Minik Serçelerdir Çocuklar

Çocukluğuma dalıp gitmeyi seviyorum. Tozlu raflarıma bakıp bakıp kederlenmeyi. Çocukluğumu her hayalde yeniden ve aynı gerçeklikle yaşamayı seviyorum. Her anı bir kitap. Her kitap bir anı...

Her zaman kurduğum; kurarken zevk aldığım bir hayalim var. Bir kitaplık düşlüyorum. Bu kitaplıktaki kitaplar benim anılarım. Her birinde bir hikaye gizli. Benim hikayelerim. Kimileri gerçek. Kimilerinin içi bembeyaz. Ben yazıyorum onları hayalimde. Ama hepsi benim kitaplarım. Hepsi benim anılarım. Canım sıkıldıkça bir kitap seçip içinde kayboluyorum. Tekrar yaşıyorum bazen o günleri. Bazen de sadece uzaktan izliyorum o deli çocuğu. Kitap benim. Anı benim. Kitaplık benim. Oradaki o deli çocuk da aslında "benim".

Hayalimde ufalıyorum. Kitaplığın içinde rahat dolaşabilmek için. Sonra bir kitap, bir anı seçiyorum. Güç bela yere düşürüyorum rafdan. Ne kadar da büyük geliyor o kitap. Anılar mı gittikçe büyüyor yoksa ben mi ufalıyorum? "İnsan büyüdükçe küçülür mü?" Bilmiyorum. Kitap yere düşüyor. Her bir yana saçılıyor anılar. Kare kare. Kısım kısım. Fasikül fasikül. Atlıyorum raftan kitabın üzerine. Düşerken iyice küçülüyorum. Bir "e" harfi kadar kalıveriyorum. Artık özgürüm. İstediğim gibi dolaşabilirim bu kitapta. Binlerce "e" arasında beni kim farkeder ki? Kim?

"Bir otobüsteyim. Orta sıralardaki koltuklardan birindeyim. Cam kenarındayım. Yanımda şu an tanımadığım bir çocuk var. Bütün otobüs beslenme çantası kokuyor birden. Hani domates, hani peynir, hani poğaça, hani annemiz... (esinlenme-Yılmaz Erdoğan*)

Otobüs yokuşu çıkmaya başlıyor. Manzara inanılmaz. Tırmandıkça yükseliyoruz. Yükseldikçe korkuyoruz. Ölmekten mi? Bir çocuk için ölüm nedir? 8 yıldır hayatta olan birisi ne kadar korkar ki ölümden? Bence ölüm korkumuz biz yaşlandıkça artıyor. Sanılanın aksine bence ölümden en çok korkanlar, ona en yakın olanlardır. Çünkü hayatın tadını almıştır. Artık can daha tatlıdır. Fani beden bir türlü gitmek istemez bilinmezliğe. Eğer bunca yıl o "gidilecek" yer çözülememişse; orası gerçekten bilinmeyendir ve korkulması gereklidir. Bence bizimkisi bu derece bir korku değildi otobüste. Yükselik korkuttu belki de. Ya da içgüdüsel. Tıpkı bir serçenin herşeyden, herkesten korkması gibi. Minik serçelerdir çocuklar. Özgür, ürkek, sevecen ve bilinçsiz...

Biri olmalıydı bu otobüste. Hatırlamalıyım. Birisi. Tabi ya! O kız! Ben değil miydim özellikle onun önüne oturan? Ben değil miydim bütün dersler boyunca sadece onu izleyen? Ah çocukluk. Sen ne kadar masumsun ve hayat dolusun...!

O da koltuğun üzerine tünemişti benim gibi. O da cam kenarındaydı ve benim tam da arkamda oturuyordu. Bakıştık. İki ürkek serçe misali. Farkında değildik ki biz ne dişi ne de erkek olduğumuzdan. Ama farkındaydık insan olduğumuzdan. Bugünkü pekçok büyüğün farkında olmadığı gibi! Korkuyorduk. Ama dediğim gibi ölmekten değil. Sadece yükseklikten. O manzaradan. Ailemizden ayrı kalma düşüncesinden. Korkuyorduk belki de sadece içgüdüsel olarak. Tıpkı bir serçenin herşeyden, herkesten korkması gibi. Minik serçelerdir çocuklar. Özgür, ürkek, sevecen ve bilinçsiz...

Elimi tutuverdi birden. Gözlerine baktım. İki minik serçe, bakıştık. Ceylan bakışlıymış. Şimdi, şuanda farkettim. İyi ki dalmışım bu kitaba. Elimi daha da sıkı tutuyor. Uçurum hiç geçmesin istiyorum. Elim terliyor. Korkudan mı? Hayır! Heyecandan. Bilinçsizce tutuyor elimi. Bilinçsizce heyecanlanıyorum. Bilinçsizce korkuyoruz. Uçurum bitiyor. Yerlerimize oturuyoruz. Ne çok fazla sevniyorum elimi tuttu diye; ne de bir daha böyle bir şey tekrarlanmadı diye üzülüyorum. Nasıl da özeniyorum bu bilinçsizlik halime. Okula dönüyoruz. Hayat akıyor. Dersler oluyor, sınavlar atlatıyoruz. İlk, orta, lise derken bir bakıyoruz üniversite bile bitmiş. Belki de o hiç okumadı. Bilmiyorum. Onunla ilgili sadace bu anı kitabı var kitaplığımda. Ne yaptığını da çok merak etmiyorum açıkçası. Bu kitabı seçmesem hatırlamazdım belki. Hatırlar mıydım? Bilmiyorum!

Ne de güzeldi uçurumun kenarında olmak onunla. Çocukça. Bilinçsizce. Ama el ele. İki minik serçeydik biz. Ölmekten korkmasak da korkuyorduk belki sadece içgüdüsel olarak. Tıpkı bir serçenin herşeyden, herkesten korkması gibi. Minik serçelerdir çocuklar. Özgür, ürkek, sevecen ve bilinçsiz...

*Yılmaz Erdoğan'ın
bana, o paragrafta, ilham kaynağı olan o unutulmaz dizeleri:

"soğuk ve şehirlerarası
otobüslerde vazgeçtim
çocuk olmaktan
ve beslenme çantamda
otlu peynir kokusuydu babam..."

2 karalama:

Bezbebek dedi ki...

yaauu çocukluk deme bana hacı yaa..:) saten özlüos, saten büyüyos die üzülüoz çıkmış çocukluum demişsin..oldumu yaa şimdi?sonra beni eleştirio bazı denyolar neymiş hala çocuk sanıomuşum kendimi..hep sizlerin yüzünden..

Emre C. dedi ki...

Boşver, sen onlara bakma! İçindeki bu çocuk hep yaşasın. Unutma insan büyüdükçe küçülmeli... sevgilerimle tuba..