Sevgi Memuru


Seviyorum.


Kalemi seviyorum mesela. Şu beyaz kağıdın üzerindeki dansını. Sonra o danstan yeni kelimelerin çıkmasını. Fikirler, düşünceler, yargılar, üzüntüler, sevinçler... Hepsi o dansın ürünü. Bazen dakikalarca sürer; bazen yıllar yılı hiç bitmeyecekmiş gibidir. Yazdıkça yazasınız gelir. Kalemin dans ettikçe edesinin gelmesi gibi... Bağımlılık belki de...

Dansı da seviyorum. Dans etmeyi, edenleri izlemeyi, alkışlamayı, coşmayı, hoplayıp-zıplamayı. Genç olmama bağlıyorum sonra bunu. Ruhumun genç oluşuna. Genç kalacak oluşuna. Sahneye çıkma isteğim "Anadolu Ateşi"ni izledikten sonraya rastlar. Hemen sonra koşup üniversitenin halk oyunları topluluğuna üye olmuştum. İlk başlarda komik duruma düşecek kadar kötüydüm. Tabiri caizse "kalas" gibiydim. Sonra sonra esnedi vücudum. İlk yazmaya başladığımda kalemim de öyleydi. Zamanla esnedi, kıvrıldı. Aynen vücudum da böyle şekillendi. Hareketler akıp gider oldu. Kelimelerin akıp-gidişi gibi. Epey sonra başarır olmuştum dans işini. "Kıvırır" olmuştum. Onlarca kez sahneye çıktım. Alkışı duymuş, sevmiştim. Bırakmak zorunda kalınca üzülmüştüm. Oysa ki sahneler için yaratıldığımı düşünür olmuştum. Sahne tozu başımı döndürmüş olsa gerek. Bir tutkuydu dans. Yazmak gibi. Belki bir aşk. Edebiyat gibi. Aradan yıllar geçti fakat sahnedeyken aldığım hazzı arar oldum. Bir de yazarken büyük zevk içindeyim. Zevk denizinde yüzmek belki. Kulaç arkası kulaç. Kelime ardından kelime...

Okumayı da seviyorum. Ama ne kadar da çok kitap var. Ne kadar çok yazı, hikaye, şiir var okunması gereken. Tıpkı gidilip, görülmesi gereken kentler gibi. Orada bir yerde keşvedilmeyi bekliyorlar. Bağırıp-çağırmadan. Sessizce. Aslında kütüphanelerde sessiz olunması gerekliliği bundandır. Onların sükunetine saygı duyulması lazımdır. Her bir eser ayrı bir kenttir. Bambaşka bir tat. Bir şaheser. Okuduğum her eserde dünyayı yeniden keşvederim. Belki de kendimi. Ayrıca birşeyler eklerim kendi üstüme. Örerim kendimi herseferinde. Tıpkı duvarcı ustası gibi. Sabırla. Tuğla-tuğla. Kitap-kitap...

Sonra ailemi, dostlarımı, yaşamayı, insanları, şiiri, Orhan Veli'yi, Nazım Hikmet'i, sinemayı, tiyatroyu... ve bir çok şeyi seviyorum. Hem de hergün artan bir gayretle. İnatla. Şu andan itibaren "Sevgi Memuru" addediyorum kendimi. Belki de aylardır içinde bulunduğum sıkıntıdan bu kurtarır beni. Sevmeliyim herkesi, herşeyi. Anahtar bu. "SEVGİ"

Emre C.
22 Şubat 2008
Saat - Sabaha karşı 2:00


0 karalama: