Kolları omuz hizasına kadar kaldırmaktır.
-Askerlik, üniversite mezunuysanız, izin kullanmazsanız tamı tamına 5 ay 5 gündür.
-Askerlik, şakaya gelmez.
-Askerlik, ne çok öne çıkılmayı ne de geride durmayı gerektiren bir olgudur. Orta yoldur.
-Askerlik, terörle mücadeledir. ( Doğuda yaptım )
-Askerlik, sadece güzel anıların kaldığı garip bir vazifedir.
-Askerlik, mantığın olmadığı bir gezegendir.
-Askerlik, kimse orda yan gelip yatmıyor. ( Bu bir yerlere gitmiştir. )
-Askerlik, ANLATILMAZ YAŞANIR.

Korkmayın. Gidin aslanlar gibi ( babamın tabiri ) yapın gelin. Bu yazı sanırım bitti.
Işık sizinle olsun. İyi günler...


Read More!

Sevgi Somuttur



Yanlış okumadınız. Bence sevgi somuttur. Soyut gibi gözükür. Öyle gibidir bir yerde. Ama bence sevgi somuttur.

  • Ya da benim sevgilerim somuttur. Yaşarım ben severken. Sevgiyle yoğrulurum. Bitip tükenirim bazen. Bu ister bir kadına olsun isterse başka bir şeye.
  • Çok bellidir benim bir şeyi sevip sevmediğim. Hiç saklayamam. Hemen sarılmak isterim. Öpüp, koklamak. Koşmak, hoplamak-zıplamak. Durup dururken "enteresan" bir şeyler yapmak.
  • Neredeyse gözle görülür sevgim. Ayrı bir yere koyarım sevdiklerimi. Hele ki aşık olduklarıma. Dünyanın merkezine oturturum onları. Semalarda dolaştırırım. Hiç basmaz ayakları yere ben onları severken.
  • Yıkımlarım da büyüktür benim. Terkedildiğimde. Yıkımdan da öte. Ölüm sanki. Bu sonuç kaçınılmazdır. Bu kadar çok sevince kaybedince de yıkımım büyük olur. Sevgim gibi tersi de somuttur.
  • Biri bana ters birşey yapmaya görsün. Sonsuza dek unutmam. Galiba çok uçlarda yaşıyorum hayatı. Bunu farkettim geçenlerde. Biraz ortalamak lazım. Uçlarda yaşayınca insan, belki sevgileri büyük olabiliyor. Ama yıkımlar ise çok daha büyük.
  • Karar verdim artık. Bu kadar abartılı olmayacağım hayatta. Yine çok sevmeye devam edeceğim tabiki ama bir yere kadar. Yıkımlarım da artık ölüm gibi olmayacak. Düşmek yok artık. Ayakta kalmak vaktidir.
  • Ne dersem diyeyim. Benim sevgilerim hep somut kalacak. Anlayacak sevdiklerim sevildiklerini. Ben hiç zorlanmam "Seni Seviyorum" derken. Pişmanlığım yoktur bu konuda birçokları gibi. Yeri geldikçe söylerim hiç çekinmeden. Hem öyle fısır fısır da değil. Gayet de duyulur bir sesle. Çünkü sevmek, sevilmek büyük nimet. Kaç kişi var ki gerçekten sevdiğimiz ya da sizi seven ? O yüzden sevginiz somut olsun onlara. Kaybettikten sonra üzülmeyin. Boşuna olur çünkü.


Acı ama GERÇEK !

Read More!

Çikolata Bayramı



Yine bir bayramla daha kucaklaştık. Çok şükür. Bir aydır tuttuğumuz oruçların, yaptığımız ibadetlerin mükafatıdır Ramazan Bayramı. Herkes için bayramlar ayrı önem taşır. Kimileri yakınlarını görmek için iple çeker bayramları. Kimileri yoğun iş temposundan biraz kaçmak için dört gözle bekler. ( Maalesef son yıllarda bu daha ön planda ). Bu örnekler çoğaltılabilir. Ama ne olursa hayatımızda büyük yer tuttukları bir gerçek.

Benim için de yeri ayrıdır bayramların. Birçokları gibi, daha yaşım 23 olmasına rağmen, ben de eski bayramları özlemekteyim. Daha bir dolu dolu geçerdi çocukluğumun bayramları. Bu biraz da o zamanki şartlarla ve ortamla alakalı galiba. Büyük şehirlerde bayram coşkusu tam manasıyla yaşanımıyor doğrusu. Ne olursa olsun, benim için bayramlar hala çok güzel çünkü sınırsız çikolata var. Yaşasın !

Herkes toplamıştır küçükken şeker, çikolata. Ama ben biraz abartırdım olayı. Her kapıyı çalar, herkesin elini öpmeye gayret ederdim. Tanıdık olsun ya da olmasın. Para verenlere de ayrı bir sevgi beslerdim. Eskiden bayram demek benim için, sabahtan akşama kadar sokaklarda turlamak demekti. Arkadaşlarla oyunlar oynamak. Hava koşullarına göre belki dondurma yemek. Belki kucak dolusu çikolata...

Eski bayramlarımı sayfalarca anlatabilirim. Herkes anlatabilir. Ama az çok neler ifade ettiğini verebildim sanırım. Siz siz olun, büyüklerinizi, akrabalarınızı, sevdiklerinizi arayıp sormayı unutmayın. Elimizdeki bu güzel değerleri kaybetmeyelim. Çocuklarınıza bol bol harçlık verin, cimrilik yapmayın. Yemeğe fazla yüklenip midenizi üzmeyin. Bırakın o da yaşasın bayram coşkusunu. Şeker kutunuzdan çikolatalı olanları eksik etmeyin. Mümkünse bol sütlü. Sağlıcakla kalın. Nice bayramlara efendim. Büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öper; herkese sevgi ve saygılarımı sunarım. Bayram coşkusuna kaldığım yerden devam edebilirim. Çocukluğumdaki gibi olmasa da...

Emre C.


Read More!

Yaşayan En Seksi Kadın


"Hollywood yıldızı Charlize Theron, erkek dergisi Esquire'ın anketi sonucunda, yaşayan en seksi kadın seçildi.

Derginin Kasım sayısının kapağını da süsleyen Güney Afrikalı güzel, bu sonuçtan çok memnun olduğunu söyledi."

Vatana millete hayırlı olsun. Güzel seçim. Dergi okurları güzelden anlıyormuş cidden. Fakat ben onu hep Şeytanın Avukatı'ndaki şahane performansıyla hatırlıyorum. Charlize deyince aklıma hemen o performans geliveriyor.

***

Bu güzelimiz, 1975'te Güney Afrika'nın şirin mi şirin bir kasabasında doğmuş. ( Ne iyi etmiş ). Biyografisinden dikkatimi çekenler şunlar efendim :

-28 Afrika dili biliyormuş.
-Film seyretmeye bayılırmış ve aldığı-kiraladığı filmleri 50 kere izlermiş. ( Adam olacak çocuk )
-13 yaşında babasını kaybetmiş.
-Profesyonel olarak Johannesburg’da dansetmekteymiş.
-People dergisi tarafından 2000 yılında dünyanın en güzel 50 insanı arasında gösterilmiş.
-16 yaşında modellik yarışmasını kazanmış ve İtalya'ya gitmiş.
-18 yaşında annesinin tavsiyesiyle Los Angelas'a gitmiş. ( Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar )
-Şöhreti, benim de hayranı olduğum, The Devil's Advocate ( Şeytanın Avukatı ) adlı filmle kazanmış.
-Son sinema filmi In The Valley Of Elah. Başrolü Tommy Lee Jones, Susan Serondon ile paylaşıyormuş.

Haber ve Resim : Mynet
Biyografi : Film.gen.tr ve Biyografi.info


Read More!

Türk Kelimesi Nereden Geliyor ?


Türkler ve İlk Defa Türk Kelimesinin Kullanılışı

Türk Milleti'nin tarihi neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir; Türkler binlerce yıldan beri tarih sahnesinde yer almaktadırlar. Bu durum, bilim adamlarının dikkatini çekmiş ve onları Türk kelimesinin kökenini araştırmaya yöneltmiştir. Türk adının kaynağını bulmak amacıyla yapılan araştırmaların sonuçlarına dayanarak çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Kimi uzmanlara göre, Türk adına ilk defa MÖ 14. yüzyılda "Tik" veya "Tikler" şeklinde rastlanılmıştır. Bazı uzmanlar ise bu adın MÖ 14. yy.'dan önce de var olduğu görüşünü benimsemişlerdir. Türkler'in binlerce senelik geçmişi göz önünde bulundurularak, Türk adının nereden geldiğine ilişkin birçok iddia ortaya atılmıştır.
Türkler'in eski dönemlerine ilişkin bilgilerin kökeni çoğunlukla Çin tarihine dayanmaktadır. Çinli tarihçiler MÖ 2000-1000 yılları arasında ilk Türk hükümdarlarından bahsetmektedirler. Bununla birlikte, eski Çin kaynaklarındaki Türk hükümdarlarının ve devletlerinin adları Çince yazılıdır. Bunların Türkçe karşılıkları tam anlamıyla bilinmemektedir. Profesör Erol Güngör'ün deyişiyle,
"Bizim atalarımız o çağda "Türk" adıyla anılmıyordu. *Türk* kelimesi bugün bir milletin adıdır ama atalarımız o zaman henüz bir millet halinde değildi. Boy ve aşiretler halinde yaşıyorlardı ve her aşiretin ayrı bir adı vardı."
Türk adının tarih sahnesine çıkışı MS 6. yüzyılda kurulan Göktürk milleti ile olmuştur. Orhun kitabelerinde yer alan "Türk" adı daha çok "Türük" şeklinde gösterilmiştir. Yani, Türk kelimesini ilk defa resmi olarak kullanan siyasi teşekkül Gök-Türk İmparatorluğu olmuştur. Göktürkler'in ilk dönemlerinde Türk sözü bir devlet adı olarak kullanılmışken, daha sonra Türk Milleti'ni ifade etmek için kullanılmaya başlanmıştır.
Çin İmparatoru MS 585 yılında, Gök-Türk Kağanı İşbara'ya gönderdiği mektupta "Büyük Türk Kağanı" diye hitap etmiştir. İşbara Kağan'ın Çin İmparatoru'na cevabi mesajında da "Türk Milleti'nin Tanrı tarafından kuruluşundan bu yana 50 yıl geçti" ifadesine yer verilmiştir. Bunlar Türk adını resmileştiren olaylar olarak tarihe geçmiştir.
Göktürk yazıtlarında Türk sözü daha çok "Türk Budun" şeklinde geçmektedir. Türk Budun, Türk Milleti anlamındadır. Dolayısıyla Türk adı bu dönemlerde bir topluluğun veya kavmin isminden ziyade siyasi bir mensubiyeti belirleyen bir kelime olarak görülmektedir. Yani Türk soyuna mensup olan bütün boyları ve toplulukları ifade etmek üzere milli bir isim haline gelmiştir.
Türk kelimesinin anlamı üzerinde de çeşitli görüşler vardır. Bunlardan bazıları şu şekildedir:
Çin kaynaklarında "Tu-küe (Türk)" miğfer olarak yorumlanmakta; İslam kaynaklarında ses benzeşmesine dayanarak terk edilmekte, olgunluk çağı şeklinde değerlendirilmektedir.
Arminius Vambery'nin 19. yüzyılda yazdığı eserlerinde belirttiğine göre, Türk kelimesi "türemek"ten gelmektedir. Ünlü Alman Türkolog Albert von Le Coq, Türk deyişinin "güç-kuvvet" anlamı taşıdığını ileri sürmüştür. Bu konudaki diğer çalışmalara göre, Türk kelimesi, "Altaylı (Ceyhun ötesi Turanlı)" kavimlerini tanımlamak üzere 420'li yıllardaki bir Pers metninde görülmektedir. Yine 515'de, "Türk-Hun" ( Kudretli Hun ) tabirinin de geçtiği bilinmektedir. İran kaynaklarında Türk kelimesinin "güzel insan" karşılığında kullanıldığı belirtilmektedir.
9. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud, "Türk adının Türkler'e Tanrı tarafından verildiğini" belirtmiş; *gençlik, kuvvet, kudret ve olgunluk çağı* demek olduğunu bir kez daha vurgulamıştır. Türk kelimesinin "güçlü-kuvvetli" anlamına geldiği, bugün neredeyse bütün tarihçiler tarafından kabul görmüştür.
Türk Yurdu
Günümüzde sayıları 350 milyonu aşan ve oldukça geniş bir bölgeye yayılmış olan Türkler'in ilk ana yurdunu tespit edebilmek için geniş araştırmalar yapılmıştır. Çeşitli alanlarda, farklı uzman ve bilim adamlarınca yapılan çalışmalar sonucunda her alanda farklı iddialar gündeme gelmiştir. Böylece ortaya şöyle bir tablo çıkmıştır:
Tarihçiler, Çin kaynaklarına dayanarak Altay Dağları'nın; etnologlar, İç Asya'nın kuzey bölgelerinin; dil araştırmacıları, Altaylar'ın veya Kingan Dağları'nın doğu ve batısının; kültür tarihçileri, Altay-Kırgız Bozkırları arasının; sanat tarihçileri, Kuzeybatı Asya sahasının; antropologlar ise Kırgız Bozkırı-Tanrı Dağları arasının ilk Türk ana yurdu olduğunu iddia etmişlerdir.
Bu konudaki araştırmalara göz attığımızda, Türkler'in ilk ana vatanlarının kesin sınırlarını çizmenin mümkün olmadığı görülür. Bunun asıl nedeni Türkler'in ilk zamanlardan itibaren oldukça geniş bir alana yayılmalarıdır. Son yıllarda yapılan dil araştırmaları göz önüne alındığında, ilk Türk yurdunun *Altay Dağları'ndan Urallar'a kadar uzanan, Hazar Denizi Kuzeydoğu Bozkırlarından Tanrı Dağları'nı kapsayan çok geniş bir bölge* olduğu anlaşılmaktadır.
Türkler, tarihin akışı içerisinde, ana yurtlarından çok uzak mesafelere göç ederek geniş bir coğrafi alana yayılmış; bugün Balkanlar'dan Çin Seddi'ne, Sibirya Bozkırları'ndan Horasan, Afganistan, Tibet'e kadar olan bölgeleri yurt edinmişlerdir.
Günümüzde özgürlük ve eşitliğin öncülüğünü yaptıklarını iddia edenler bilmelidir ki, insan hak ve hürriyetlerinin gerçek anlamdaki ilk uygulayıcısı Türkler olmuştur. Türkler tarafından kurulan devletlerde din, dil ve ırk ayrılığı gözetilmeksizin herkese eşit davranılmıştır. Profesör Hakkı Dursun Yıldız bu gerçeği, "Bütün tarih boyunca Türkler'de din, dil ve ırk ayrılığı sebebiyle Amerika ve Avrupa'da her zaman rastlanan bir katliama, işkenceye ve hakların elinden alınmasına kesinlikle rastlanmamaktadır" şeklinde ifade etmiştir.
Dikkat çekici bir nokta, eski Türk kavimlerinde, kadınların erkeklerle neredeyse eşit haklara sahip olmalarıydı. Türk kadınları toplum hayatının hemen her aşamasında görev alırlar; yeri geldiğinde savaşmaktan çekinmezlerdi.
Read More!

Çocukluk Arkadaşım

Bayramdan bayrama görür oldum onu. Küçükken az mı oyun oynamamıştık beraber. Çok tatlıydı. Çok hırçındı. Çok inatçıydı. Arkadaşımdı. Onu da bırakırdı ailesi dedesinin yanına. Beni de. Ailelerimizden yoksun olmaktan mıdır bilmem, hüzünlüydük ikimiz de. Çocuksu halimizle. Kavga da ederdik. Ben ondan büyüktüm. Çocukluk hırsıyla bir iki kere de sert kavgalarımız olmuştu. Ama severdim. O yaşta anlamasam da severdim. Şimdi 20 yaşlarında olmalı. Gözlerinde hep kocaman hüzün…

Babasını kaybedeli 3-4 yıl kadar oluyor herhalde. Ne kadar da üzülmüştür. Babası yahu. Mustafa Abi. Çok temiz kalpliydi. Bu tabir çok kullanılır oldu belki ama; kullanılacaksa onun için kullanılmalı. İyiler erken gidiyor galiba. Kalın gözlük camlarının arkasından baksa da hayata; ne gerisindeydi yaşamın ne de kıyısında. Tam ortasındaydı. Neşeliydi. Candı. Canandı. Babasıyla çok iyi anlaşırdı canım kardeşim. Kardeşim dedim de. Küçükken sitem ederdim boyuma bakmadan Tanrı’ya. Benim neden bir kardeşim yok diye. Olsaydı onun gibi deli dolu olmasını isterdim. Çok küçüktük. Yaşımızdan fazlaydı hüzünler. O yaşta anlamasam da severdim. Şimdi 20 yaşlarında olmalı. Gözlerinde hep kocaman hüzün…

Döverdi dedesi. Bir bu eksikti dedirtircesine kadere. Annesini pek sevmezdi. Haklı gerekçeleri vardı kendince. Ne yalan söyleyeyim ben de sevmezdim. O da döver miydi kızını bilmiyorum. Babaannesini çok severdi. Onu tek kollayan oydu. Babasından gayrı. Babası öleli 3-4 yıl oluyordur herhalde. Ne yapar şimdi, kime sığınır çocukluk arkadaşım. İyi ki amcası var. O da olmasa. Limana sığınmadan yapabilir mi gemiler, zalim fırtınalarda ?

En son yine bir bayramda gördüm onu. Tek başına geldi bize. Ev misafirle dolup taştı. Beni ilgilendiren gözlerindeki hüzündü. Ne zaman ağlayacak derken, bir espri patlatıyordu. Aynı delilik. Tıpkı çocukluğunda olduğu gibi. Tıpkı çocukluğumda olduğu gibi. O yaşta anlamasam da severdim. Şimdi 20 yaşlarında olmalı. Gözlerinde hep kocaman hüzün…

Read More!

Tek Şans


Look, if you had one shot,
one opportunity
To seize everything you ever wanted-
One moment
Would you capture it
or just let it slip?

Eğer bir şansın olsaydı. Sadece bir atış şansın. Bugüne kadar istediğin her şeyi yapmanı sağlayacak bir dakika. Onu en iyi şekilde değerlendirir miydin; yoksa elinden kaçıp gitmesine izin mi verirdin?

Eminem’in bu şarkısı beni hep düşündürmüştür. Hayatta önümüze pek çok kere fırsatlar çıkmakta. Ama kaç tanesi hayati önemde bunu bilmek gerçekten çok zor. Karar anınız çok kısıtlı bir süre. Ya o anda karar vereceksiniz ya da elinizden uçup gidecek. En kötüsü de o fırsatı başkalarını değerlendirirken görmek olmalı herhalde. Bu fırsat gitmiş olabilir. Ama şuna inanıyorum. Yeni fırsatlar mutlaka çıkacaktır. Kaçırdıklarımıza yanmak yerine yeni gelenlere açık olmalıyız. Eğer o kaçırdıklarımıza üzülmekte ısrar edersek yeni gelenleri göremeyiz. Fırsatları kovalamayı bırakmayın. Onlar sizi bulmasa bile siz onları bir yerde yakalarsınız. Geçmişe takılmayın; anı yaşayın. Ne demiş Benjamin Franklin :

“Şimdiki zamanın keyfini çıkar, geçmişe dikkat et ve en son yaşadıklarından ne kork ne de aynısını yeniden yaşamak iste.”

***

Eminem parçasını şöyle bitiriyor:

"You can do anything you set your mind to, man"

Kafanda tasarladığın her şeyi gerçekleştirebilirsin. İstemek önemli, iste ve başar..


Read More!