Bence AŞK...



Bence aşk...

  • Kışın üşümektir aşk. Sonra birbirine yanaşmaktır. Öyle ısınmaktır.
  • Yazın terlemektir aşk. Dondurma yemektir beraber. Yüzlerdeki gülümsemedir.
  • Çocukluktur aşk. Kaprisler yapmaktır arada. Nazlanmaktır. Sonra kucaklaşmaktır. Çok sevmektir.
  • Beraber yaşlanmayı istemektir aşk. Her haliyle sevebilmektir.
  • Bir anlıktır aşk. İlk anda vurulmaktır.
  • Makamdır aşk. Bazen hicaz, bazen uşşak, bazen de nihavend.
  • Annem ve Babamdır aşk. İlk onlardan dinlemektir.
  • Sinemadır aşk. Kimi zaman romantik komedi, kimi zaman da dram.
  • Hastalıktır aşk. Tüm zamanların en tehlikeli hastalığı. Çaresinin bulunamamasıdır.
  • Gülmektir aşk. Onu görünce, elinde olmadan, gülümsemektir. Mutlu olmaktır.
  • Ağlamaktır aşk. Ayrılık kapıdayken kahrolmaktır. Mutsuz olmaktır.
  • Gariptir aşk. Çok gariptir.
  • Oyundur aşk. Masumca oynanan minik oyunlardır. Bazen de hiç masum olmamasıdır oyunların.
  • Aşk tanımı çok zor olan bir kelimedir. Ezber bozandır.
  • Sonbahardır aşk. Sapsarı. Yaprakların dökülmesidir. Hüzünlüdür.
  • İlkbahardır aşk. Rengarenk. Çiçeklerin açmasıdır. Neşelidir. İçinin kıpır kıpır olmasıdır.
  • Hayat gibidir aşk. Ta kendisidir. İkisinin iç içe olmasıdır. Bazen hangisi hangisinin içinde anlamamaktır.
  • Onun gözleridir aşk. Bazen yeşil, bazen mavi, bazen de kapkara.
  • Acı çekmektir aşk.
  • Bunların hepsidir aşk.
  • Başka hiçbir şeye benzemez aşk. Aşk gibidir aşk.
  • Anlatılmaz yaşanır. Yaşayınca öğrenilendir.


Aşkı bir yerlerde yakalayıp, yaşamanız dileklerimle...

Emre C.

Read More!

Çok Şanslıyız



İnternette dolaşırken rastladığım bu yazı çok hoşuma gitti. Kendimi çok kötü hissettiğim bir dönemden geçiyordum. Bu yazıyı okuduktan sonra fikirlerim tamamen değişti. Bazen bilmek yetmiyor. Tekrar tekrar okumak, düşünmek gerekiyor. Yazıyı çıktı olarak alıp odamın kapısına astım şimdi her odama girdiğimde okuyorum. Bunu her sabah tekrarlamayı düşünüyorum ve halime binlerce kez şükretmeyi de....

  • "Eğer bu sabah sağ olarak uyanmışsanız, dün ölen iki yüz bin insandan daha şanslısınız.
  • Eğer bu sabah hastalıklı değil de sağlıklı uyanmışsanız, şu anda hasta olan 1 milyar insandan daha şanslısınız.
  • Bir harp tehlikesi ile işkence görmek ihtimali ile karşı karşıya değilseniz, 500 milyon insandan daha rahatsınız.
  • Kilerinizde veya buzdolabınızda yiyeceğiniz, üzerinizde elbiseniz ve başınızı sokacak bir eviniz varsa, dünyadaki 3 milyar insandan daha zenginsiniz.
  • Cebinizde veya bankada paranız varsa, dünyanın en imtiyazlı olan 1 milyar insanı arasındasınız.
  • Bu yazıyı okuyabiliyorsanız, okuma yazma bilmeyen 2 milyar insandan biri değilsiniz.
  • Anneniz babanız sağ ise ve boşanmamışlarsa, eşiniz ve çocuklarınızla(varsa) mesut bir aileyseniz, siz dünyadaki nadir insanlardan birisiniz.

O halde ne duruyorsunuz, halinize şükredin!

Gerçekten de biz çok şanslıyız …"

.....


Read More!

Eskişehir'i Tanıyor Musunuz ?



Doğduğum şehir Eskişehir.
Çocukluğumda ayazını yediğim şehir Eskişehir.
Adı eski kendi "YENİ" şehir Eskişehir.
Ayrılmak zorunda olduğum; yıllar sonra kavuştuğum şehir Eskişehir.
Büyükşehir Eskişehir.
Ne kadar tanıyorsunuz Eskişehir'i?
Mesela bunları biliyor musun?
-Yunus Emre'nin Eskişehir'li olduğunu biliyor musun?
-Aynı şekilde Nasreddin Hoca'nın, Şeyh Edebali'nin, Seyyid Battal Gazi'nin,
-Hatta Cüneyt Arkın(Fahrettin Cüretlibatur), Tuna Kiremitçi, Beyazıt Öztürk, Güner Ümit, İlhan Mansız, Mithat Körler, Nalan (of aman), Nuri Alço, Hakkı Devrim, Azra Akın, Mehmet Terzi, Selçuk Erdem, Berkant, Enis Batur, Prof.Dr. Mehmet Kaplan ve bir çok yazar, şair, siyasetçi ve sanatçının Eskişehir'li olduğunu biliyor musun?
-İstanbul, Ankara ve İzmir dışında 2 üniversiteye sahip tek Anadolu kenti olduğunu, halk ile öğrencilerin çok güzel bir şekilde kaynaştığını, şehrin mega kampüs görüntüsünde olduğunu ve bu şartlar altında nadir öğrenci kentlerinden biri olduğunu ( Avrupa dahil )
-Yaklaşık 40 bin öğrencinin bulunduğunu,
-İçinden Tramvay, porsuk çayından da feribot ( espot ) seferlerinin olduğunu,
-Ulusal Tren seferlerinin uğradığı tek şehir olduğunu,
-Şehir planını 1930'larda Fransızların yaptığını ve halen daha da güzelleşerek devam ettiğini,
-Nüfusunun ( 2000 sayımına göre ) 700 bin civarında olduğunu,
-Dünyada lületaşının çıktığı tek bölge olduğunu,
-Türkiye Açık Öğretim Fakültesinin merkezi olduğunu,
-Ortadoğu ve Balkanların tek havacılık okulunun olduğunu,
-OKS ve ÖSS'de her yıl ilk beşe en az birinin girdiğini,
-Eskişehirspor'un bir zamanlar ligde fırtına gibi estiğini, kupalar kazandığını, nice gol kralları ve nadide futbol adamları yetiştirdiğini,
-Sokaklarda hala güvenli dolaşabileceğiniz, suç oranlarının Türkiye oranlarının altında olan bir şehir olduğunu,
-Şehrin dört bir yanını güzel-garip heykellerin ( 60 ) süslediğini,
-Birçok sinema, tiyatro, sergi ve kültür salonlarıyla tam bir kültür kenti olduğunu,
-Senfoni Orkestrasına sahip olduğunu,
-Bir çok bakımdan Avrupa Kenti olma yolunda ilerlediğini,
-Bor-Boraks, Perlit, Krom, Manyezit, Kalsedon, Torit, Toryum gibi çok önemli maden yataklarının bulunduğunu,
-Köprü Dizisinin Eskişehir'de çekildiğini,
Bunlar ilk etapta aklıma gelenler ve bulabildiklerim. Eskişehir görülmesi, gezilmesi gereken bir kent. Bir Avrupa kenti görünümünde ama Anadoluluğundan hiç birşey kaybetmemiş bir kent. Sevdiğinizde onun da sizi seveceği bir yer. Bir çok öğrencinin mutlu mesut yaşadığı, ayrılırken hüzünlendiği kent. Çok da anlatılmaz aslında Eskişehir. Bizzat yaşanır. Hem de doya doya...
 
Yapmadan Dönmeyin:
Yazılıkaya'yı ( Midas Anıtı ) görmeden,
Sakarıılıca Termal Turizm merkezini ziyaret etmeden,
Şehrin en ünlü yemeği olan çi-böreğinin tadına bakmadan,
Açık Hava Müzesini ziyaret etmeden,
Anadolu Üniversitesinin kampüsünü gezmeden,
Haller Gençlik Merkezi'ne uğramadan,
Lületaşı eserleriden satın almadan,
Doktorlar Caddesi ve Adalar'da turlamadan,
Espot'a ve Tramvay'a binmeden,
Restore edilen "Odunpazarı Evlerini" görmeden,
Dönmeyin...
Read More!

Bambuyu Örnek Almak

Başarılı olmak aslında o kadar da zor değildir. Başarılı olmak çok zordur. Çelişkili bir giriş oldu. Farkındayım. Ama ikisi de doğru bence. Şöyle ki :

Başarılı olmak çok da zor değil. İlk önce istemek önemli. Ama alelade bir istemden bahsetmiyoruz. Bunu tüm hücrelerinizle hissetmeniz lazım. Başarılı olacağınızı, olabiliceğinizi çok ama çok istemeniz lazım.

İkincisi hayal etmek. Malum herşey hayal etmekle başlar. Başarılı olduğunuzu hayal etmelisiniz. Kendinizi o konumda görmelisiniz. Öreneğin, üniversite sınavında mı başarılı olmak istiyorsunuz, o zaman kendinizi üniversiteyi kazanmış ve okur halde hayal etmeniz lazım. Hayal ikinci adım.

Üçüncü adım, ki bence en önemlisi, çalışmak. Tiyatroda şöyle bir kabul vardır. Tiyatrocu olmak için % 20 yetenek % 80 çalışma gereklidir diye. Sayılar değişebilir. Çok da mühim değil. Ama çalışmanın ne kadar önemli olduğunu anlatan çok net bir örnek. O zaman ne diyoruz; çalışmak, çalışmak ve çalışmak.

Son olarak, bir o kadar önemli basamak, sabır. Başarmayı çok istediniz, hayal ettiniz ve çok çalıştınız. Bravo size. Ama sabırlı olmazsanız. Bunların hiçbir anlamı kalmıyor. Sabırla ve belki inatla çalışmayı sürdürmeniz lazım. Kısa süreli başarılara değil uzun vadeli olanlara odaklanmalısınız.

Başarılı olmak çok zor. Bu saydıklarımızı gerçekleştirmezseniz; işiniz hakikaten çok zor. Şansa kalmış. Aslında şansı insanın kendisinin yarattığını düşünenlerdenim ama o ayrı yazının konusu.

Siz siz olun işinizi şansa bırakmayın. Kendi başarı basamaklarınızı kendiniz oluşturun. Ve ileride torunlarınıza anlatabileceğiniz bir başarı hikayeniz olsun. Hayatı boşu boşuna geçirmeyin. Başarmanın tadına varın. Yaşınız kaç olursa olsun başarabileceğiniz birşeyler muhakkak vardır.

Bambuların yetiştirilmesi birer sabır örneğidir. Yazımın sonuna bunu iliştirmek istiyorum. Siz bunu okurken ben kahvemi yudumlamaya ve yeni yazılar kovalamaya devam edebilirim. İyi günler...

"Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir. Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz.

Tohum yeniden sulanıp gübrelenir.

Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez.

Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir.

Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez.

Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler.

Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.

Akla gelen ilk soru şudur :

Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı hafta da mı? yoksa beş yılda mı ulaşmıştır? Kuşkusuz ki beş yılda. Büyük bir sabırla ve ısrarla beş yıl süresince, tohum sulanıp gübrelenmeseydi ağacın büyümesinden hatta var olmasından söz edilebilir
miydi?... "

Read More!

Bir Kedim Vardı Benim



Küçükken minik bir kedim vardı.

Rengini hatırlayamadım. Çok kızdım şimdi kendime.

Galiba griydi. Evet evet gri olması lazım.

Rengin ne önemi var demeyin. Ben çok severdim onu. İşte çocuk kalbiyle nasıl sevilirse öyle severdim.

Çok temiz sever çocuklar. Çok içten. Herşeyini vermeye hazırdır. Gerçekten ve bütün kalbiyle sever çocuklar. Çünkü onlar çocukturlar. Kendileri gibi sevgileri de pırıl pırıldır. Ve çok sever çocuklar. ÇOK.

Ben de öyle sevmiştim işte. Neden geldi aklıma şimdi bilmiyorum. Çok eskilere götürdü birden.

Nasıl da gelivermişti evimize. Yolda bulmuştu ya onu babam. Ne iyi etmişti babam. Ben babamı da çok severim. İyi adamdır benim babam.

Mutluluk oydu benim için. Aradan o kadar zaman geçti. O kedinin geldiği ve evde durduğu süreçteki mutluluğu bulamadım. Hiç birşey o kadar saf, o kadar temiz gelmedi bana.

Ve gitti birden...

Yine karanlık. Bir tane şiir yazmıştım gözyaşlarım kurumadan. Daha sonra hep yazdım. Her acı bir şiir bıraktı bende. Benim acılarım o kadar da "acımasız" değildi yani.

Ve ışık. Evimize muhabbet kuşu almıştık. Onu da çok sevmiştim yine çocuk kalbimle. Ama ilki kadar değildi elbette.

Keşke sevgilerimiz hep çocukluktaki gibi olsa. Karşılık beklemeden. Kırmadan. Dökmeden.

Ve çok sevsek...

Herkesi, herşeyi. En kalpsizi bile bulabilir sevecek bir şeyler. Çünkü o kadar çok ki.

Siz siz olun sevmeye kendinizden başlayın. Önce içinizde hiç büyümeyen çocuğu sevin. Ama çok sevin olur mu ?

Emre C.


Read More!

Seçimler ve Biz


Yaşayıp gidiyoruz. Yaşayıp gideceğiz. En sonunda avucumuzda yaptığımız seçimler ve sonuçları kalacak.

Yaşamımızı seçimlerin oluşturduğunu biliyoruz değil mi?

Çocukluktan başlıyor seçimlerimiz. Bir şekilde seçim yaptırıyor hayat bize. En az iki seçenek sunuyor bize. Birini seçmek ya da diğerini terk etmek sizin elinizde. Örneğin çocukken kötü arkadaşlarınıza uyup sigaraya başlayabilirsiniz. Ya da bunun yanlış olduğunu düşünüp aksi şekilde davranabilrsiniz. Orada, o yaşta yaptığınız seçim belki bütün hayatınızı etkileyecek. Bunu görmezden gelemeyiz değil mi?

Daha yakınlara gelelim. Lise biterken de seçim ya da seçimler yaptık. Seçtiğimiz bölüme girdik üniversitede. Bu da hayatımızla ne kadar alakalı bir seçimdi. Gelecek yaşamımızı şekillendirecekti o yaptığımız seçim/seçimler.

Daha sonra iş seçimi var. Hayatın ta kendisi. İnsanın temel ihtiyacının açlık giderim olduğunu söylemişti bir hocamız üniversitede. Bir işte çalışıp, para kazanmak da en temelde bunu gidermek için değil midir? Alın size bir önemli seçim daha.

Eş seçimi var bir de. Hayatınızı birleştireceğiniz doğru insanı seçmek. Aslında buna tam olarak seçmek denemez ama bazı seçimler sonucu gelinmez mi son noktaya bu tür ilişkilerde? Eş seçmek biraz kaba bir tabir oldu farkındayım. Manavdan sebze seçmek gibi. Ama sonuçta milyonlarca insanın arasından en doğrusunu aramak, bulmak bir seçim değildir de nedir? Tabiri biraz yumuşatıp; doğru insanı bulmak olarak değiştirebliriz. İşte hayatımızı etkileyen bir seçim daha size.

Çocukluktaki, okul hayatımızdaki, iş hayatımızdaki, aşk hayatımızdaki seçimler. Bunlardır bizi biz yapan. Belki de binlerce seçim yaparız hayatımız boyunca. Önünüzde bir çok seçenek var. Ben onlara kapı diyorum. Kapılardan doğru olanı seçme işi size kalmış. Hangisinin doğru olduğu konusuna gelince, başvurulacak iki merci var. Biri kalbiniz biri de beyniniz.

Madem ki bizi biz yapan yaptığımız seçimlerse iyi bir insan olmak bizim elimizde. Yeter ki doğru seçimler yapmayı başarabilelim. Yüreğinizin ve aklınızın yol gösterici olması dileğiyle...

(bu yazıyı yazmaya spiderman3 filminden sonra karar verdim.)


Read More!