Pazartesi, Mayıs 31, 2010

Seviyorum Seni

İsrail'in yardım gemilerini vurduğu haberiyle güne başlamıştım. İşyerinde devamlı bu haberi takip ediyorum. (hala..) Fakat şimdilik o konuyla ilgili bir yazı değil bu.


Ben ise işim gücüm arasında biraz şiir okuma ihtiyacı duydum. (nedense) Sonra Nazım Hikmet'in Seviyorum Seni şiirini okudum. Bir kez daha çarpıldım. Tokat gibi bir şiir. Yüreğime atom bombası gibi düştü. Hemen çıktısını alıp eşime götürdüm. Ona kendi şiirlerimi ve yazılarımı götürürdüm zamansız. İlk defa başka bir şairin yazısını götürdüm ona. İçim biraz buruk verdim elimdeki beyaz kağıdı. Çünkü o satırlar benim değildi. Nazım Hikmet sevdiği kadına yazmıştı onları. Ama şiirler yazıldıktan sonra herkesindir (öyle midir?yoksa şiirler yazana/yazılana mı aittir sadece?) mantığı güderek vermek istedim. O da okusun istedim. Oradaki cümleler benim değildi ama ben söylüyormuşum gibi hissetsin istedim. Teşekkür ederken bana: ''Ama o kelimeler bana ait değil, keşke bu kadar güzel yazabilseydim'' dedim. ''Olsun senin yazdıkların benim için en güzelleri'' dedi. Mutlu oldum birden. Şiirlerimi/yazılarımı bir kişi bile beğeniyor olsa (ki o kişi dünyalara bedel) yeter bana. Ama en başta ben kendimle konuşmak için yazmaya başlamamış mıydım? Yani en temelde ben kendim için yazıyordum. Başkalarının beğenileri bir ''ekstra'' idi benim için...


Yazmak çok güzel. Şiir yazmak bambaşka bir sanat. Çünkü şiir, yazı gibi değil. Ayrı bir ritmi/melodisi var. Ama elimden geldiğince şiir yazmayı da seviyorum. Biliyorum ki öğrenmem gereken pek çok şey var yazı ve şiire, ya da edebiyata, dair. Ama yılmıyorum. Okuyorum, deniyorum... Olmayınca tekrar okuyorum. Biraz biraz oldukça mutlu oluyorum. En iyisi olacağım diye bir iddiam yok. Ama ''sade'' olmak gibi bir kaygım var. Lafın özü yazmayı ve yazarken kelimlerin arasında nefes almayı seviyorum. Aslında ben yaşamayı seviyorum. Seviyorum...

Emre C.

ve o şiiri de verelim:

Seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi

Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi

Ağır posta paketini
neyin nesi belirsiz
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi

Seviyorum seni
denizi ilk defa uçakla geçer gibi

İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldayan birşeyler gibi

Seviyorum seni
Yaşıyoruz çok şükür der gibi.

Nazım Hikmet Ran 

Çarşamba, Mayıs 26, 2010

Otobüs Durağı

 
zihnimin otobüs duraklarında beklemiştim seni...
 
                                                                      soğuk, karanlık ve dört bir yanı sensizlikle kaplı..

kuş uçmaz kervan geçmez duraklarda özlemiştim seni. daha sana hiç kavuşmadan.

                                     gözlerimi soğuktan korumak için kısardım.

ve yalnızlığımı dolduracak kadını düşlerdim. hayalimde hiç bir şekil olmazdı. iyi huylu bir melek kurardım. onun sen olacağını bilmeden.

                                                         hep bekliyordum o durakta. hep istiyordum. ne isteğimi biliyor fakat; zamanını kestiremiyordum. akrep ve yelkovanın ne zaman seni göstereceğini, ne zaman guguk kuşlarının kulağıma adını fısıldayacağını bilmiyordum. ama bekliyordum işte..

                       yorgundum belki de. ya da hiç bir şey yaşamamış olmaktı beni yoran. suskundum. gözüm ufukta, içinde seni taşıyan otobüsün geleceği yöne bakıyordum. az kalmıştı hissediyordum...

                                                               çok az kalmıştı..
 

Emre C.

Salı, Mayıs 04, 2010

Melek Yüzlü Şeytan


 
Melek yüzlü bir şeytanım ben. Kötülüğün yer yüzündeki bekçisi...

Uzun yıllardır yaşarım bu topraklarda. Siz deyin bin ben diyeyim on bin...

Çok insanlar tanıdım. Çok insanlar gördüm. Çoğunu yoldan çıkardım, başını döndürdüm, sarhoş ettim, aşık ettim..

İnsanlar ''aşk tanrısı eros'' diye birşey uydurmuşlar. Oysa tanrı tektir. Bilirim. Ama aşık eden benim insanları. Aşk benim işim. Ayrılıklarsa başka mevzu...

Çok yer gezdim. Binlerce kez öldüm. Binlerce kez doğdum. Ruhum çok insanı dolaştı. Hala da dolaşmakta. değişmeyen tek şey: melek yüzlü şeytan oluşum...

Melek yüzüme kanar insanlar benim. Aldanır, inanıverir. Bense hainin tekiyim oysa. İhanet, adam kandırmaca, sahtekarlık benim ustalık alanıma girer...

Dünyada ne kadar kötülük varsa benden bilin siz. Günah keçisiyim ben. Günahkarım. Günahın ta kendisiyim. Kötüyüm ben. Kötülük benim göbek adım...

Kah en derinlerde balıklarla yüzerim, kah en yükseklerde kartallarla savaşırım. Başka işim gücüm yok. Kendimi eğlerim. Canım ne isterse onu yaparım...

Her mahlukatın bir yaradılış sebebi var şu dünyada. Benimkisi muzurluk etmek. Muzurluk biraz ''masum'' kaldı ama olsun...

Canımın istediğini söylerim ben. Söverim. Hem de düm düz giderim alayına. Ağzım bozuktur. İçim fesattır. Kurnazımdır. Kalbim nefret ve kin tohumlarıyla doludur.

Saçarım o tohumları yer yüzüne. Eğer kin bu topraklarda bitmiyorsa bendendir. Kindarları çok severim. Kindarım.

Hem melek hem şeytanım ben. Hangi yüzümü göstermek istersem onu gösteririm. İstersem insanlar çok sever beni. İstersem de nefret ederler benden. Yaparım...

Kafatasımı ikiye bölse biri sağ kısımdan mavi ışıklar çıkar. Melek yanımdır benim. Sol kısımdan ise koyu katran akar ki; kötülüklerim buradandır...

Ama eni konu bir canlıyım ben. Bir sonum var herkes gibi. Mutlaka bu topraklardan da göçeceğim...

Sonum ne olur bilinmez. Ama şimdilik kötülük etmeye devam ediyorum. İnsanlarsa pek cahil ! Hemen aldanıyorlar bana...

Yaptığım kötülüklerin arkasında imza bırakırım ben. Melek yüzlü şeytan diye...

Çünkü ben melek

yüzlü

bir

şeytanım...



Emre C.-Eskişehir