Anadolu Ağlıyor Sen Gittin Diye

Anadolu kokmuştu sensizlik. Acı ve hüzün. Gözyaşı ve keder. Annem gibi yaslı, babam gibi dayanıklı. Sensizlik zordu. Biliyordum. Ama bilmek her zaman yetmiyordu. Susuyordum. Sessizce bekliyordum geri dönmeni. Bile bile. Ağlaya ağlaya. İtiraf ediyorum şimdi. Şu anda. Gelmeyeceksin. Döktüğüm gözyaşları sadece anı kalacak bana senden. Biraz da toprağı ıslattım belki. Bir gün döner misin? Gelir misin bize? Biz dediğim sen ve ben. Biz olduğumuz geceler...

Nefes alış-verişlerini duyabiliyor musun? Anadolu soluyor bu akşam. Hırsla, öfkeyle. Sen duyabilirsin ancak. Neler oluyor bu topraklarda? Hani bırakıp gitmek yoktu güzel gözlüm? Hani beraber savaşacaktık yel değirmenlerine karşı. Bir elimizde kalem, bir elimizde kalemtraşla. Ucu köreldikçe sınıfın köşesinde duran çöp kovasına koşmayacak mıydık? Sonra öğlenleri, evden getirdiğin mandalin kokmayacak mıydı dünya?

Ya sen, ya sen güzel gözlüm, planların yok muydu bu ülkeyle ilgili? Hani herkes giderse kim kalırdı geriye? Sen değil miydin o canım sözleri eden? Peki! Ama ben ne olacağım sensiz? Sen gittin ve kurtuldun bu yükten. Bak duymuyor musun? Anadolu soluyor bu akşam. Hırsla, öfkeyle. Duyuyorsun değil mi? Duyuyorsun ta oralardan. Ama kulaklarında kulaklık var. O çok sevdiğin rock parçalarını dinliyorsun bensiz. Hem de son ses. Hem de bensiz. Hani söz vermiştin? Yaşlanacaktık beraber ve sonra aynı müzikleri aynı yüksek sesle dinleyecektik ve el ele...

Ağlıyorum. Olamaz mı? Senin için daha önce ağlamadım sanki? Komik olma! Ağladım tabi! Hem de salya sümük. Hem de sabahlara kadar. Kısa ayrılıklarda ağladım. Çok sevdiğim için ağladım. Çok sevdiğin için ağladım. Tanrıya şükrettiğim için ağladım. Biz olduğumuzda ağladım. Yokluğunda ağladım, bir de varlığında...

Neler oluyor bu topraklarda? Sen de yoksun artık iki gözüm, canımıniçi. Ela gözlerin daha bir ela gelmeye başladı sen yokken. Saçların daha kahverengiydi gözyaşlarım yastığa dökülürken. O yastık ki bundan bir ay önce sen kokmuştu. Hiç yıkamadım. Hala biraz sen varsın üzerinde. Ya hiç yıkamayacağım bu yastığı; ya da yakacağım. Belki bir sandala koyar nehire salarım. Sizin oralara ulaşmasa da çaba çabadır. En azından bunu gösteriyorum ben. Senin gibi gitmiyorum bir bahar akşamı, apansız. Habersiz. Sessiz-sedasız. Yılan gibi...

Haberleri izlersin artık oradan. Ben kaldığımız yerden devam edeceğim mücadelemize birtanem. Ah can tanem. Devam edeceğim tabi. Ne sandıydın? Ben senin gibi korkak değilim! Tam gaz devam. Şimdi ne kadar yarım kalacak, ne kadar boş gelecek herşey. Beraber tartışa tartışa okuduğumuz o dergi artık güzel gelmeyebilir mesela. Senin sevdiğin yazarları, şairleri eskisi kadar sevmeyebilirim. Bana durmadan tekrarladığın o mısralar, o özdeyişler çok saçma gelebilir bir sabah. Belki ağlayabilirim tekrar onları duydukça. Tekrar tekrar ağlayabilirim. Sensizliğe ağlayabilirim. Gidişine ve dönmeyecek olmana. Ama bazı şeyleri bırakmayacağım. Yine gazeteleri okuyacağım hergün. Yine okunacak çok kitap, izlenecek çok film olduğu görüşündeyim. Eskisi gibi seçici de olmayacağım. Ne geçerse elime okurum artık. Sonra yakarım belki. sonra...

sonra ağlarım yine...
ağlarım sensizliğe...

ağlarım dönmeyecek olmana...

ağlarım bize...

sana

ve
bana

ama sen asla ve asla
ağlama!


0 karalama: