Çarşamba, Aralık 24, 2008

Yar Fırtınası

Rüzgarın esyior dışarıda. Tüm sokakları dolanıyor. Kasabanın tüm evlerinin duvarlarına çarpıyor. Bu sensin biliyorum. Kimse farkında değil. Saçlarını mı savurdun yoksa? Ondan mı bu rüzgar?

Ağlıyor musun?
Göz yaşlarının kara dönüştüğü görülmüş şey değil ama olmuş işte. Her yer bembeyaz. Sensiz bir sabaha uyanmıştım yine. Evet, beyazdı toprağın örtüsü. Herkesi kovalamaya başladım sonra...
"Basmayın karlara. Durun.!"
diye bağırıyordum. Deli olduğumu düşünüyordu bütün kasaba halkı ama aldırmıyordum. Sahiden öyle olduğumdan mı yoksa vurdumduymazlık mı, inan ki bilmiyordum.

Ben o kadar "basmayın, o beyaz örtü aslında göz yaşları, ki en masum gözlerden dökülmüştüler" desem de bastılar ve ezdiler. Üstünden arabalar geçti. Nice nice insanlar...

Ve dondu. Buz tuttu canım göz yaşların. Önce beyaz bir örtü oldu toprağın üzerinde sonra saçak saçak buz. Fakat apartmanlardan sarkan saçaklar ağlayışını hatırlattı bana. Belki de o saçaklardan biri kopacak ve hiç tanımadığım, tanımak dahi istemediğim, birisinin kafasını yaracaktı. Hani her bir göz yaşı damlasının benim yüreğimi yardığı gibi. Belki yüreğimde yarlar oluşacaktı. O "yarlar" bir süre sonra "yaralara" dönüşücekti...

Seni düşlemek uçumun kenarında dans etmek gibiydi. Heyecan verici, tehlikeli ve zor.
Neden zor?
Çünkü güzelliğini dimağımda bir türlü oluşturamıyordum. Yüzünü, ağzını, saçlarını, gülüşünü Tanrı'dan başka kimse çizemezdi. Benim yaptığım sadece seni görmediğim zamanlarda görüyormuş gibi yapmaktı. Denemiştim ama becerememiştim. Dimağım gerçekten sefildi.

Bütün gece essen keşke. Bu sensen ya da senin rüzgarınsa... Sabaha kadar bana eşlik etseniz. Çünkü sabah zaten kavuşacağız. Sen aynı zamanda doğan güneşsin. Eğer değilsen saçların neden o kadar sarı ve güzel?
ve parlak?
ve..


Of!
keşke sabah olsa...


Emre C.


Çarşamba, Aralık 10, 2008

A.R.O.G - BirYontmaTaşFilmi



Ne zamandır merakla bekliyorduk acaba devamı nasıl olacak G.O.R.A'nın diye...

Merakımız gitti şükür.

Fakat beklediğimiz gibi bir film miydi?

İnsanların sinema salonları önünde sıraya girdiğine, beklediğine değdi mi?

***

Ben filmleri ilk sahneleriyle değerlendiririm. Aslında şöyle ki; bana göre bir film, iyi olup olmadığını ilk sahnesinden belli eder. Bu benim gözlemlediğim bir şey ve bugüne kadar da pek yanılmadım.

AROG da açılışıyla beni tatmin etti açıkçası. Daha ilk sahneden bizi kavrayıverdi. Korkmayın filmden önemli sahneleri anlatıp tadınızı kaçırmak niyetinde değilim. Ama kafanızda fikir oluşturması açısından bazı konulara değinmek istiyorum...

***

En baştaki sorulara toptan cevap vermem gerekirse: DEĞDİ

Hemen belirtmem gerekir ki, bu benim görüşüm. Bazı kişiler GORA'daki etkinin olmadığını, onun yanında sönük kaldığını söylemekteler. Belki GORA kadar etkili değil, evet; ama bir çok yönden etkili bir film olduğunu söyleyebilirim.

Bir filmi ne açıdan eleştirdiğimize de bağlı aslında. Halk için yapılan bir film mi; yoksa sanat için mi...AROG tam bir gişe filmi bunu belirtelim. Gişe filmi ne demek? Gişe filmi, daha çok halkın beğenisine hitap eden, halkın zevklerine uygun, yüksek gişe beklentisiyle yapılan film. AROG bu yaptığımız tanıma tıpatıp uyuyor. Eleştirenlerin beklentisi ne yöndeydi buna da bakmak lazım işte. AROG' da yapılmak istenen buydu ve başarılı olundu. (AROG ilk gün rekoru kırdı. Toplamda rekor kırar mı, bekleyip göreceğiz.)

***

Biraz filmden bahsedersek...

Fragmanlardan da izlediğiniz gibi, Arif kenidini bir anda Yontma Taş Devrinde buluveriyor. Nasıl olduğunu izleyince görürsünüz. İşin en komik yanı Arif'in her ortama ayak uydurma becerisi. İlk filmde de uzaya şıp diye ayak uydurmuş; bununla kalmayıp uzaydan kız kaçırmıştı.(Cekuuu)

Aslında olay gene Ceku'yla bağlantılı. Tam bir sevgi adamı olan Arif ne yapıyorsa Ceku'su için yapıyor. İlk filmde Ceku'ya aşık olan Logar da var gene. Fakat biraz daha farklı.

Film baştan sona güzel esprilerle örülü. Ayrıntılar daha bir güldürüyor insanı. Cem Yılmaz'ın "Bu filme dekoderle gelin" lafı boşa değilmiş. Dediği gibi küfürü minumuma indirmiş. İndiriceğim derken de filmin gazı mı kaçmış, takdir sizlerin artık.

Fragmanlarda da geçen ve benim en çok hoşuma giden esprilerden biri:

-Bir haftada cilalı taş, bir ayda yeni çağ, bu hızla bir aya kalmaz Fransız Devrimine kadar gideriz...

Espri demişken, gene yapılan yorumlarda espri olarak GORA'ya göre zayıf kaldığı iddia ediliyor. Belki doğru belki yanlış. Ama hangi filmde daha çok güldün derseniz inanın cevap veremem. Bence ikisi de oldukça komikti. Ya da şöyle demem en doğrusu sanırım. GORA gerçekten çok komik bir filmdi. Bu daha çok eğlenceliydi. Bayram günü ya da bir Pazar günü ailecek gidilebilecek enteresan, zevkli bir film. Sözün özü verdiğiniz paraya değer.

Alın yanınıza eşinizi, dostunuzu, sıraya girmeye üşenmeyin ve kendiniz görün filmi. Filmden çıkarken içimden şöyle dediğimi hatırlıyorum. Onunla bitirelim ve gidelim...

"Cem Yılmaz iyiki varsın ve sen bu ülkeye daha lazımsın..."

İyi Bayramlar...
Emre C.



 

Pazar, Aralık 07, 2008

Şiir Dediğin

şiir dediğin kırk
bilemedin yüzkırk
kelime
dişi kırık
ağzı yamuk
bilhassa benimkiler

şiir dediğin çatlak
hem deli
hem delik
aşk sızıyor
herbir yanından

şiir dediğin can
biraz içimde
biraz nisan
ah mercan!
biraz daha
biraz dahi

şiir dediğin sen
diyelim ki ben
seviyorum desem
gelsem
sonra
öpsem
çok mu yani
çok
mu?

şiir dediğin anne
bir nevi karne
duygu notları
dizi dizi
annem kulağımı çekti
ayıpmış sonbaharda sevmek
ah anne!
anne?

şiir dediğin kırk
bilemedin yüz kırk
kelime
yazmak mı?
ne haddime
dokundurmak belki
yumurtanın sarısı
bitti şiirin yarısı
...


Emre C.