Cuma, Ekim 31, 2008

Ruhumun Kristal Kırılganlığı


Ruhumun krsital gibi çok kırılgan oılduğu dışarıdan bu kadar belli oluyor mu? Belli olsa bile ben nasıl oluyor da hep onu kırabileceklerle tanışıyorum. Ne kadar salağım ya da salak taklidi yapıyorum. Belki de birilerinin dediği gibi bu acıdan, devamlı ''kırılma - tamir etme'', halinden besleniyorum. Olabilir mi?

***

Yanımda o vardı geçen gün. İnanılmaz öyle değil mi? Kabul ediyorum abartma huyum var. Ama onun yanında nefes alıyor olmak bile ne büyük şans benim için. Bugün de buluşsaydık onun gözlerine bakıp bir kaç şey söylemeyi düşünüyordum. Günlerdir prova falan yapıyordum. Bayramda şiir okuyacak çocuklar gibi heyecanlıydım. Kim bilir, sözleri de unutacaktım belki de. Ona bir şiirimde şöyle demiştim. Seninle susmak bile güzeldi. Ama geçen gün konuştuk. Nelerden konuştuğumuzun bir önemi yok. Havadan sudan işte. Hem yanımızda başkası da vardı. Zaten ben çağırdığım için değil, tesadüf oraya uğrayacağı için karşılaştık. Ben çağırdığımda gelmedi! Ya gerçekten çok yoğundu, ya da benimle görüşmek istemiyordu. Bir önemi yok artık. Ben dün ona gitme, yani bu şehirden ayrılma ki; son bir kez daha görüşelim demiştim. Ama gitmiş... olsun...

Geçen sefer öyle uzun uzadıya bir sohbet olmadı. Ne konuştunuz derseniz zorlanırım anlatmakta. Ben onunla ilgileniyordum o sırada. Kimse fark etmese de ona bakıyordum. Gözlerine... Yüzüne... Saçlarına... Gülümsemesine...

Gözleri gerçekten bal rengiymiş. Tam da tahmin ettiğim gibi. Şöyle düşündüm. Dünyanın en değerli arıları gece gündüz en nadide yerleri dolaşmışlar, yüzyıllarca uğraşmışlar ve onun gözleri oluvermiş. 2 tane bal rengi göz. Benim için dünyanın en güzel gözleri...Yüzü ay gibi parlaktı. Hava karardıkça aydınlandı etrafımız. Ona bakamaz oldum bir süre sonra. Korku, heyecan ve tutku birbirine girmişti. Korkum o yüze bir ömür boyu bakma isteği doğmasındandı...(imkansızdı biliyordum)!

İmkan olsaydı o akşam onun okyanus koyusu saçlarında boğulmak isterdim. Ya da yaşamak o saçların kokusuyla sonsuza dek. Gerçek olamayacak kadar güzel geliyordu bana her şeyi.

***

Gözlerinin içine bakarak ''seni seviyorum'' demeyi çok isterdim. Bazı şeyler için geç kalmış sayılmam ama senin için bu cümlenin bir önemi olduğunu zannetmiyorum. Nereden bildiğimin bir önemi yok. Aslında gitmiş olman bile bir gösterge buna. İsteseydin kalırdın. Oysa ki ''Gitme'' demiş olmama rağmen gittin. Sen bilirsin...

***

Bu şehirde sevdiğim başka şeyler de var. Bizzat şehrin kendisine de aşığım. Ama buraya senin için gelmiştim. Bunu anlamak için daha zamanın var sanırım. Anladığın zaman buralarda olmayabilirim. Ya da olabilirim de. Zaman gösterecek... Sesin tahmin ettiğim gibi. Yumuşacık. İnsan saatlerce dinleyebilir o sesi. Gerçi ben daha çok konuştum ama duyduklarım bana yeter. Zaten büyük umutlarla gelmemiştim buraya. Büyük umutlar beslemeyi, elimdeki balonu gökyüzüne uçurduğum gün bırakmıştım. Umutsuz yaşanmaz ama yaşanıyor da. İşte böyleydi. Seni bir kez olsun görmek yetmişken sen bana sohbet imkanını bahşetmiştin. Bu büyük lütufla beni dünyanın en mutlu insanı yaptın, bilmelisin.

***

Bu şehirde bir şeyler var. İnsanı aşka davet eden. Nasıl oluyor da buraya geldim geleli aşk düşünüyorum? Boşuna şarkılar bestelenmemiş, şiirler yazılmamış bu kent için. Ama evimi de özledim. Bu da bambaşka bir duygu. Burayı seviyorum ama gitmem de gerek. Aileme, odama, kitaplarıma ve asıl şehrime dönmem gerek. Her geliş - gidişimden sonra biraz daha büyümüş olarak dönüyorum. Gene öğrendiklerim var. Tekrarlamayacağım şeyler, aldığım minik kararlarım var. Dualarım daha samimi, daha içten. Gözyaşlarım daha kuru. Rüyalarımsa daha berrak..

***

Sen bilirsin. Eğlenmek için gitmiş olabilirsin oraya. Biz de eğlenebilirdik. Bakma böyle duygusal yazılar yazdığıma. Komik ve eğlenceli biri olduğumu az çok biliyorsun. O halde neden gittin? Neden!? Şart mıydı gitmen? Burada canın sıkılıyorsa işte bak ben geldim. Kimsenin sevmediği kadar sevmeye, özlemediği kadar özlemeye hazırdım üstelik. Neyimi beğenmedin? Neydi iten seni? Ya da bambaşka bir şey mi? Mecbur muydun? Çok soru sordum. Cevaplarını alamasam da olsun. Demiştim ya: Seninle susmak bile güzeldi...ya o akşamdan sonra ???
...
..
.

Seninle susmak bile güzeldi
Susup oturmak
Kalkmak yürümek


Seninle konuşmak da güzeldi
Gözlerinin içine bakmak
Bir kez daha hayran olmak

Seninle sadece olmak güzeldi
Çünkü..
Sen güzeldin
Ben güzeldim
Şehir bir başka güzeldi...

_________________________

Dip Not: Bu yazı eski bir yazıdır. Arşivimi kurcalarken rastladım. O dönemde yayımlamamam gerekliydi. Fakat her şey çok değişti. Artık bir mahzuru yok. Bu yazı, hiçbir şekilde şu anki duygularımı yansıtmamaktadır. Belirtmek istedim sevgiyle kalın...Yeni yazılarım sırada...


Pazar, Ekim 19, 2008

Özgürlük

kendi cümlelerini kurabilmeli insan
taptaze fikirler üretebilmeli
her gün yeniden doğmalı insan
dopdolu yaşayabilmeli
düşünebilmeli
yazabilmeli
söyleyebilmeli
ama özgürce
ama özgürce

Emre C.

Cuma, Ekim 10, 2008

Gelmemiş Sevgiliye Mektup


Canım,

Sana şimdiden böyle seslendiğim için umarım bana kızmıyorsundur. Ne yapayım seni çok seviyorum ve bunu saklayamıyorum. Daha tanışmadık seninle. Nerede, ne şekilde ve ne zaman tanışırız, Allah bilir ama bir gün olacak bunu biliyorum. Sen "O" olacaksın. Bayan Doğru'sun sen ve beni sonsuza kadar seveceksin. Beni çok seveceksin ve sonsuza dek.. Bunu da dile getireceksin zaten.

Nasıl oluyor bilmiyorum ama hissediyorum bunları. Hislerime güvenmem gerektiğini de söyleyeceksin. Onları eğitmeliyim değil mi? Ayrıca senin hislerin de kuvvetli olacak. Uzun konuşmalarımız olacak hisler üzerine. Bir çok konuda uzlaşma sağlayacağımıza inanıyorum. Seni özlüyorum biliyor musun? Seni tanımadan özlüyorum. Gözlerin renkli olacak. En kötü ela. Benimkiler gibi düz açık kahve olmayacak ama sen benimkilerin daha güzel olduklarını iddia edeceksin. Sen ne söylesen bana şiir gibi gelecek. Sana binlerce şiir yazacağım. Başka konuda yazmak istemeyecek kalemim. Susup kalacak adeta. Ama mevzu sen olunca çağlayacak kelimeler ve sanat kokacak mısralar. Senin gelişinle sanat da eteğine yapışacak.

Benim maviyi sevdiğim gibi sen de seveceksin ama en sevdiğin renk kırmızı olacak. Siyah ve beyazı da çok seveceksin. Benim tuttuğum takımı tutacaksın ya da beni çok sevdiğinden tutar gibi yapacaksın. Beni üzmek istemeyeceksin. Çünkü sen biz tanışana kadar çok yorulmuş olacaksın. Huzuru ararken beni göreceksin. Belki tanışıyor olacağız ve birden fark edeceksin beni veya yeni tanışmış olacağız. Ama sana da garip gelecek ki; biz birbirimizi çok eskiden beridir tanıyormuşuz gibi olacak. Sana huzuru altın tasla sunacağım. Kana kana içeceksin. Süslü laflarıma biteceksin. Ağlayacaksın bazen şiirlerimi okurken. "Bunlar gerçekten bana mı ait, benim için mi yazılmış" diyeceksin, ben ise koskocaman bir evet diyeceğim nehir gözlüm. Seni sevdiğimi söyleyeceğim kulağına. Çok sessiz söylesem bile tüm evrenin ruhu hissedecek bunu ve huzur dolacak o da.

Ay ışığı güzel saçlarında parıldarken, ellerimi bırakmak istemez gibi tutacaksın. Sana çok sevdiğim şairden şiirler okuyacağım. Sen ise benimkilerden bir tane isteyeceksin. Utanacağım. Bu utangaçlığım sana sevimli gelecek. Daha çok utanacağım. Sokak köşelerini döneceğiz. Ya kimseler olmayacak dışarılarda ya da bize kimse yokmuş gibi gelecek. Birden bir rüzgar esecek. Hafif üşüyeceksin. Bana yanaşacaksın. Ben ise içimden Tanrı'ya şükürler edeceğim. Seni bana hediye olarak verdiği için. Seni hak etmediğimi bilsem de gene de mutlu olacağım. Ben işte canözüm o an mutlu olacağım. Sen bana yaslanmışken, rüzgar eserken, ay tepemizdeyken ve ben Tanrıya şükrederken...

Mutlu günlerimiz de olacak, kötü günlerimizde.. Ama biz iki iyi arkadaş olacağız. Hayat arkadaşı. Evlenir miyiz, şuan bilmiyorum ama bunu çok isterim. Çünkü sen O'sun. Yıllardır aradığım güzel gözlü kız ve bana bir el tutma mesafesi kadarsın. Çok kibarsın ve yumuşak huylusun. Sesin de çok güzel söylemem gerek. Ara ara şarkılar söyleyeceksin ve hayranlığımı kat ve kat arttıracaksın. Sesini nadir de olsa yükselteceksin bana. Kavgalarımız da olacak. Onlar da aşkımız gibi büyük olacak. Bir kavga sonrası ben sinirden kendimi evden sokağa atacağım gecenin bir yarısı. Sen bana ne kadar kızgın olsan da perdenin arkasından nemli gözlerle beni izleyeceksin. Merak etmeden duramayacaksın. Dönüş saatim geciktikçe kendini yiyeceksin. Pişman olacaksın. Ben eve dönünce boynuma atlayacaksın. Benim de sinirim geçmiş olacak ve ben de sıkı sıkı sarılacağım sana. Gözyaşları içinde öpüşeceğiz..

Bilmiyorum. Sen olur musun? Seninle yollarımız kesişir mi? Acaba kesişti mi? Yoksa seni ıskaladım mı? (Allah'ım lütfen böyle olmasın) Sen bana gelene kadar, ben sana kavuşuncaya dek şimdilik hoşça kal. Seni şimdiden çok özledim canım..

Seni seven ve hep sevecek biraz deli, biraz dolu çocuk Emre'(n)

nokta.