Uçutmayı Vurmasınlar

İnadına çizmek gerek uçurtmayı, soğuk ve karanlık avlunun ortasına. Hem de cesaret kokan bembeyaz tebeşirle. Uçurtma özgürlüktür. Uçurtma umuttur. Ebem kuşağını kıskandıracak kadar güzeldir uçurtma. Sizin kanatlarınızdır. Sizin özgürlüğünüzdür. Gökyüzünde o salınır sizin yerinize. Sizin yüreğinizdir uçurtma, geleceğe, aydınlığa, umuda kanat çırpan...

Birileri silse de inadına çizmek gerek. Sil baştan başlamak gerek. En umutsuz anınızda, umudunuzu yeniden yaratmanız gerek. Belki esaret ruhunuzadır. Bedeniniz "dışarda" olsa bile ruhunuz özgür olmadıktan sonra ne anlamı var. Serbest bırakın ruhunuzu. Çırpınmasın bedeninizde tıpkı bir tutsak gibi. Hayal kurun, isteyin, sevin, başarın, ağlayın. Ama özgür kılın ruhunuzu. Başka türlü ne anlamı var ki yaşamanın?

Aslında kalbimiz de tutsak değil mi, göğsümüzde? Her an, her saniye kanamıyor mu, yaralı bir kuş gibi. Tıpkı bir kuş gibi çırpınmıyor mu? O da bir gün özgürlüğüne kavuşmak istiyor, aynı ruhunuz gibi. Gün gelecek kalbiniz uçup gidecek göğsünüzden. İşte asıl o gün serbest kalacak ruhunuz. Sonsuzluğa giden merdivende çıkacak basamakları adım adım. Gidişine yetişemeyeceksiniz belki. Bir elvedayı bile çok görecek size. İnsan kendi ruhuyla vedalaşır mı?

Barış'ın İnci'si vardı. Bütün dünyası dört duvardı. Minik elleriyle İnci'nin yüzüne dokunurken belki de hayatı tanıyordu. Annesi gibi, İnci gibi, oradaki kadınlar gibi belliyordu tüm kadınları. Onun için dünya orasıydı. Hayat alt koğuş ile üst koğuş arasındaki mesafeydi. İnci'nin ona okuduğu renkli kitaptı. O renkli kitaptaki büyük çayırlıktı. O çayırlıkta uçurtma uçurma üzerine kurduğu hayallerdi. Hayal kurmaktı hayat. Öyle ki avlunun ortasına beyaz bir tebeşirle uçurtma çizecek kadar. "Bu uçurtma uçar mı İnce?" diye sormuştu Barış. "Uçar" demişti İnci. Biz istersek uçar! Onlar isterse uçardı tabi. Bizi mahkum etseler de hayellerimizi de tutsak edemezler ya! İnadına çizmek gerek uçurtmayı soğuk ve karanlık avlunun ortasına. Hem de cesaret kokan bembeyaz tebeşirle. Birileri gelir, siler belki. Olsun! Yeniden çizeriz. Olmadı, yeniden. Beyaz tebeşirimiz tükenirse umutla çizeriz, sevgiyle çizeriz, inançla çizeriz. Ama çizeriz işte! Bıkmadan usanmadan, yorulmadan. O uçurtma bizim geleceğimizdir. Bizim hayallerimiz. Bizim umudumuz. Birileri çıkar, siler pis ayakkabılarıyla belki. Yeniden çizeriz. Yine ve yeniden!

Hapishane ve uçurtma

Hapishane ve kuşlar

Hapishane esareti, üzüntüyü, bir insana verilebilecek en büyük cezayı, özgürlüğün insanın elinden alınmasını anlatırken; uçurtma ve kuşlar özgürlüğü, uçmayı, dışarıyı, umudu temsil ediyor. İnci geri dönmedi belki. Ama uçurtma oldu, kuş oldu, umut olup kondu yüreklere. Barış babasından haber almak için kuşlarla konuşurdu. Onlarla selam yollardı "dışarıdaki" babasına. Çünkü tüm elinden gelen buydu. Bir de uçurtma düşlerdi günler boyu. Hayata tutunmaktı onunkisi. İnadına yaşamak! Umut etmek. Beklemek, sabretmek. Sevmekti belki de hayatı, tutsaklığı tokat gibi hatırlatan o demir kapılara rağmen. O demir kapılar gibi ağırdı esaret. Her birinin omzundaydı ve inmeye de hiç niyeti yoktu. Bir gün "Kader kim" dedi Barış. Kader kim? Onları demir parmaklıklar ardına düşürendi kader. Ne acımasız bir örümcekti ki böyle ağ örmekteydi kader! Barış'ın İncisiydi kader. İnci'nin Barış'ı. Mahkumların tutsaklığı belki. Yine onların özgürlüğüydü kader...

Dışarıdayız. İnci'ler, Barış'lar, Ayşe'ler ya da Ahmet'ler içerideyken. Farkında mıyız acaba? Özgürlük denen şeyin ne biçim bir nimet olduğunun? İş hayatı, aşk hayatı, okul hayatı.. bunlar mı esir almış yoksa bizi? Bir gece vakti yıldızlara bakabilmenin tadını alıyor mu yorgun dimağlarımız? Ya da çok mu yorgun kalplerimiz? Çok mu kırgın? Şimdi soruyorum, Biz mi içerideyiz, onlar mı dışarda? Yoksa içeride olan biçare ruhlarımız mı, yorgun akşamlardan kalma...

Gelin soğuk ve karanlık avluya bir uçurtma çizelim. Hem de cesaret kokan bembeyaz bir tebeşirle. Upuzun, rengarenk bir kuyruğu olsun. Ebem kuşağı bile kıskansın onu. Sonra bir de adı olsun. umut olsun... sevgi olsun.. inanç olsun... bir gün silerse biri yeniden çizelim. yine çizelim... hep çizelim..

Uçurtmayı vurmasınlar! Vurmasınlar ki umutlarımız hep daim olsun... Geleceğimiz aydınlık ve güzel olsun... bizim geleceğimiz.. geleceğimiz bizim...


Saygılarımla,
Emre C.

Dip Not: Bu filmi unutmuşsanız tekrar izleme vaktidir. Defalarca kez izlesek de bıkmayacağımız/bıkamayacağımız lezzette bir film. Işık sizinle olsun...

0 karalama: