Yağmur İnsanları

İşyerimdeki odamda, aslında tam olarak benim sayılmasa da, outrmuş işlerimle uğraşırken başlayan yağmur alıkoydu beni işimden. Yağmura baktım uzun uzun. Hani ''çipil-çipil'' derler ya öyle yağıyordu yağmur. Usul usul ıslatıyordu tüm evreni. Evren bunu bilse de; bilmese de...

Yağmurda gezen insanlara kaydı sonra gözüm. Onlarca insan... Hepsi oldukça hızlı bir yerlere yetişme çabası içindeydi. Yağmurdan kaçabilceklerini sanıyorlardı. Belki de bir Nasreddin Hoca fıkrasında, Hocanın pencereden bakan meraklı adama yapıştırdığı cevap gibi: ''Sadece yağmura basmaktan kaçıyorlardı...''

Onlara bakarken birden yağmur insanları geldi aklıma. Yağmuru karakter olarak taşıyan insanlar... Göz pınarları sık işleyen insanlar... Gözleri dursa yürekleri durmayan insanlar... Her daim kendilerine dert üreten insanlar... Hayatta en çok kendisiyle uğraşan, kendisini yıpratan insanlar...

Bunlardan biriydim bir zamanlar. Ben bir yağmur insanıydım. Sürekli kendime dönük, kendisiyle uğraşan, hayatı hep yakasından tutup silkeleyen, (aslında kendimi) dert üreten biriydim. Değişir mi peki insan? Değişirmiş. Bir gün güneşimi buldum. Yağmur sonrası bir güneş açtı topraklarımın üstüne. Sonra yapraklarım ışıldadı. Artık hem yıkanmış hem de kurumuştum. Tertemizdim. Hayata hazırdım işte. Yağmur insanı gitmiş, yerine güneş insanı gelmişti...

Hoşgelmiştim...
Hoşbulmuştum...

Emre C.

Not: Resim şuradan...

0 karalama: