Erimeden Yazmam Gerek - Seferihisar Macerası

Yazı yazmak için pc'nin başındayım. Daha önce not aldığım konular belli. Hava çok sıcak. Sıcak dediysem öyle böyle değil. Bana bin derece gibi geliyor. Bir şeyler yazmak için not almışım ama hava o kadar sıcak ki kelimeler bile erimiş beynimin içinde. Kendimi toparlasam ve kelimeler tekrar oluşsa yazıcam ama dedim ya eriyorum!

Neler yazardım yazabilsem?

İzmir

Şu an sıcağını buram buram hissettiğim büyülü şehir için birşeyler karalardım elbet. Arka fonda hep Sezen Aksu şarkıları...

Neler yazmak isterdim? Seferihisar macerası? Hani Kankayla iki deli olarak başımızı alıp yola çıkışımızı... Hani gözleme+ayran yeriz, bir kır kahvesinde çay içeriz, umuduyla sıcağın köründe yollara düşüşümüzü mü? Belki...

***

''Aslında büyük beklentilerle çıkmamıştık yola. Ne olacaksa, ona razıydık. İşi en başta güzel kılan da buydu. Sırt çantamızda birer şişe su ve tavan yapmış morallerimiz vardı. Ayrıca birbirini on küsür yıldır tanıyan iki dostun rahatlığı.

Önce Buca'dan Naldöken'e hareket. Körüklü otobüs tırtıl gibi trafiği yararken, bu otobüslerden ne kadar korktuğumu düşünüyorum. Samet bana dönüp ''Ne düşünüyorsun kanka?'' diye sorduğunda, belki bu saçma korkumdan utandığımdan olacak, ''Hiç'' diyorum ve ekliyorum ''Ne sıcak değil mi?''. O da ''Evet'' diyor ve yola devam ediyoruz. Biz ve bir otobüs dolusu ter kokan insan...

Naldöken'de inip, pazar yerinin içinden geçerek Seferihisar dolmuşlarına biniyoruz. Ben, hava hala aşırı sıcak olduğundan, oradaki çeşmede elimi - yüzümü yıkayıp, serinleme gayretine girişiyorum. Benden önce bidonuna su dolduran çocuğa ''Bu su içilir mi'' diyorum. Biz Türklere has olan bu soru (nerede bir çeşme ya da su görsek hemen yapıştırırız bu soruyu çünkü) ona hiç garip gelmiyor ve ''İçilir abi'' diyor. O gazla abanıyorum çeşmeye. Ben ılık sudan içerken Kanka telefon görüşmesini bitiriyor. Dolmuşa biniyoruz. Neyse ki dolmuş serin. Yaşasın klimalar şarkısı radyoda çalarken, bu şarkıyı sadece benim duyduğumu hissediyorum. Böyle şarkı mı olurmuş ''Yaşasın Klimlar'' diye. Ne şimdi bu? Sözleri de şöyle miydi yani?

Yaşa yaşa yaşasın klimalar
bozulmasın aralar
nol'cak bu sıcaklar
bunaldı insanlar
...
sıcak çok sıcak
daha da sıcak olucaak...

Bu son kısmı bana bir yerden tanıdık geliyor. Buna çok takılmayıp yola veriyorum kendimi. Nihayet Seferihisar'a geliyoruz. Şehrin caddelerini geziyoruz. Hava muhteşem sıcaklığıyla bizi sarıp sarmalamaya devam ederken, bir sokakta camiye rastlıyoruz. Ben hemen dalıyorum camiye. Kanka ''yasak falan olmasın?'' gibi bir cümle kuruyor ama ben duymazdan geliyorum. Abdest alan amcalara ''Selamın Aleyküm''dedikten sonra ılık - mılık dinlemeden su içiyoruz. Camiden sonra kasabanın üst taraflarına çıkıyoruz. O tarafta pek bir numara olmadığını anlayıp merkeze doğru geri dönüyoruz. Amcaların ve tıraşlarından ''ben askeriiiim'' diye bağıran erlerin bulunduğu kıraathaneye uğruyoruz. Burayı çabucacık sevidiğimizden falan konuşurken çaylar geliyor. İçerken anlıyoruz ki, buranın çayları muhteşem. İkinciyi de içerdik ama arkadaşlar bizi kumsalda bekliyor. (Hemen araya girip belirtmeliyim ki bizim yanımızda plaj kıyafetleri yok. Durun bakalım ne olacak..)

Merkeze dönüp Sığacık minibüsüne biniyoruz ( mavi minübüslere bineceksiniz, demişti bize Seferihisar dolmuşunun şöförü ama bu dolmuşlar bildiğin turkuaz, hatta yer yer beyaz tonları da var. Neyse bu kadar ayrıntıda boğulmayalım..) Yolda giderken Kanka bana dönüp''Akkum Plajını bilmiyoruz, nasıl inicez'' gibi gayet mantık kokan bir soru soruyor. Ben de ''Şöfere söyleriz, o haber verir'' diyorum. Ben de gayet mantıklıyım. Bu sıcakta bu kadar mantık fazla mı acaba, diye düşünüyorum içimden. Kanka bana sırıtarak ''sen sorsana'' (neden ben?) diyor.. Hemen bir seferde soruyorum. ''Tamam gençler'' diyor. Ben orada indiririm siz sıcağın keyfini çıkarın. ( Bu sıcaklı mıcaklı olan lafları benden başka kimse duymuyor tabi ki..)

Plajda iniyoruz. Herşey iyi hoş da, biz yola gözleme+ayran yeriz, içeriz, gezeriz diye çıkmıştık. Plaja hiç uygun değiliz ki. Kanka arkadaşını arıyor. Bir terlik falan uyduruverin önerisi geliyor.( bu sıcakta hala mantık, nereye kadar? ) Biz de terliğiydi, mayosuydu, havlusuydu deyip resmen plaja uyum sağlıyoruz. Süper aslında. Ben de bu bahaneyle denize giriyorum.(holeey) 2 kulaç atıp kumsala dönüyorum. Biraz sohbet edip, bir kaç kez daha denize girildikten sonra kalkıyoruz. Pis kokan kabinlerde tekrar giyinme işine giriyoruz. Ben giyinirken dışarıdan bir ses ''Bu kabinlere bi s.çmadıkları eksik !!'' diyor. Kıs kıs gülüyorum. Doğru söze ne hacet! Rezil durumda kabinler. Ama herşey o kadar güzel gidiyor ki. Umrumda bile olmuyor.

Yemek için Sığacık'a dönüyoruz. Balıkçıları şöyle bir kolaçan edip, bir tanesine oturuyoruz. Masalar ilgimi çekiyor hemen. Çünkü hepsinin alt kısmı dikiş masası. Üst tarafına yeni tahta ekleyip yemek masalarına dönüştürmüşler. Bu orjinal fikri takdir edip suskunlaşıyorum. Neden sustuğumu bilmeden. Arkadaş neden sustuğumuzu soruyor. Kankanınkini bilmem ama ben sadece mutluluktan susuyorum. İnsan mutluyken de susabilir değil mi? O hakkımız olmalı. ( Başka şeyler de var aklımda ama şimdi bu yazının konusu değil. )

Benim söylediğim balık ekmeğim en son olmak kaydı ile, bütün yemekler geliyor. Afiyetle yerken farkediyorum ki kalamarlar baya canlı. Çok pişmemiş falan dese de arkadaşlar, biraz daha az pişseler bana tabaktan kaçacaklarmış gibi geliyor. Buna da aldırmıyoruz. Ben daha çok benim balık- ekmeğime konsantre oluyorum. Çok güzel geliyor açlığımın üzerine ve süratle tüketiyorum. Yemekten sonra gelen tavşan kanı çaylar ve yakılan sigaralar keyifleri dörde, ondörde katlıyor. ( sigara olayında ben hariç ) Yorgunluk çöküyor bünyelerimize hafiften. Ama mutluluk hala dinçlik veriyor bana...

Dönüş yolunda kayda değer pek birşey olmuyor. Uyuma çabaları, sol taraftaki denizin izlenip hayallere dalınması vb... İneceğimiz yerde inip, Kanka ve ben diğer arkadaşlarla vedalaşıp, Buca'ya geri dönmek için ayrılıyoruz...

Yüzümde günün güzelliğinden dolayı bir gülümseme kalıyor. Kocaman bir gülümseme...Teşekkür ederim...herkese ve herşeye... ''

Bunları yazabilirdim belki. Ama dedim ya saat gece 1 olduğu halde hava hala çok sıcak. Bin derece olabilir bence. Bir yandan da sivrisinekler kanımı emmekte. (curk curk diye...) Sandalyemin altına da bir leğen koydum. Erirsem halıya akıp gitmeyeyim, sonra toplaması kolay olsun diye. Şimdi halıya erisem, vıcık vıcık temizlemesi falan da zor işler. Keşke yazabilseydim ve İzmir'de neler yaşadığımı ve hissettiğimi anlatabilseydim...

Tv'de sevdiğim klip çıktı. ''Sevda - İçime İşlerken'' Benden başka seven yok sanırım ama olsun, ben seviyorum. Leğeni sürükleyerek gideyim bari...Allah'ım erimesem... Çok korkuyorum...(şarkı bitse en azından)

İçime işlerken=(..sıcak)
Farkına varmamışım
Sana bittiğimden=
(..erimek)
Kendime kalmamışım

...
..
.

Saygılarımla,
Emre C.
23 Temmuz 2008
Saat : 01:12 bol sinekli ve aşırı sıcak bir İzmir gecesi..

0 karalama: