Bir Numara Büyüktü Bu Mutluluk Bana

Kafede onu beklerken dergilere dalmıştım. Neden sonra çıkageldi. Cebinde tonlarca hüzünle. Hemen sarıldım. "Dur", dedim. "Sakin ol!" Ama sarılırken titrediğini farkettim. Ne olduğunu hemen sormak istiyordum ama soramıyordum da. Çünkü anlatacak hali yok gibiydi. Sanki yüzyıllık bir savaştan yeni çıkmış sefil askerler gibiydi. Üstelik ne uğruna savaştığını bilmeden. Üstelik başka ülkenin topraklarında. Sarılmayı kesip yanıma oturdu. Onu dinlemeye hazırdım. Galiba o da anlatmaya hazırdı. Ağzını açtı önce konuşmak için, sonra vazgeçti. Boğazı kuru gibiydi. Bişeyler söyledim. Garsona el işareti yaparken, boynu öne düştü. Göz altlarının şişmiş olduğunu farkettim. Ağlamış mıydı? Neden? Daha 2 gün önce çok mutluyum diye mesaj atmamış mıydı? Canım arkadaşımı "o" mu üzmüştü?

Biraz sonra elmalı sodası geldi. Biraz gülümsedi. En sevdiği içeceği söylemiştim. Bir kaç yudum alıp, derin bir nefes aldı. Sanki bir anlatmaya başlayacaktı ve yıllarca susmayacaktı. Ve başladı...

"Kahve ve Aşk. İkisi de bana senden hediye... Hatırlıyor musun Emre? Aynı böyle bir kafede anlatmıştım sana herşeyi. Çok etkilenmiştin ya. Hatırlarsın ya! Sanki kendi başına gelmiş gibi hatırlarsın Emre! İşte o kızla karşılaştık tekrar. Şaşırma hiç öyle! Olan oldu. Ama ne karşılaşma. Hemen numaralarımızı aldık. Bir mesajlaşma, bir aramalar.. derken eskileri anma... Sonra aklıma senin yazın geldi. Onu okuttum. 'Bunları mı hissediyordun?' dedi bana. Evet, dedim. Çok duygulanmıştı. Ya da "mış" gibi yapmıştı. Bilmiyorum. Artık hiç bir şey bilmiyorum...

Mesajlaşmalar, aramalar arttı. Bir gün yeniden başlasak nasıl olur, diye düşündük. Bu fikir ikimizin de hoşuna gitti. Sonra o da beni arıyormuş yıllar yılı. Ne mutluydu değil mi bize? Mutluydu ya! Ne mutlu bize! Sonra başladık işte. Diğer ilişkiler nasılsa bizimkisi de öyle başladı. Mutlu olmaya ne kadar yakın olduğumu düşündüm. Ne kadar acı çektiğimi bilirsin! Sen dememiş miydin, artık sen mutlu olmayı hakettin diye? Demiştin ya! Neyse laf kalabalağı yapmaya niyetim yok. Ama mutluluğa hiç bu kadar yakın hissetmemiştim kendimi. Şuan göğsüm acıyor desem inanır mısın? İnanırsın ya, senin de acımıştır elbet. Bilmiyorum. Nerede hata yaptım? Neden? Bunu hak ediyor muydum?"

Birden sustu canım arkadaşım. Ağladığını anladım. Gözyaşları yanaklarından aşağı süzüldü. Benim de içimde birşeyler koptu. Belki bir fırtınaydı kopan. Ne olduğunu, o kızın canım arkadaşıma ne yaptığını bilmiyordum ama yine de çok kızmıştım ona... kendini toparlayıp devam edebildi sonra. Ben hiç konuşmuyor, onu dinliyordum.

"Belki de hak ediyordum. Olamaz mı? Salağım ben. Evet evet, bakma öyle kızgın kızgın! Safım ya da! Hakettim. Baştan hiç bulaşmamalıydım. Ama sevdim be Emre! Çok sevdim ve daha da çok sevmeye hazırdım. O minik elleri. O bakışları. O simsiyah saçları. Herşey aşka davet eder gibiydi. Ama olmadı. Ne olduğunu merak ettiğini biliyorum. Başıma bugüne kadar gelmemiş birşey geldi. Aldatıldım! Gerçi o bunu kabul etmiyor ama. Zaten gücüme giden de o. Olayı anlatmak istemiyorum. Ama sen bana güvenirsin. Ben aldattı diyorsam aldatmıştır. Zaten o da inkar etmiyor olayı. Sadece bunu "aldatma" olarak kabul etmiyor, hepsi bu. Şu an şoktayım. Dün de şoktaydım. Aldatıldığımı öğrendiğim 2 gün önce de şoktaydım. Binlerce soru var aklımda ona sormak istediğim. Ama susuyorum. Çünkü ben ona baştan söylemiştim. Bu kez farklı olsun demiştim. Bu kez üzmeyelim birbirimizi demiştim. Ama durum bu. Arkadaşın yine malup. Hayat bir gol daha çaktı en sağlamından. Ama ben niyeyse kendi kalesine gol atmış bir futbolcu gibiyim. Şaşkın ve perişan. Ama biliyordum. Bu mutluluk bana bir numara büyüktü. Ama nasıl olsa seneye de giyerim deyip balıklama dalmıştım. Ama şimdi sudan çıkmış balık gibiyim. Arkamda bıraktığım hayata mı yanayım? Yoksa sürükelendiğim yeni duruma mı?"

Başarmıştı. Beni de üzmeyi başarmıştı. Ama sözleri tam da hüzün taşımıyor gibiydi. Biraz öfke, biraz hüzün hatta sevinç. Evet sevinç. Bu olayın ilk başta kopmasına seviniyordu sanki. Konuşurken bir kaç kez gülümsediğini gördüm. Ben ise neler ummuştum? Daha bu kafede buluşup bana neler neler anlatacaktı. Mutlu günlerini örneğin... Yeni hayatında kedere yer olmayacaktı. Gelip bana anlatacaktı arkadaşım. Bir insan, sevdiğini niye aldatır? Yani aldatmanın büyüsü çok mu cazip gelir? Hep mi imkansızı ister insanlar? Yanıbaşında olan çok mu kolaydır? Arkadaşım ona mutluluğu vaad etmişti. Şimdi o kıza ne diyelim ki? Hayatta başarılar mı dileyelim? Yoksa geçmiş olsun mu diyelim, hayatının aşkını ıskaladığı için. Bence birşey demiyelim. Kendi anlasın... belki de anlamıştır...?!

Birşeyler söylememi bekliyordu. Uzunca bir nutuk attım. Aşk üstüne, sevgi üstüne. Daha dikkatli olmasını tembihledim. Bu da "Yalancı Baharmış" dedim. Kahvemden son bir yudum alıp, bu da geçer yahu dedim. Üzülme bu da geçer! Sonra kalktık. Şehire bahar gelmişti. Bizim içimize usul usul kar yağmaktaydı oysa. Elimi omzuna attım. Zoraki bir tebessüm çıkardı bana yandan. İçimizdeki karları kürüye kürüye yola devam ettik... İçimize kar yağdı durdu. Biz yürüdük durduk...

"Kar yağdı durdu
Biz yürüdük durduk
Kar yağdı durdu
Biz yorgunduk ve durduk."

Emre C.
14 Mayıs 2008


0 karalama: