Haydi Topla Valizini de Gidelim Ruhum

Biriciğime...

"Beni sevdiğini biliyorum. Biliyorum çünkü daha önce pek çok kez söylemiştin bunu. Açık sözlü olman gerçekten çok hoşuma gitti. Umarım hep böyle açık olursun bana karşı. Eğer bir ömür boyu yalansız bir hayat sunarsan bana, sana yemin ederim ki seni hiç üzmeyeceğim. Büyük konuştuğumu düşünüyor olabilirsin. Ama sen de büyük konuşuyorsun. Beni seviyor olman çok ama çok büyük bir şey. Gerçekten!

Bilmeseydim de hissederdim zaten, beni sevdiğini. Bakışların hiç gitme, kal der gibiyken; nasıl olur da beni sevmediğini düşünebilirim ki? Ben yanındayken başka bir dünyada gibisin. Anlamıyorum sanki! Çok mutlu olduğunu da hissediyorum ayrıca. Besbelli huzur dolu olduğun. Acaba bu büyük aşkımızdan mı yoksa sadece yanında oluşumdan mı? Yoksa ikiside mi? Bilmem. Cevabını sen biliyorsun. Ah canımıniçi ne kadar da çok şey biliyorsun. Her konuşmamızda, her sohbetimizde beni şaşırtmasan, şaşarım doğrusu. Ama ben de mutluyum bu durumdan. Yok yok sadece beni şaşırtıyor olmandan değil, benimle olmandan, biz olmamızdan, elimi tutmandan...

Ya hani sen bazen elimi bırakıyorsun ya, bir şey alacak oluyorsun çantandan; ya da bir şey işaret edecek oluyorsun, yapma olur mu? Bunları yapma demiyorum. Elimi bırakma diyorum. Neden bilmem, sen elimi bırakınca kötü oluyorum ben. Kendimi senin yanında bile yalnız hissediyorum. Küçükken annem ve babam tutardı iki yanımda duran minicik ellerimden. Şimdiyse sen tutuyorsun elimi, minicik elinle. Ama bembeyaz, pamuğumsu. Neden suratındaki bu hınzır gülümseme, anlamadım! Bırakma diyorum o kadar! Hiç bırakma! Nasıl olacağını bilmem. Sen düşün orasını ama bırakma. Elinle bırakmak zorunda kalırsan, ki hiç istemiyorum, ruhunla yakala elimi. Sımsıkı tut. Elin gelesiye kadar kötülük uğramasın bana. Çok güçlü olduğumu, öyle göründüğümü düşünüyor olabilirsin. Ama değilim işte. İllaki eline muhtacım, illaki ruhuna...

Ruhum rüzgara tutulmuş savruluyordu. Terkedilmiş bir kasaba düşün. Herkes gitmiş büyük kente. Sadece yalnız ruhlar kalmış. İşte böyle bir yerdeydim. O yalnız ruhlar da bir bir gittiler. Bir ben kaldım bu garip kasabada. Ne biçim bir yerse burası herkes terketti. Tek başıma bırakıp gittiler bir sabah. O sabah sert rüzgarlar geldi sonra. Birdaha da hiç gitmediler zaten. Bu kasabada 2 arkadaşım vardı artık. Biri yalnızlığım diğeri de rüzgarlar. İşte ruhum elinde tuttuğu yalnızlığıyla rüzgarlarla savaşıyordu. Rüzgarlardaysa bir kahkaha tufanı vardı ki sorma gitsin! Alay mı ediyorlardı yoksa sadece kendi aralarında mı eğleniyorlardı bilemiyordum ama acı verdikleri kesindi. İnsanlar ve ardından da bütün ruhlar da gidince bu kasabanın iklimi de değişivermişti. Yüzyıldır baharı göremiyordum burada. Yüz yıllık yalnızlığıma bir de yüz yıllık sonbahar eklenmişti. Fakat beni uyandıran senin sesin oldu yüzyıllık uykumdan. Rüzgarlarla boğuşa boğuşa sesine uçtum. Sonunda sana kavuştum. Yaşasın!

Beni sevdiğini biliyorum. Nasıl, niçin, ne şekilde sevdiğini bilemesem de, beni sevdiğini biliyorum. Ne boyutta seviyorsun acaba? Ya da ne gibi bir sevgi bu? Örneğin sadece insan olarak mı seviyorsun? Ya da arkadaşça mı? Ya da sevgilin olarak mı? Veya hepsi mi? Hepsi olsun isterim ben. Ne de çok şey isterim ben! Ama sen bana alışıksın. Herşeyimle sevdiğini söylemiştin ya, daha da bir şımardım artık. Korkma en fazla bu kadar şımarıyorum. Daha fazlasını zaten ne bilirim ne de yaparım. Şükrediyorum Tanrıya seni bana yolladığı için. Yalnızlık gerçekten zor. O gözlerin olmasa hiç çekilmez şu hayat. Ruhum bayatlamak üzereydi sen gelmeseydin. Tazelendi herşey. Heryerim masmavi bugün. Ve dünüm de yarınım da aydınlık artık. Gitme olur mu? Hiç gitme!!

Seni sevdiğimi biliyorum. Sen de biliyorsun. Biliyorsun çünkü daha önce pek çok kez söyledim sana. Açık sözlü olmam çok hoşuna gitmişti. Hep böyle olacağıma inanabilirsin. Başkası gelmez zaten elimden. Ne kadar da aynıyız! Ne kadar da farklıyız! Yaşam cidden bu kadar güzel mi yoksa sen elimi tuttuğundan beridir mi daha güzelleşti? Bilmiyorum. Hasta olmanı istemiyorum. Seni seviyorum. Üzülmeni istemiyorum. Ağlamayı hele hiç geçirme fikrinden! Sevinç gözyaşların bile üzer beni. Ben ağlarım gerekirse. Zaten alışığım biliyorsun! Geceleri üstün açık uyuma. Bahar geldi diye hemen dondurma da yeme! Akşamları da serin oluyor hala. Yine de tedbirli ol. Benden başka bir erkeğe uzun uzun bakma. Kıskanırım ben. Başkası da bakmasın sana. Gene kıskanırım. Üzülürüm hem. Ailenle de iyi geçin. Ne onlar seni üzsün ne de sen onları. Derslerine de çok çalış. Evet nasihat veriyorum. Bakıyorum da sıkıldın hemen! Peki lafı uzatmıyorum. Kendine çok iyi bak olur mu? Senin canın, benim canım, ah benim diğer yarım! Bu yazıyı yazdıktan kısa bir süre sonra arayacaksın belki. O görüşmeye kadar elveda. Hoşçakal. Bizimle kal!

Seni sevdiğimi biliyorum. Beni sevdiğini de biliyorum. Bilmek yetmiyor. Göz görmek, kulak duymak, ten hissetmek istiyor. Sen o özlem duyduğum şehrin kollarındasın. Ben ise bu soğuk şehirde. Ama bahar geldi buralar da ısınacak artık. Sonra sen geldin. Baharım geldi! Bahar buraya mı geldi, bize mi geldi bilemiyorum ama bildiğim tek bir şey var:

Seni çok seviyorum..."


N..'ya...

Bu yazıyı okur musun? Şuan ne yapıyorsun acaba? Bana ihanetinin üzerinden 1 hafta geçti. Sahi oldu mu o kadar? Bilmiyorum. Artık bu yazıda geçenlerin hiçbirisini hissetmiyorum sana karşı. Ama hissediyordum. Seninle birlikteyken kaleme almıştım. Yayımlamak bugüne nasipmiş. O kasabaya geri dönüyorum yakında. Duyduğuma göre başka ruhlar da varmış artık. Yalnız olmayacağım kesin! Onlar olmasa zaten tek dostum yalnızlık eşlik ederdi bana!

ve Final...

...Maceramız "Kahve ve Aşk" ile başlamıştı. "Nazlı Bir Şehri Özlemek" adlı yazımda İzmir'in yanısıra "Onu" da özlediğimi belirtmiştim. "O" anlamıştı. Sonra O bana ihanet edince "Bir Numara Büyüktü Bana Bu Mutluluk" deyivermiştim. Güya arkadaşımdı bana bunları anlatan. Ben kafede oluyordum. Düşlediğim kafe Porsuk kenarındaki herhangi bir kafeydi. ( Oraya Eskişehir'de "Adalar" denir.) Birden geliveriyordu arkadaşım. Aslında o arkadaşım benim yalnızlığımdan başkası değildi! Bana anlatıyordu. Ben anlatıyordum aslında. Şimdi olduğu gibi..

İşte final. İşte son. Mutlu bir son düşlemiştim hep. Oysa bu film böyle bitti. Bir ihanete tanıklık etti soğuk ve yalnız kent. Diğer yalnız ruhlar benimle dalga geçse de, içimde küçük bir parçam onu sevmeye devam edecek. Ama ihanet acı bir şerbetti. Onu asla affetmeyeceğim ve içimde onu sevmeye devam eden parçamı da.. Asla!

Bir şiirle bitirelim ve gidelim ruhum. Topla valizini. Bu kent hem kalabalık hem de gürültülü. Bir numara büyük bize bu mutluluk. Nasıl da inanmıştık oysa değil mi? Olsun, bir başkası çağırana kadar vedalaş bakalım sokaklarla, caddelerle, apartmanlarla. Vedalaş da gidelim. Dönmemek üzere değil ama uzun bir süre kalmak üzere. Yok olmayalım ama kaybolalım. Aynı şey mi ikisi? Bence değil? Sence?

ve şiir o zaman...

Karanlık Odalar

nazlı ihanet! diye duyurdu magazin basını
oysa bilmiyorlardı ki ihanet nazlı olmazdı
en acımasız şekilde saplardı hançeri bağıra
siz bağıra bağıra kalakalırdınız bir karanlık odada

ihanetin sağı solu olmazdı geldi miydi pir gelirdi
ne insanlığınız kalırdı ne de adamlığınız
ama adam yanlarınız ağlardı geceleri yorgan altında
siz ağlaya ağlaya kalakalırdınız bir karanlık odada

kuş uçmaz kervan geçmez bir yerdi ihanet
ne bir iklimi vardı ne de hasret takvimi
oysa siz baharın geldiğini sanmıştınız
siz susa susa kalakalırdınız bir karanlık odada

siz kendinizi ne sanımıştınız da baharı beklemiştiniz
hadi beklemiştiniz de neleri bahar sanmıştınız
görmemiştiniz,duymamıştınız,anlamamıştınız
siz saf saf kalakalmıştınız bir karanlık odada

karanlık odanın anahtarını almışlar siz uyurken
ve vermeyeceklermiş bir yüzyıl boyunca
siz alışıktınız ya acılara, ağrılara
yapardınız bu karanlık odalarda olmaz birşey size
karanlık oda dediğin dört duvar bir pencere
gönül pencerenize kuş da konmaz artık
aldatılmak değil de adamlığınıza saplandı hançer
biz ona yandık ona yandık

ihanet bir karanlık odaydı
nazlı nazlı geldi bahar
koşarak gitti kardeşi güneşi de alarak
biz bakakaldık ardından bir karanlık odada
bakakaldık
yalnız kaldık...!!!

Emre C.

***SON***

Read More!

Bir Numara Büyüktü Bu Mutluluk Bana

Kafede onu beklerken dergilere dalmıştım. Neden sonra çıkageldi. Cebinde tonlarca hüzünle. Hemen sarıldım. "Dur", dedim. "Sakin ol!" Ama sarılırken titrediğini farkettim. Ne olduğunu hemen sormak istiyordum ama soramıyordum da. Çünkü anlatacak hali yok gibiydi. Sanki yüzyıllık bir savaştan yeni çıkmış sefil askerler gibiydi. Üstelik ne uğruna savaştığını bilmeden. Üstelik başka ülkenin topraklarında. Sarılmayı kesip yanıma oturdu. Onu dinlemeye hazırdım. Galiba o da anlatmaya hazırdı. Ağzını açtı önce konuşmak için, sonra vazgeçti. Boğazı kuru gibiydi. Bişeyler söyledim. Garsona el işareti yaparken, boynu öne düştü. Göz altlarının şişmiş olduğunu farkettim. Ağlamış mıydı? Neden? Daha 2 gün önce çok mutluyum diye mesaj atmamış mıydı? Canım arkadaşımı "o" mu üzmüştü?

Biraz sonra elmalı sodası geldi. Biraz gülümsedi. En sevdiği içeceği söylemiştim. Bir kaç yudum alıp, derin bir nefes aldı. Sanki bir anlatmaya başlayacaktı ve yıllarca susmayacaktı. Ve başladı...

"Kahve ve Aşk. İkisi de bana senden hediye... Hatırlıyor musun Emre? Aynı böyle bir kafede anlatmıştım sana herşeyi. Çok etkilenmiştin ya. Hatırlarsın ya! Sanki kendi başına gelmiş gibi hatırlarsın Emre! İşte o kızla karşılaştık tekrar. Şaşırma hiç öyle! Olan oldu. Ama ne karşılaşma. Hemen numaralarımızı aldık. Bir mesajlaşma, bir aramalar.. derken eskileri anma... Sonra aklıma senin yazın geldi. Onu okuttum. 'Bunları mı hissediyordun?' dedi bana. Evet, dedim. Çok duygulanmıştı. Ya da "mış" gibi yapmıştı. Bilmiyorum. Artık hiç bir şey bilmiyorum...

Mesajlaşmalar, aramalar arttı. Bir gün yeniden başlasak nasıl olur, diye düşündük. Bu fikir ikimizin de hoşuna gitti. Sonra o da beni arıyormuş yıllar yılı. Ne mutluydu değil mi bize? Mutluydu ya! Ne mutlu bize! Sonra başladık işte. Diğer ilişkiler nasılsa bizimkisi de öyle başladı. Mutlu olmaya ne kadar yakın olduğumu düşündüm. Ne kadar acı çektiğimi bilirsin! Sen dememiş miydin, artık sen mutlu olmayı hakettin diye? Demiştin ya! Neyse laf kalabalağı yapmaya niyetim yok. Ama mutluluğa hiç bu kadar yakın hissetmemiştim kendimi. Şuan göğsüm acıyor desem inanır mısın? İnanırsın ya, senin de acımıştır elbet. Bilmiyorum. Nerede hata yaptım? Neden? Bunu hak ediyor muydum?"

Birden sustu canım arkadaşım. Ağladığını anladım. Gözyaşları yanaklarından aşağı süzüldü. Benim de içimde birşeyler koptu. Belki bir fırtınaydı kopan. Ne olduğunu, o kızın canım arkadaşıma ne yaptığını bilmiyordum ama yine de çok kızmıştım ona... kendini toparlayıp devam edebildi sonra. Ben hiç konuşmuyor, onu dinliyordum.

"Belki de hak ediyordum. Olamaz mı? Salağım ben. Evet evet, bakma öyle kızgın kızgın! Safım ya da! Hakettim. Baştan hiç bulaşmamalıydım. Ama sevdim be Emre! Çok sevdim ve daha da çok sevmeye hazırdım. O minik elleri. O bakışları. O simsiyah saçları. Herşey aşka davet eder gibiydi. Ama olmadı. Ne olduğunu merak ettiğini biliyorum. Başıma bugüne kadar gelmemiş birşey geldi. Aldatıldım! Gerçi o bunu kabul etmiyor ama. Zaten gücüme giden de o. Olayı anlatmak istemiyorum. Ama sen bana güvenirsin. Ben aldattı diyorsam aldatmıştır. Zaten o da inkar etmiyor olayı. Sadece bunu "aldatma" olarak kabul etmiyor, hepsi bu. Şu an şoktayım. Dün de şoktaydım. Aldatıldığımı öğrendiğim 2 gün önce de şoktaydım. Binlerce soru var aklımda ona sormak istediğim. Ama susuyorum. Çünkü ben ona baştan söylemiştim. Bu kez farklı olsun demiştim. Bu kez üzmeyelim birbirimizi demiştim. Ama durum bu. Arkadaşın yine malup. Hayat bir gol daha çaktı en sağlamından. Ama ben niyeyse kendi kalesine gol atmış bir futbolcu gibiyim. Şaşkın ve perişan. Ama biliyordum. Bu mutluluk bana bir numara büyüktü. Ama nasıl olsa seneye de giyerim deyip balıklama dalmıştım. Ama şimdi sudan çıkmış balık gibiyim. Arkamda bıraktığım hayata mı yanayım? Yoksa sürükelendiğim yeni duruma mı?"

Başarmıştı. Beni de üzmeyi başarmıştı. Ama sözleri tam da hüzün taşımıyor gibiydi. Biraz öfke, biraz hüzün hatta sevinç. Evet sevinç. Bu olayın ilk başta kopmasına seviniyordu sanki. Konuşurken bir kaç kez gülümsediğini gördüm. Ben ise neler ummuştum? Daha bu kafede buluşup bana neler neler anlatacaktı. Mutlu günlerini örneğin... Yeni hayatında kedere yer olmayacaktı. Gelip bana anlatacaktı arkadaşım. Bir insan, sevdiğini niye aldatır? Yani aldatmanın büyüsü çok mu cazip gelir? Hep mi imkansızı ister insanlar? Yanıbaşında olan çok mu kolaydır? Arkadaşım ona mutluluğu vaad etmişti. Şimdi o kıza ne diyelim ki? Hayatta başarılar mı dileyelim? Yoksa geçmiş olsun mu diyelim, hayatının aşkını ıskaladığı için. Bence birşey demiyelim. Kendi anlasın... belki de anlamıştır...?!

Birşeyler söylememi bekliyordu. Uzunca bir nutuk attım. Aşk üstüne, sevgi üstüne. Daha dikkatli olmasını tembihledim. Bu da "Yalancı Baharmış" dedim. Kahvemden son bir yudum alıp, bu da geçer yahu dedim. Üzülme bu da geçer! Sonra kalktık. Şehire bahar gelmişti. Bizim içimize usul usul kar yağmaktaydı oysa. Elimi omzuna attım. Zoraki bir tebessüm çıkardı bana yandan. İçimizdeki karları kürüye kürüye yola devam ettik... İçimize kar yağdı durdu. Biz yürüdük durduk...

"Kar yağdı durdu
Biz yürüdük durduk
Kar yağdı durdu
Biz yorgunduk ve durduk."

Emre C.
14 Mayıs 2008


Read More!