Pazartesi, Mart 31, 2008

Bir Ay

İçinde sen olmayan cümleler kurmadım
Sensiz hayallere dalmadım
Gözlerine bakmadan uyumayıp
Rüyamda seni görmeden kalkmadım
Başka birini düşünmedim
Az yemek yedim
Çok acı çektim
Gözyaşlarımdan utanmadım
Çünkü sana akmaktaydım
Bir bilmeceydin sen
Çözemedim
Battıkça dibe
Daha çok aşık oldum
Beni sevmedin
Görmedin
Duymadın
Gözlerim şişti
Yüreğim kabardı
Fincan diplerinde
Biraz unuttum seni
Biraz kırıldım
Bir gün
Anlattım
Sen duygulandın
Ben duygulandım
Rahatladım
En iyisini hak ediyordum
Beni sevecekler şanslıydı
Öyle buyurdun
Aldırmadım
Sayfalar doldu
Aşk bitti
O bir ay geçti

Emre C.

Pazartesi, Mart 17, 2008

Anadolu Ağlıyor Sen Gittin Diye

Anadolu kokmuştu sensizlik. Acı ve hüzün. Gözyaşı ve keder. Annem gibi yaslı, babam gibi dayanıklı. Sensizlik zordu. Biliyordum. Ama bilmek her zaman yetmiyordu. Susuyordum. Sessizce bekliyordum geri dönmeni. Bile bile. Ağlaya ağlaya. İtiraf ediyorum şimdi. Şu anda. Gelmeyeceksin. Döktüğüm gözyaşları sadece anı kalacak bana senden. Biraz da toprağı ıslattım belki. Bir gün döner misin? Gelir misin bize? Biz dediğim sen ve ben. Biz olduğumuz geceler...
Nefes alış-verişlerini duyabiliyor musun? Anadolu soluyor bu akşam. Hırsla, öfkeyle. Sen duyabilirsin ancak. Neler oluyor bu topraklarda? Hani bırakıp gitmek yoktu güzel gözlüm? Hani beraber savaşacaktık yel değirmenlerine karşı. Bir elimizde kalem, bir elimizde kalemtraşla. Ucu köreldikçe sınıfın köşesinde duran çöp kovasına koşmayacak mıydık? Sonra öğlenleri, evden getirdiğin mandalin kokmayacak mıydı dünya?

Ya sen, ya sen güzel gözlüm, planların yok muydu bu ülkeyle ilgili? Hani herkes giderse kim kalırdı geriye? Sen değil miydin o canım sözleri eden? Peki! Ama ben ne olacağım sensiz? Sen gittin ve kurtuldun bu yükten. Bak duymuyor musun? Anadolu soluyor bu akşam. Hırsla, öfkeyle. Duyuyorsun değil mi? Duyuyorsun ta oralardan. Ama kulaklarında kulaklık var. O çok sevdiğin rock parçalarını dinliyorsun bensiz. Hem de son ses. Hem de bensiz. Hani söz vermiştin? Yaşlanacaktık beraber ve sonra aynı müzikleri aynı yüksek sesle dinleyecektik ve el ele...
Ağlıyorum. Olamaz mı? Senin için daha önce ağlamadım sanki? Komik olma! Ağladım tabi! Hem de salya sümük. Hem de sabahlara kadar. Kısa ayrılıklarda ağladım. Çok sevdiğim için ağladım. Çok sevdiğin için ağladım. Tanrıya şükrettiğim için ağladım. Biz olduğumuzda ağladım. Yokluğunda ağladım, bir de varlığında...
Neler oluyor bu topraklarda? Sen de yoksun artık iki gözüm, canımıniçi. Ela gözlerin daha bir ela gelmeye başladı sen yokken. Saçların daha kahverengiydi gözyaşlarım yastığa dökülürken. O yastık ki bundan bir ay önce sen kokmuştu. Hiç yıkamadım. Hala biraz sen varsın üzerinde. Ya hiç yıkamayacağım bu yastığı; ya da yakacağım. Belki bir sandala koyar nehire salarım. Sizin oralara ulaşmasa da çaba çabadır. En azından bunu gösteriyorum ben. Senin gibi gitmiyorum bir bahar akşamı, apansız. Habersiz. Sessiz-sedasız. Yılan gibi...
Haberleri izlersin artık oradan. Ben kaldığımız yerden devam edeceğim mücadelemize birtanem. Ah can tanem. Devam edeceğim tabi. Ne sandıydın? Ben senin gibi korkak değilim! Tam gaz devam. Şimdi ne kadar yarım kalacak, ne kadar boş gelecek herşey. Beraber tartışa tartışa okuduğumuz o dergi artık güzel gelmeyebilir mesela. Senin sevdiğin yazarları, şairleri eskisi kadar sevmeyebilirim. Bana durmadan tekrarladığın o mısralar, o özdeyişler çok saçma gelebilir bir sabah. Belki ağlayabilirim tekrar onları duydukça. Tekrar tekrar ağlayabilirim. Sensizliğe ağlayabilirim. Gidişine ve dönmeyecek olmana. Ama bazı şeyleri bırakmayacağım. Yine gazeteleri okuyacağım hergün. Yine okunacak çok kitap, izlenecek çok film olduğu görüşündeyim. Eskisi gibi seçici de olmayacağım. Ne geçerse elime okurum artık. Sonra yakarım belki. sonra...
sonra ağlarım yine...
ağlarım sensizliğe...

ağlarım dönmeyecek olmana...

ağlarım bize...

sana

ve
bana

ama sen asla ve asla
ağlama!


Emre C.



Çarşamba, Mart 05, 2008

1408 No'lu Oda



Gerçek nedir?
Sahi nedir?
mesela siz gerçek misiniz?
emin misiniz?
Rüyalar örneğin...
Ne kadar gerçektirler biz içindeyken değil mi?
Ya uyanınca? Asıl o zaman döneriz değil mi gerçekliğe?
Döner miyiz?
Ya bir sefer daha uyanacaksak? O zaman döneceksek gerçekliğe?
Şu an her şey o kadar sahici ki...
Öyle mi?
Rüyalarda da öyle olmaz mı?
Siz içindeyken kendinizi kaptırıverirsiniz...
Ya hiç uyanmak istemezsiniz..
Ya da bir an önce uyanmak..
Çünkü çok fazla sahicidir...
Ya da bize öyle gelir...
Şu an yaşadığımız hayatı ele alalım.
Çok mu güzel hayatınız? Ya da çok mu kötü? Bir an evvel uyanmak mı istiyorsunuz? Yoksa hiç bitmesin mi bu tatlı düş?
Ne dersiniz?
Gerçek var mı? Yok mu?
Siz karar verin...
Biz kahramanımıza dönelim... Bir yazar. Korku romanları yazıyor. Kendi inanmasa da. Hatta inanmama boyutunu tanrıtanımazlığa kadar götürmüş. Tanrıya inanmayı küçük kızı öldüğünde bırakmış. Güzel karısını terk edivermiş kızları ölünce. Çünkü onun yüzüne her baktığında aklına küçük kızı düşüveriyormuş. Kendisine bir çok broşür geliyor. Otel tanıtımları." İşte biz falanca oteliz de şöyle korkunç olaylar geçti burada, lütfen gelin kalın. Sonra da yazın ki reklamımız olsun" diye. Ama bir gün "Otel Dolphin'de 1408 Nolu Odada Kalma!" diye bir kart alıyor. Bizimki durur mu, doğru otele koşuyor. Otel müdürü de ikna edemiyor yazarımızı. Odaya yerleşiyor. İşte film başlıyor...
Minik kaset çalarını çalıştırıyor. Durum raporunu sunuyor. Oda sakin. Her şey yerli yerinde. Müdürün armağan ettiği içkiden içiyor. Pencereye yöneliyor. Hava alması lazım. Çünkü odanın havalandırması bozulmuş. Kafasını pencereden dışarı çıkarıyor. Klasik otel manzarası diye tekrarlıyor içinden. Terler alnından damlarken aniden saatli radyodan müzik çalmaya başlıyor. Kafasını pencereye vuruyor. Yatağa yöneliyor. Yastığının üstünde iki adet çikolata buluyor. Hemen atıveriyor birini ağzına. Saat çalardan gelen müziği susturuyor. Başlıyor muyuz ne ?

..
.

Gerisini anlatırdım ama o zevki size bırakıyorum. Aslında buraya kadar bile çok şey anlattım denebilir. Ama muhakkak ki merak uyandırmıştır film sizde. Bu aralar sahiden çok iyi yapımlar izledim. İnanın "1408" de onlardan biri. Korku filmi fanatiği sayılmam ama filmimiz gibi "psikolojik-gerilim" türüne bayılıyorum. Size "gerilme" garantisi veriyorum. İyi seyirler...
 
Sahi ya gerçek nedir?
;)

Emre C.