Çarşamba, Aralık 26, 2007

Aşk, İbrahim Sadri ve Güzel Kız

Bir ibadet ederken huzur doluyordu içi bir de onu düşünürken. Zaten onu düşünmeyi de ibadet sayıyordu çocuk. Yılmaz Erdoğan'ın dediği gibi "Ona bakmak Allah'a inanmaktı"...

Annesiyle yaşıyordu. Küçücük bir evleri vardı. Günleri genelde birbirine benzerdi. Eğer arkadaşlarıyla dışarı çıkmazsa, ki genelde çıkmazdı, evinde oturur yazar dururdu. Yazıları nedense dönüp dolaşıp o güzel kıza varırdı. Nirvana'ydı güzel kız onun için. Varabileceği son nokta olarak görüyordu onu. Eğer diyordu kendi kendine; "Eğer bir gün ona kavuşursam başka hiçbir derdim kalmaz. Çünkü ona ulaşana kadar bir çok engeli aşmış olurum." Öyle zannediyordu çocuk. Ona kavuşmanın mükemmelliğin sınırlarından geçtiğini sanıyordu...

İlk nerede görmüştü onu. Çok uzaklara gitmeye gerek yok. Çocuğun dar bir çevresi olduğunu biliyoruz. Belki her gün bindiği otobüste görmüştü onu. Ya da sık sık gittiği sahafta. İş yeri, evi ve sahaf arasındaki üçgende yaşıyordu çocuk. Eşkenar üçgen miydi kim bilir ama o seviyordu hayatını. Nasıl annesini sevdiği gibi...

Nerede tanıştığının bizim için önemi yok. Önemli olan ona karşı hissettikleri. Çok seviyordu onu. Hatta sevmek için illaki tanımak gerekliliğine inanmayan son insanlardan biriydi. "Tanımama ne hacet?" diyordu. "Ben seviyorum işte! ve hep seveceğim. Bunun arkasında bir sebep aranmamalı" diyordu sanki biriyle konuşur gibi. Bunu çoğu kez yazılarında da belirtmişti...

Aşk hayatı fena sayılmazdı. Gelenler de olmuştu. Gidenler de. Ne gelene niye geldin diye sormuştu; ne de gidene niye gidiyorsun diye. Doğru muydu bu? Belki hayır. Ama onun doğrusu kendineydi ve ancak o bilebilirdi kendisi için en iyi olanı. Madem ki o hayatından memnundu. Gerisi mühim değildi...

Çocuk çok severdi lakin. "Adam gibi" denilen cinsten. Burada çocuğun İbrahim Sadri'yi çok sevdiğini söylemeden edemeyeceğiz. Ara ara, yani hüzünlü olduğu dönemlerde, kasetini teybe koyup sabahlara kadar dinlediği olurdu. Annesi ses etmezdi oğulcağazına. Tek derdi içkiyi fazla kaçırmasıydı bazen. Yalnız çocuk dışarıda içmezdi. Annesi bununla avunurdu. İbrahim Sadri'yi koyar. Sabahlara kadar içer içerdi. Niyeyse kafası iyice bulanıklaşınca bazen "Rakı şişesinde balık olsam" derdi. Orhan Veli'yi de severdi. Babasından yadigardı ona. Hep sevecekti..

Kızla tanışma umudu hiç yoktu, biliyordu. Nerede görüp sevdiğini bilemediğimiz için öğütte de bulunamıyoruz ona. Ama sevmeye devam etmesini tembihleyebiliriz. Ve dua etmesini. İçki içerdi evet. Bir yandan da bol bol dua ederdi. Hep içmedi çocuk. Ara ara bıraktı. Bin kere tövbe etti. Ama bir şekilde yine başladı. Fakat duyduğumuza göre yine bırakmış. Bu kez namaza da başlamış "ihtiyar anası gibi". Sevindik onun adına. Umuyoruz ki sevdiğine kavuşsun. Umuyoruz ki duaları kabul olsun. Umuyoruz ki çok mutlu olsun hayatta. Çünkü tanıdığımız kadarıyla bunu çoktan hak etti çocuk...

Emre C.


Hiç yorum yok: