Perşembe, Ekim 12, 2017

Susarak Öleceğim

hayır hayır
karşılık vermeyeceğim
bilyelerim kayıp
seninle oynamayacağım
zaten
zaten
gitmekte içimdeki mavi tren egeye
varır mı
bilinmez

yok yok
olmuyor
kendimi sevmemem gerek sana göre
bana göreyse bulutlar da mavi
oğlumun kaybettiği dişini
küçük periler bulmuşlar
ve öperek gömmüşler bir şairin bahçesine

çok saçma değil mi
içine bile ağlayamamak
alyuvarlarım sarhoş
buna istinaden kışın bu kadar çok garip
oluyorum
böyle daha masum
daha mahsun ve çaresiz

sana göre hava hoş
şiirleri sevmiyorsun
oh ne ala
siyah boyunlu bir kazak giymişçesine
bunalmıyorsun, sanki hava birden ısınmışçasına
hediye almışlardı arkadaşların
çıkaramıyorsun
şöyle güzel bir şiir
yazamıyorsun
beni anlamıyorsun

anlasan üstelik
nasıl paramparça olduğumu
nasıl büyük, koyu mavi bir okyanusun ortasında
fırtınaya yakalandığımı görürdün bazı geceler
uyumadığımı görürdün
çok uyuduğumu zannederken
rüyalarımda bile kavga ederken
o siyah pelerinli konuşan köpeklerle
görürdün
beni ve severdin belki gerçekten

ben ise yine de
sen uyurken bazen gelip gözlerinden
öpmek istiyorum
çünkü en çok gözlerine öldürüyorsun beni
en çok gözlerinle seviyorsun
ve gözlerimizle sevişebiliyoruz
karanlık bir kumsalda
babetlerinin içinde binlerce kum tanesi

nasıl yaparsın
nasıl atarsın
çok sevdiğim düşlerimi
camdan aşağıya
ellerine bulaşmış olmalı
küçükken kurduklarımdan biri
rüzgar da sert esmiştir
savrulmuştur tüm göğe
zaten gri

hayır hayır
karşılık vermeyeceğim
bilyelerim kayıp
boyumu aşsa da dalgalar
susacağım
sessizliğim bir hançer
hiç sevmediğin hırkamı da alarak
öyle bir susacağım ki
susarak öleceğim

Emre C.
ESKİŞEHİR - 2017

Salı, Eylül 05, 2017

Şizofren Şiir

şimdi anlıyorum
insanları,
zormuş ağlayamamak
oysa susuz topraklarım bir damla duaya hasret
fakirlikten ölen çocuklar var
rezilsin dünya
ellerin virüs saçıyor
neden Allah'ım neden bu zulüm

şimdi Arakan'dan döndü ruhum
insanlar zalim
insanlar cahil
rezaletin bini bir dolar


Emre C.
2017/ESKİŞEHİR

 

Çarşamba, Nisan 12, 2017

Dünya Adaletsiz Çocuk

Çıkar boynundan at o ipi çocuk
Salıncaklar mı yok sana...
Kalk hadi o soğuk betondan,
Yatacak başka yer mi yok sana...

Annemi verdim, babamı verdim, en sevdiklerimi ölüme de,
Ben bu yaşımda gitmenin böylesini görmedim...
Kırılan bir boyun gibi, orta yerinden kırıldığında ömrüm,
Görmedim ademoğlunun, dalından koparılır gibi koparıldığını...

Ve böylelikle, umut etme kabiliyetimizi aldılar elimizden,

Ne diyeyim, dilerim ihtiyacı olan birine gidiyordur bizden çaldıkları umut...
Dünya adaletsiz çocuk!
Dünya zorba...

Elbet eşitleneceğiz o gün kıyamda,
Bu kekeme, toz ve duman sözlerimi...
İyi belle!
Bahara kalmaz gelirim yanına...

Nazım Hikmet RAN

 

Cumartesi, Mart 19, 2016

İbrahim

Sen bir sokak çocuğusun İbrahim
Bizimkine bakma sen

Aldırma işte
Öyle nazlı oluşuna, kaprislerine
İtip kakmalarına

Senin gibi sokakta öğrenmedi ki o
Sevmeyi
Sevilmeyi
Kavgaya tutuşmayı

Sen vurur gibi yapıp vurmuyorsun
Farkındayım İbrahim
Her şeyin farkındayım

Ekmek de zamlanıyor
Su da,
Hayat zorlaşıyor gün geçtikçe
Savaş kapımızda

Ama sen onun kusuruna bakma
A evladım
Kara kuzum, yoksul çocuğum

Gün gelecek o da öğrenecek
Hayatın ne kadar
Çetin olduğunu
Senin gibi

Belki bir gün
Aynı cephede
Savaşa tutuşacaksınız

Belki bir gün
Aynı cephede
Namerdi devireceksiniz

İşte o gün İbrahim
O gün
Vaadedilmiş gündür

İşte o gün İbrahim
O gün
Mutlu olacaksınız çocuğum

Neyse sen gene de
Bizimkine aldırma
O da öğrenecek
Bilye oynamasını

O da öğrenecek
Salçalı ekmek
 Nasıl da tatlı

O da öğrenecek
Üç korner
Bir penaltı

Sonumuz mu geliyor
Yoksa
Başında mıyız herşeyin İbrahim

Sefalet mi gene Türke
Yoksa
Yoksa yeniden mi
 Cihan İmparatorluğu

Sen şimdi bunları
Düşünme çocuğum
Çocuklarım
Bunları düşünmeyin

Biz düşüneceğiz
Biz çözeğiz
Gerekirse
Biz öleceğiz

Yine
Yeniden ve
Daima...

Hak için
Halk için
Aşk ile…

Emre C.
2016/ESKİŞEHİR


 

Çarşamba, Aralık 02, 2015

Bir Gün Yavrum

bir gün ama bir gün yavrum
bizim de bir uçurtmamız olacak
salacağız göklere
dans edecek kuşlarla

bir gün ama bir gün yavrum
oyunlar oynayacağız seninle
körebeler, saklambaçlar, ip atlamalar
savulun çocuklar

bir gün ama bir gün yavrum
mutlu olacağız seninle
tebessümler, gülücükler, kahkahalar,
kıskanacak insanlar

bir gün ama bir gün yavrum
umut da olacak, yaşamak sevgisi de
coşkular, heyecanlar, kalp tıpırtıları
kovacağız martıları

bir gün ama bir gün yavrum
şiirler yazacağız seninle
redifi, kafiyesi, aruz vezni
seni çok seviyorum be Orhan Veli

bir gün ama bir gün yavrum
elbet olacak bunlar
ben yavrum
ben eğer gelebilirsem o günlere
kovabilirsem şu tamtamcıları kafamdan
olacak yavrum
hepsi olacak
kırda koşan kırat gibi
özgür ve güçlü olacağız
ama bir gün yavrum
bir gün..

bugün değil
bugün değil

Emre C.
Aralık 2015/ Eskişehir

 

Salı, Mayıs 26, 2015

Sakızlı Muhallebi

Küçük bir hanım, ufak adımlarla sokakta yürürken
ve birden kuşlar
aman Allah'ım ne de güzel kuşlar,
ve simitçi, sıcak simitleriyle
geçerken;
sokak ağlamaklı olmuştu
çünkü o küçük hanım da ağlıyordu
belki sevgilisinden ayrılmıştı
ama pek de naifti bedeni
ince, zarif
çıt kırıldım
ama ona yakışıyordu
yakışmayan ise belki onu terk eden adamın yaptığıydı
kaba saba, sert mizaçlı
küfürbaz, belki de...
hep de mi böyle olur Ya Rabbim
bir iyiye bir kötü
bir kötüye bir iyi
belki de o hanım başka bir şeylere
ağlıyordu
ne bileyim
ben sokağı öyle ağlamaklı görünce
sandım ki
terkedilmiş, yıkılmış

durdu bir süre sonra küçük hanım
çantasında peçete arıyordu belli ki
ne cesaret ben uzattım hemen yanına yaklaşarak
ne oldu dedim aniden, kısık sesle
sevgilimden ayrıldım dedi, kısık sesle
onu aldatmış, çok seviyormuş oysa,
neden böyle olmuş, neden hep üzülüyormuş
bunu hak etmiyormuş
hak etmiyorsunuz dedim, küçük hanım
yüzüme baktı

bir pastaneye gittik
orada daha çok anlattı
daha çok ağladı
nedensiz sevdim onu
sanki tanısa beni severmiş gibi hissettim
üzmedim
üstelemedim
belli etmedim
oysa ilk gördüğüm andan beri içim pır pır
göğsümü kafes eyledim
o kuşu salmayacaktım
açılmayacaktım
ben de üzerdim onu
bir iyiye bir kötü
bir kötüye bir iyi
hep böyle olurdu
o iyiydi
demek ki ben de kötüydüm

o hayatını anlatırken
ben ise ne kadar üzüldüğümü düşünüyordum
ne de çok terkedilmiştim
hatta pek çoğunda daha tanışmadan
otobüs köşelerinde
sokak kenarlarında
fakat bu sefer tanışmıştım
belki açılsam benim olabilirdi
biz olabilirdik
ama o iyiydi

ağlaması kesildi
tavuk göğsü siparişi verdi hatta
ben ise her zaman sakızlı muhallebiyi sevmiştim
ilk babamla yemiştik
hani 13. doğum günümde bir cuma günüydü
okuldan almıştı beni
ve pastaneye getirmişti
oğlumla baş başa şöyle bir tatlı yiyelim demişti
ne de mutlu olmuştum belli edemesem de
sonra çok seveceksin, eminim, deyip sakızlı muhallebi yemiştik
ah babam
sonra çekip gitmeseydin daha da çok severdim seni
ben seni o pastanede gömdüm
sen gitmedin aslında

neyse ya
küçük hanım tatlısını bitirmişti
çıkarken pastaneden
görüşür müyüz dedi
nasıl bu kadar çabuk unutmuştu onu
ne kadar kötü olursa olsun
hayır dedim
görüşmeyiz
ben bu işlerde pek iyi değilimdir
sen bilirsin, teşekkür ederim dedi
yürüdü gitti
arkasını dönseydi
dur diyecektim, görüşürüz elbet
sevdim seni aslında
belki de aşık da olurduk
kim bilir

boş versene ruhum
yürü gidelim, dedim
sokaklara döndük
10 gündür iş arıyordum
bulabileceğime dair içimde bir umut yeşertiyordum
ne salak adamım
bazen kendimi, çoğu zaman kendimi, sevmiyorum
o yüzden beni sevebilecek birilerini arıyorum devamlı
onların gözlerinde seveceğim kendimi
onların gözlerinde öleceğim.
seni seviyorum anne

Emre C.

 

Pazar, Ekim 20, 2013

Sır Dağı

Yüzümü ılık suyla yıkadıktan sonra aynaya bakıyorum nihayet. Gözlerime bakıyorum önce. Göz göze geliyoruz. Sonra burnuma, ağzıma ve yer yer beyazlamış saçlarıma takılıyor gözüm. (Yaşlanıyoruz cancağazım) İçimden bir türkü söylüyorum. Yanık bir türkü. (Muhakkak içinde ''turnalar'' ya da ''ılgıt ılgıt esen seher yeli'' geçiyor) Gülümsemeye çalışıyorum. Zor da olsa başarıyorum. (Son iki yıldır o kadar çok çalışıyorum, öyle çok koşturuyorum ki, aynada kendime şöyle bakmayı bile unutmuşum) Zayıflamışım sanki son aylarda. Yüzümde çizgiler belirmeye başlamış. Bağıramadıkça, içime attıkça, beyazlarım ve çizgilerim artmış.

Bazen beni kimsenin anlamadığını düşünüp daralıyorum. Oysa herkes biliyor nasıl bir yoğunluğun içerisinde debelendiğimi. Sıkıntı-stres hat safhada. İşte tüm bunlar yüzüme de yansıyor haliyle. Böyle zamanlarda güzel şeyler düşünmeye çalışıyorum. İleride her şey çok güzel olacak diyorum. İstediğim yerde olacağım. Pek çok şeyi başarmış olacağım. (Hani 'zafere giden yolda çekilen çile kutsaldı') Oysa bu hengamede o ''istediğim yere'' varmak için çalışamadığımın, doğru adımları atamadığımın farkında değilim. Nihayet farkına varınca da bir boş vermişlik sarıyor bünyemi. Daha çok sıkılıyorum. Sanki büyük bir makinanın içindeyim. (Hayat belki de) Bu makinanın dişlileri arasında sıkışıp kalmışım. Tezat şu ki; makine kati suretle bozulmuyor. Bana rağmen dönmeye, işlemeye devam ediyor. Diğer dişlilerin arasında da pek çok insanlar var. Onlar da sıkışmışlar, debelenip duruyorlar. Makinanın başka kısımlarında da insanlar var. Onlar rahat görünüyorlar. Dertsiz, tasasız gibiler. Acaba öyle mi? Hakikaten şu hayatta dertsiz, tasasız insan bulmak mümkün mü? Sanırım hayır. Bana dertsiz gibi görünüyorlar. Bazen gıpta ediyorum onlara. İnsanım çünkü. Unutuyorum ki onlar da insan ve dertsiz bir insanoğlu yok. Bununla ilgili şöyle bir hikaye beliriyor dimağımda. (Masal belki de...)

''Vakti zamanında köyün birinde bir adam yaşarmış. Bu adam çok dertliymiş. Ne yapsa dertlerine çare bulamıyormuş. Köydeki herkesten akıllar alıyor, bir de bunları uyguluyormuş. Ama dertleri bir türlü azalmıyormuş. Köyün ileri gelenleri de bu duruma üzülüyorlarmış. Sonunda çocuğu kasabaya yollamaya karar vermişler. Oranın ileri gelenlerine danışırsa belki onlar yardımcı olabilir diye. Adam yola koyulmuş ve günler sonra kasabaya varmış. İleri gelenlerin meclisini bulmuş. Yeterince dinlenip, karnını doyurduktan sonra onlara dertlerinden bahsetmiş. Adamın dertlerine onlar da bir çare bulamamışlar. Ama içlerinden en yaşlı olanı ortaya bir fikir atmış. Uzaklarda sır dağının tepesinde bir mağarada bir ihtiyarın yaşadığını, bu adamın dersiz-tasasız olarak bilindiğinden bahsetmiş ve ona gitmesini tembihlemiş. Belki ona giderse dertlerinden nasıl kurtulabildiğini öğrenebilirmiş. Bizim adam yanına yeteri kadar yiyecek ve su aldıktan sonra tekrar yola koyulmuş. Sır dağına varmak da çıkmak da kolay değilmiş. Adam çıkana kadar yorulmuş, üşümüş, hasta olmuş, iyileşmiş, mevsimler dönmüş, nice yıldızlar sönmüş. Sonunda adam bir ilkbahar sabahı sır dağının tepesindeki mağaraya ulaşmış. Mağara karanlık olduğundan hemen oracıkta bir ateş yakmış. Bahsedilen ihtiyarın mağaranın bir köşesinde oturduğunu fark etmiş. Hemen yanına koşmuş. Fakat ihtiyarın ölmüş olduğunu anlamış. İhtiyar elinde bir defter tutmaktaymış. Defterin tozlarını silkeleyip başlamış okumaya. Okudukça üzülmüş. Üzüldükçe ağlamış. Defterde sonlara yaklaştıkça ihtiyarın bu dağa neden geldiğini anlamış. Onun amacı da dertlerinden kurtulmakmış. Okumaya devam etmiş. Sonlara doğru bu sır dağı macerasında güzel günler geçirdiğinden ve artık şu dertli ömründe sona yaklaştığından bahsediyormuş. İhtiyar öleceğini biliyormuş. Son sayfada ise şöyle yazıyormuş. ''Şu ömrümde nice yerler dolaştım, nice insanlar tanıdım. En dertli kendimi bilirdim. Ama şu son dakikalarımda anlamak nasip oldu ki dertsiz insanoğlu yok. Derdi veren dermanı da veriyor. Ben dermanı yanlış diyarlarda aramışım. Aslında derman dualarımda gizliymiş. Derman duaymış, imanmış...'' 

Yazının bundan sonrası okunmuyormuş. Buradan sonra ihtiyarın son nefesini verdiğini anlamış. Adam mağaradan çıkıp manzarayı seyre dalmış. Nice nice şehirler, kasabalar, köyler görünüyormuş bu dağdan. Yüksekte olduğundan her şey gözüne ufacık gözükmüş. Dertleri de öyle. Şimdi tüm sıkıntıları çözülebilir geliyormuş kendisine. Arınmış bir şekilde dağdan inip, köyüne dönmüş. Bundan sonra dertlerine üzülmek yerine çareler aramaya başlamış. Bol bol dua etmiş. O' na sığınmış. Masallardaki gibi hep mutlu olmasa da dertleriyle bile mutlu olmayı öğrenmiş. Yaşayıp gitmiş...''

Bu hikayeden kendime dersler çıkarmalı mıyım, bilmiyorum. Sanırım ben de sıkıntılarımla yaşamaya alışmalıyım. Çünkü hakikaten dertsiz insanoğlu yok.

Selam ve dua ile...

Emre C.