Salı, Temmuz 27, 2010

Sal

Bir sal düşün
Bir duygusal
Bir sal ve bir duygusal

Bir sal düşün
Bir masal
Bir sal ve bir masal

Bir duygusal düşün
Salda
Bir masal

Koyu mavi okyanus
Sal üstünde duygusal
Kavuşmalı sevdiğine
Bir masal.

Emre C.

Salı, Temmuz 20, 2010

Karar Veremiyorum

Bazı insanlar kararsızdır. Öyle değil mi? Örneğin benim gibi. Ben de kendimi o kararsızlar kervanına katıyorum. İtiraf ediyorum ki ben bir kararsızım !

***

Karar verme dediğimiz olgu kabaca bir kaç seçenek arasından bize en uygun olanı seçmektir, diyebiliriz. İşte karar vermeyi güçlü kılan en temel faktörler: bize en uygun olanını seçme hadisesi ve kafa karıştıran diğer seçenekler mevzusu.

Karar verme aslında en basit olarak söylemek gerekirse bir seçimdir. Derler ya her seçim bir vazgeçiştir diye. İşte o hesap...

Açmak istersek:

Elimizde A, B ve C olsun. Her halükarda birini seçmek diğerlerinden vazgeçme olayını birlikte doğurur. Biz A'ları, B'leri ya da C'leri akıl-mantık ve duygu süzgecinden geçirip, öyle karar veririz. Basit sanılan karar verme süreci aslında göründüğü kadar basit değildir. 
 
Karar vermeye bir süreç olarak bakacak olursak da şu sıralamayı yapabiliriz:
 
1. Amaçların belirlenmesi
2. Kriterlerin oluşturulması
3. Alternatiflerin belirlenmesi
4. Alternatiflerin kriterlere göre değerlendirilmesi
5. Genel değerlendirme ve karar
6. Kararın incelenmesi ve geri dönüş.
 

Bir karar her zaman bu kadar yoğun bir şekilde alınmasa da, kaba hatlarıyla bu maddelere yakın bir süreç oluşuyor diyebiliriz. 
 
Örneğimizden hareketle, A'yı seçmiş olalım. Biz A'yı seçerken mutlaka bize getireceği faydayı, zararı, uzun ya da kısa vade olsun, hesaplamış oluruz. Fakat her zaman karar verme süreci içinde hesap-kitap da olmayabilir. A'nın rengi hoşumuza gitmiş ve onu seçmiş de olabiliriz. Burada ise duygusal karar vermiş oluyoruz. Analitik düşünerek ya da duygusal düşünerek olsun, karar verirken ya da seçim yaparken mutlaka bir değerlendirme yapmış oluyoruz.

Karar verildikten sonra süreç kağıt üzerinde bitmiş gibi gözükse de aslında hiç bir zaman süreç bitmez. Karar verme sonsuz bir süreçtir! Çünkü o anda vermiş olduğunuz karar bütün geleceğinizi etkileyen bir karar olabilir. Basit bir karar bile olsa... Mesela seçmiş olduğumuz A bir elbise ise, bu geleceğinizi çok fazla etkilemeyecektir. Ama aldığımız kararlar mutlaka geleceğimize az ya da çok olsun bir etki bırakacaklardır. Bu kaçınılmaz !
 
*** 
 
Karar vermeyi zorlaştıran, en azından benim adıma, karar verirken, fazlaca kriterimin olması. Hele ki alacağım karar geleceğimi ya da ailemin geleceğini etkileyecek bir karar olunca durum daha da vahimleşebiliyor. Biliyorum ve itiraf ediyorum. Kabul. Ben bir kararsızım. Ama daha önce, yani çocukluğumdan bu yana alınan bazı kararların insanların hayatlarını nasıl etkilediklerini gördüm ya da bizzat yaşadım. Belki de bu yüzdendir bu kadar kararsız oluşum.
 
Böyle olmamam gerektiğini biliyorum. Alınmış karar, alınmamışlardan her zaman iyidir. Çok fazla kararsız olmak, insanları sıktığı gibi güven kaybına da yol açıyor. Bunun da farkındayım.
 
Siz siz olun doğru, çabuk ve bir kere karar verin. Ve aldığınız kararın her zaman arkasında olun ama asla arkaya bakmayın. Çünkü devamlı arkaya bakarak yürürseniz, bir gün tökezler ve düşersiniz. Aman diyim...
 
Emre C.
20/07/2010
11:26

Kaynakça:
1.Dönüşüm Konağı
2.TEPAV

3.Seçimler ve Biz

Dip Not: Bu blog Milliyet Blog'da Editör'den Öneriler sayfasında gösterilmektedir.

Pazartesi, Temmuz 19, 2010

Zamanı Durduranlar 1



Aşk engel tanımaz dedikleri bu olsa gerek...

Resim şuradan...

Bir Cuma

bir cumaydı
bir akşam üstü
annemin eli elimden düştü
gözleri nemli
sordum
hasret doğradım dedi

bir cumaydı
bir akşam üstü
annemin eli elimden düştü
beş aydı altı üstü
hasret doğrayan bıçak
paslanmaz değil mi
ana yüreği
yaşlanmaz değil mi

Emre C.

Pazartesi, Temmuz 12, 2010

Güneşin Kızı

Kırık dökük bir hayat yaşamıştı...

Oldukça çekingen, alıngan ve duygusaldı.

Şiirler yazardı...

Bazılarını kime yazdığını bile bilmezdi.

Sonra ağlardı kimi zaman. Odasında ve genellikle yorganın altında ve geceleri.

Saçma hayalleri vardı.

Saçma, çocukça hayaller...

Örneğin perilere inanırdı.

Çok saçma...

Çok çocukça...

Ama o inanırdı işte.

Bir gün bir perinin odasının balkonuna konacağını düşlerdi.

Sonra dünyalar güzeli peri usulca camı tıklatacaktı.

O hemen kapıyı açacak ve hayatına ışık dolacaktı.

''Kimsin sen'' diye soracaktı periye...

''Kimsin sen?''

''Güneşin kızıyım ben'' diyecekti peri gülümseyerek.

Eteklerinde umut olacaktı perinin...

Buram buram yaşam kokacaktı.

Aşkın canlı kanıtı olacaktı...

O, çocuğa aşkı anlatacaktı. Sevmeyi, fedakarlığı, bir olmayı...

Aşk ummanında boğulup boğulup tekrar dirilmeyi...

Ölüm nedir, yaşam nedir o zaman anlayacaktı çocuk.

Gerçek şiirler yazacaktı. Kaleminden kelimeler damlayacaktı saman kağıtlara.

Mis gibi kokan saman kağıtlar kelimelerle tutuşacaktı. Alev önce bütün odayı, sonra evi, Sonra da tüm evreni tutuşturacaktı.

Onlar tutuşacaktı...

Kızın elleri söndürecekti ateşi.

çocuk kızın buz gibi elleriyle yaşama dönecekti sonra.

Aşk, hayat, ölüm, sonbahar ve kış...

Ağlamak, gülmek, sevişmek, ilkbahar ve yaz...

Çocuğun her şeyi olacaktı dünyanın en güzel kızı...

Bir peri...

Kızın elleri buz gibiyken; gözleri sıcacık olacaktı...

Yumuşacık bakacaktı çocuğa.

Onun kahve çekirdeği gözlerine tanıyacaktı dünyayı.

Tüm bildiklerini sıfırlayıp, ''yapmam'' ''yapamam''ları unutup, yeniden doğacaktı...

Soğuk bir mart sabahı olacaktı ikinci doğum günü.

Çocuğun her şeyi olacaktı dünyanın en güzel kızı...

Bir peri...


***

Güzel hayalleri vardı...

Güzel, çocukça hayaller...

Perilere inanırdı...

Güzel bir perinin onun olacağını düşlerdi...

Bir gün hayatına o güzel peri düştü...

İyi ki hayal etmiş ve inanmışım diye düşündü...

Düşündü... Düşündü... Oturdu..

ve yazdı:


''Bir peri

Güneşin kızı''

06/07/2010
Emre C.

Cuma, Temmuz 02, 2010

Ben V

Bir maske takıyorum bugün yüzüme
Özgürlük için
Barış için
Bilmediğim bir ülkeye gidiyorum trenle
Son vagon bomba dolu
O bilmediğim ülkede
Duymadığım lisanda aşk şarkıları söylüyorum
Kel bir kız benimle dans ediyor
Sonra bir yağmur başlıyor derinden
O kız yağmurda ıslanırken anlıyorum
Ateşte yanmak ne demek
Ölüme göğüs geriyorum
Özgürlük için
Barış için

Bilmediğim bir ülkeye gidiyorum trenle
Son vagon bomba dolu
O bilmediğim ülkede
Mozart ben ve Orhan Veli
Bir rakı sofrası kuruyoruz
İçtikçe güzelleşirken
Aşktan da konuşuyoruz
Hava fişekler atılıyor birden
Özgürlük için
Barış için

Bilmediğim bir ülkeye gidiyorum trenle
Son vagon bomba dolu
O bilmediğim ülkede
Parlamento havaya uçuyor bir gün
İnsanlarda maske
Yığın yığın
Öbek öbek
Binlerce insan yürüyor sokaklarda
Özgürlük için
Barış için

Bilmediğim bir ülkeye gidiyorum trenle
Son vagon bomba dolu
O bilmediğim ülkede
İşte o bir vagon dolusu bomba patlıyor
Havai fişekler atılıyor
Gökyüzünde kocaman bir V harfi beliriyor
Özgürlük için
Barış için

Bilmediğim bir ülkeye gidiyorum trenle
Son vagon bomba dolu
O bilmediğim ülkede
Yüzümde bir maske
Ölüyorum
Özgürlük için
Barış için

Ben V

Not: Bu şiir ''V for Vendetta'' filminden sonra kaleme alınmıştır.

Perşembe, Temmuz 01, 2010

Ablamla Özendiğimiz Şeyler - I


Küçükken ablamla bir çok hayal kurardık. Bunların en temel kaynağı pek tabi Televizyon ve oradaki yabancı yapımlardı. Bu yazı dizisinde (eğer devam edebilirsem) kısa kısa ablamla hayalini kurduğumuz ''şeylerden'' bahsedeceğim.

1) Çalışma Odası - Kütüphane

Yabancı filmlerde, özelikle klasik olanlarında, zengin ailelerin 101 odalı evlerinde muhakak ki ailenin babası ya da reisi konumundaki kişisi için bir çalışma odası olurdu. Biz buna o kadar imrenerek bakardık ki anlatamam. Mesela şöyle bir sahne olurdu:

Yemekler yenilmiş olurdu. ( Yemekler upuzuuun masalarda yeniliyor tabi ki) Ardından evin reisi ya da babası konumundaki şahıs, hizmetçiler masayı toplamaya gelince, ''Kahvemi çalışma odama getirin'' derdi. Ya da bazı filmlerde ''Kahvemi Kütüphaneme getirin'' olurdu ki o zaman tadından yenmezdi. Bize de ağzımızın sularını silmek kalırdı.

O çalışma odaları ya da kütüphaneler de mutlaka şahane koltuklarla, kitaplıklarla, kitaplarla ve biblolarla süslenmiş olurdu. Eğer film, gerilim ya da esrarengiz bir filmse kitaplığın arkasından evin gizli bir yerine açılan bir geçit olurdu. Sadece belli kişilerin bildiği bir kitap aradan çekilir ve koca kitaplık dönerek yol verirdi. Bu kısma da bayılırdık.

Biz de neden bu kadar büyük etki bıraktığını inanın bilmiyorum. Ama hala ablamla bu konuda takılırız birbirimize. ''Abla kahvemi odama getir lütfen'' ya da ''Kahvelerimizi haydi kütüphanede alalım'' der ve gülüşürüz hınzırca. Yaşlarımız ne olursa olsun. Bu küçük anılar bizi hep çocukluğumuza götürür.

İkimiz de hala bu özlemi taşıyoruz biliyorum. O da ben de kitaplar biriktiriyoruz harıl harıl. Bir gün belki bu hayalimiz gerçek olabilir, kim bilir. Ama ben bu hayali ve bunu ablamla paylaşmayı çok seviyorum. Eminim ki o da aynı duyguları taşıyordur benimle.

(Ablama ithafen...)
Emre C.