Cuma, Nisan 11, 2008

Eskici Baba 1 - Anılarımı da Alır Mısın?


Sabah 8 sularıydı sanırım. Gür sesi geldi dışarıdan. Bağırdı olanca gücüyle eskici baba:

"Eskiler alırııım eskiciiiiiyyiieeeee"

Gözlerimi açtım ve doğruldum yatakta. O geçip giderken evimizin önünden, beni nerelere sürüklediğinin farkında değildi. Bir hayale dalmıştım ya da henüz dalmak üzereydim. Hayalim şöyle gelişti:

Yataktan doğruluyorum. Pencereye koşuyorum. Öyle bir koşma ki bu. Ne çok hızlı ne çok yavaş. Fakat yürüme desen hiç değil. Hayal alemi işte. Koşmaları bile bir garip. Neyse tuhaf biçimde koşuyorum pencereye. Açıyorum ve avazım çıktığı kadar bağırıyorum. "Eskici Babaaa". Dönüp şöyle bir bakıyor bana. Gözleriyle konuşuyor. Diyor ki, ne var? Ben yine aynı yüksek sesle diyorum ki:

"Eskiler alıyorsun ya. Hani öyle bağırıyorsun gece-gündüz. İşte gel al benim eskilerimi de. Yaşanmışlıklarımı al. Anılarımı, hüzünlerimi. Hani diyorsun ya eskiler alıyorum, eskici diye. Al işte n'olursun! Gel al hadi. Ya bütün hüzünlerimi, acılarımı al götür. Ya da beni al. Eskidim artık. Yoruldum. Dönüp dönüp aynı saati göstermekten yoruldu akrebim. Aslında ben akrebim. Her gece yarısı vuruyorum kendimi on ikiye sonra bire, ikiye... Sabah oluyor ben dönerken. Dönüp dolaşıp sabah oluyor ya. Sonra gene gece oluyor ama. Sabahlar oluyor olmasına ama dağıtamıyor o sabahlar gecemin hüznünü. Ben akrebim aslında. Yelkovanımı kovalıyorum günler, geceler boyu. Çok bir şey istediğim de yok ki aslında ondan, zamandan. Sadece huzur. Sadece geceler bu kadar uzun olmasın. Gelen sabahlar da hafifletsin gecelerimi. Ama ben akrebim. Kim takar ki beni?"

Sonra olan oluyor. Sert rüzigarlar esiyor sol yanımdan. İçeriden bir hıçkırık sesi geliyor. Tıpkı annem ağlıyor. Sonra ses bebek ağlamasına dönüyor. Delirmediğim tek yer hayallerim kalmıştı o da oldu diyorum içimden. Ama esen rüzgar ılık bari. Fakat toz duman oluyor ortalık. Kendimi birden eskici babanın yanında buluyorum. İtiyoruz arabayı şehrin en kuytu en karanlık yerlerine. İtiyoruz da ne oluyor demeyin. Eskici baba o; vardır bir bildiği. Suskunluğunu bozuyor. E hadi anlat eskici baba. Sen anlat ki dinlesin alem. Sen anlat ki dinlesin kuşlar, böcekler. Sen anlat ki dinleyeyim. Muhakkak çıkaracağım bazı sonuçlar vardır. De hadi buyur baba!

"Bencilsin. Hiç bakma öyle yüzüme. Alt dudağını da titretme ağlamaya hazırlanan çocuklar gibi. Bencilsin. Benciliz. Çünkü insanız. Tabiatımız böyle. Ama sen de bencilsin. Sen böyle düşünmüyordun biliyorum. Herkes gibi sen en uzak kişiydin bencillikten. Hatta bir hakaret olarak görüyordun bunu. Ama ben sana hakaret olarak söylemiyorum iki gözüm. Dinle a oğul! Dinle de bir şeyler öğren şu gariban eskici babandan."

Dinliyorum. Can kulağıyla. Anlat baba. Babam!

"Bencilsin. Çünkü insansın. Her insan gibi iyi kötü bütün huylar var sende de. Ama hangilerini sivriltip hangilerini körelteceğin mevzusu sana kalmış çocuk. Bencilliğin de böyle. Bu kadar bencil olma. Ama demiyorum ki kendini düşünme, sevme. Bazen olayların çözümünü bulmak için kendine bakman gerekir ilk önce. Ama aşırıya kaçma her şeyde olduğu gibi."

Dinlemiyorum. Dinlemek kelimesi tam olarak anlatamaz bu durumu. İçiyorum adeta söylediklerini. Hemen beynimin kıvrımlarında en güzel yerlerini alıyorlar. Devam ediyor eskici baba. Son sözlerini söyleyip kayboluyor. Bense uykuma geri dönüyorum. İşte son sözleri. O son sözleri söylemeden önce yazının sonu dolayısıyla veda etmek istiyorum size. Siz kimsiniz? Ali, Ayşe, Suna, Veli, Mehmet. Birisi işte. Ama öyle ya da böyle okudunuz yazımı. Teşekkür ederim. Çok çok teşekkür ederim. Sağlıcakla kalın e mi? Ha bir de unutmadan kaleminiz giderse yorum yazmaya şu garip kulunuz çok sevinir buna. Ve siz birini sevindirirseniz. Sevindirdiğiniz biri bir başkasını, o da bir başkasını derken belki bir gün size de döner kim bilir? Büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin de gözlerinde öperim. Kardeşiniz..

...

..

.

"Bir daha duymayayım bunları. Yoksa öfkem yakar kavurur seni. Bilirsin sen öfkemi. Bilirsin bilirsin! Al şu anılarını, hatıralarını, sevdiklerini, seni sevenleri arabamın üstünden. Onlar senin Emre, bunu sakın ola unutma! Belki acı, belki üzücü anılar. Fakat senin yavrucağazım. Ah çocuk! Al şunları gözüm görmesin. Üzdüler seni onlar. Ah onlara! Kızdırdılar, ağlattılar. Ama elbise değil ki onlar çocuğum bana veresin. Eskiler alırım almasına da bu her şey demek değil ki. Nasıl çıkardın bu manayı bundan. O zaman iyi anılarını da ver. Gülüşlerini, gülücüklerini. Hiç mi iyi şey olmadı! Kandırma kendini. Anılarını almam. Alamam. Acısıyla tatlısıyla onlar senin. Belki ömrün boyunca kamburun olarak taşıyacaksın onları. Fakat iyi anılarını hatırlayıp hınzır hınzır gülmesini biliyorsun. Yapma. Hadi git evine, odana. Saygı duymayı öğren. Yaşadıklarına, anılarına ve belki acılarına. Asla da kimseye verme. Çünkü onlardan öğreneceğin çok şey var. İlla ki bir şeyler vermek istiyorsan; giymediğin kıyafetleri ver. Biliyorum bir sürü var dolabında. Mandal veririm karşılığında. Sen seversin mandalları. Niye diye sorma, yokla biraz hafızanı. Hatırla ve gülümse. Sonra yaşamaya devam et. O kadar güzel ki yaşamak. Haydi iki gözüm eyvallah!

Eeeskiler alırıııııım eeeskiciiiiiiiyyyiieeeeeee!!!

Emre C.



 

Hiç yorum yok: