Çarşamba, Şubat 18, 2009

Mutluluğu Arıyorum


ALO, ben mutluluğu aramıştım.

- Aradığınız mutluluğa şu anda ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.
...The happiness you have called...

***

- Alo, ben mutlulukla görüşmek istemiştim ama..
- Az önce çıktı beyfendi. Bir notunuz varsa ben iletebilirim.
- Onu çok özlediğimi söyler misiniz?

***

- Alo, ben mutluluğu aramıştım...
- Mutluluk mu huzur mu?
- Hangisi varsa siz onu verin telefona.
- Şu an ikisi de yok. Kaygı ve Endişe'den birini versem ?

***

- Alo, ben mutlulukla görüşecektim.
- Kim arıyordu?
- Emre ben, ben Emre. Bilir o beni... Dah önce de pek çok defa aramıştım.
- Emre bey, mutluluk sizinle görüşmek istemiyor.
- Neden? Neden ama? Alo alo alooooo

***

- Alo, ben mutluluğu aramıştım.
- Siz telefonunuzu bırakın biz sizi daha sonra ararız.
- Hep böyle yapıyorsunuz ama..(biliyorum ki aramayacaksınız..)

***

- Alo, ben mutluluğu arıyorum.
- O film şu an kirada, onun yerine arzu ettiğiniz başka bir film verelim.
- Ne yani, siz şimdi mutluluk sadece filmlerde mi olur demek istiyorsunuz. Aşk olsun :(
- dıt dıt dıtt dıt dıııııtt ..

***

- Alo, mutluluk yok biliyorum. Pes ettim. Ben size sormak istiyorum. Sizce mutluluk çok mu uzakta?
- Hayır.
- E öyleyse?
- Mutluluk belki de çok yakınınızda. Size o kadar yakın ki onu farkedemiyorsunuz. Hatta belki siz mutlusunuz. İnsan sahip olduklarının çoğu zaman farkında değildir. Sizin yaptığınız neye benziyor biliyor musunuz?
- Neye?
- Başındaki gözlüğü arayan ihtiyara? Ya da kulağının arkasındaki kalemi arayan kişiye...
- Hmmm
- Aramaktan vazgeçin! Yaşayın. Belki de mutluluk:

Güneşin doğuşunu izlemekte..
Ya da ailenizle yaptığınız bir kahvaltıda..
Şiirlerinizde..
Yazılarınızda..
İş yerindeki dostlarınızla geçirdiğiniz komik anlarda..
Bir bebeğin yüzünde...
Takımınızın golünde...
Sevgide..
Aşkta..
Hayatın, hayatınızın tam ortasında.. Sadece farketmenizi bekliyor.


Emre Bey, mutluluğu aramayı bırakın. Onun sizi kanatlarınıza almasına izin verin. Birlikte semaya çıkın ve hayatınıza bir bakın. Bir de başkalarının hayatına. İşte o zaman anlayacaksınız mutluluk nedir? İşte o zaman anlayacaksınız ona sahip olduğunuzu.. ve işte o zaman anlayacaksınız sahip olduklarınızı..

- Anladım. Gerçekten anladım. Teşekkür ederim...
- Bırakın mutluluğu gerçekten ona sahip olmayanlar arasın. Bu hattı da daha fazla meşgul etmeyin. İyi günler...
- İyi günler.

 

Pazar, Şubat 01, 2009

Kısık Ateşte Aşk


Yavaş yavaş yakmalıyım bu ateşi. Yavaş yavaş pişmeli aşkımız üzerinde.. Birden parlayıp sönmemeli. Sonsuza dek yanmalı. İmkansız gibi gelse de kulağa, bence aşkta imkansız yoktur ve
aşk imkansızlıklarla da savaşmaktır aslında...
Nasıl anlatsam, söze nereden başlasam bilemiyorum. Ne zaman biliyordun ki dersen de haklısın aslında. Ama bu kez çok gerçek her şey, sen çok gerçeksin, ben çok gerçeğim, saçların çok gerçek, kokun çok gerçek. Aramızdaki uzaklık da gerçek. Belki de yoktur. Bilmiyorum. Bunun adı aşk mı, ya da bir ad konmalı mı, onu da bilmiyorum. Sana nasıl yaklaşmalı, ne demeli, neler söylenmeli gene bilmiyorum. Bana yardım edecek hiç kimse yok. Sadece sen varsın canım. Sadece sen! Eğer bir şeyler yaparsam ve sen de bir şeyler yaparsan, "bize" dönüşebiliriz ve bu evrimlerden en güzeli olur ki bu evrimi de gene güzelleştiren sensin. Her şeyde olduğu gibi. Her yerde olduğu gibi ve her zaman olduğu gibi...
"3 D kuralı" vardı hani. Doğru zaman, doğru yer, doğru kişi diye. Sen doğru kişisin fakat zaman doğru mu? Benim saatlerim duralı yıllar oldu ve onarabilecek bir usta tanımıyorum yer yüzünde. Acaba doğru yerde miyiz? Sen benim pusulam olsan ve bana doğruyu göstersen. Yoksa sana çıkan yolları bulmam imkansız. Sana çıkan yolları senden iyi kim bilebilir ki söyler misin? Yolların uzunluğunu ya da o yollarda başıma gelebilecekleri kafana takma sen. Ben bir "yolunu" bulurum her şeyin. Sen bana yön göster yeter ki, gece de olsa bulurum inan. Hem o yolları aydınlatan ışığın var. O bana yeter sana ulaşıncaya kadar. Üşürüm diye mi endişe ediyorsun. Kalbimde yaktığın ateş ısıtır beni.. (ve tüm evreni aslında)
Senin yardımın olmadan bu aşka cesaret edemem. Korkuyorum. Umut edip yıkılmaktan, sana aşık olmaktan, beni görmemenden, duymamandan.. Ve en fenası duymak ya da görmek istememe ihtimalinden. Beni hiçe saymandan. Bu kez iyiye sarsın istiyorum her şey. O her şeyin içinde sen o kadar çok yer kaplıyorsun ki; başka bir şey kalıyor mu bilmiyorum. Sana henüz aşık değilim. Bunu biliyorum bak. Fakat o kadar yakınım ki, o kadar hazırım ki, o kadar vurgunum ki...aslında bir o kadar da yorgunum. Ama bil ki seni sevmekten yorulmam. Yollar bile aşınıyor biz yürüdükçe üzerinde ama kalbim asla aşınmaz seni sevmelere, eğer ki sana atıyorsa ve içindeki minik işçiler alevi devamlı körüklüyorsa. O minik işçilerin kullandığı yakıt elmastır ve senin belki zamanında dökmüş olabileceğin göz yaşlarıdır onlar. Ağladığında elmas bile oluşsa, ağlamanı istemem.
Ben seni güldürmeye geldim ağlatmaya değil, ben seni sevmeye geldim, üzmeye değil. Ben senin için yanmaya geldim, asla ve asla sönmeye değil !
O kadar şiire benziyor ki sana yazdığım yazılar. Alt alta koysam sanki şiir olacak. Belki de ilk defa güzel bir şiir olurdu o. Yığınla yazılmış saçma şiirden sonra. Kimse alınmasın ama en gerçek sensin. Elimi uzatsam dokunacak gibiyim ama uzatamam. Bir şey söylesem duyacaksın ama söyleyemem. Yapamam.
Bir cesaret versen, bir umut ışığı yaksan, ben bir dua etsem, sabah olsa, güneş doğsa ve o gün işte, o gün sana uyansam dünyanın en tatlı kızı.. işte o gün sana uyansam..
***
Sen bir ucundan tutsan bu işin, ben bir adım atsam..
Ben bir gülüversem sana ve sen gül koksan..
Sen bir kerecik gözlerimin içine baksan ve ben dağları aşsam
Ben gel desem sana ve sen gelsen...
Emre C.