Perşembe, Ağustos 26, 2010

Korkuyorlar


Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robson*

İnci dişli, zenci kardeşim,

Kartal kanatlı kanaryam.

Türkülerimizi söyletmiyorlar bize,

Korkuyorlar Robson

Şafaktan korkuyorlar,

Görmekten,

Duymaktan,

Dokunmaktan korkuyorlar

Yağmurda çırılçıplak yıkanır gibi ağlamaktan

Sımsıkı bir ayvayı dişler gibi gülmekten korkuyorlar

Sevmekten korkuyorlar, bizim Ferhat gibi sevmekten

Sizin de bir Ferhatınız vardır elbet

Robson, adı ne

Tohumdan ve topraktan korkuyorlar

Akan sudan ve hatırlamaktan korkuyorlar

Ne iskonto, ne komisyon, ne veda isteyen bir dost eli

Sıcak bir kuş gibi, gelip konmamış ki avuçlarının içine

Ümitten korkuyorlar Robson, ümitten korkuyorlar ümitten

Korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam

Türkülerimizden korkuyorlar.

Nazım Hikmet RAN

*Orjinali Robeson. Paul LeRoy Bustill Robeson Nazım Hikmet'in serbest bırakılması için dünya çapında kampanya başlatmış. Nazım'ın dört şiirini bestelemiş, ABD'li oyuncu, atlet, bas - bariton ses sanatçısı, yazar, sivil haklar savunucusu. (Kaynak wiki)

 

Salı, Ağustos 24, 2010

Ağlayan Şiir

Verdiniz
Kalplerinizi serserilere
Geri alamıyorsunuz
Biliyorum
Hiç ağlamayın.

Emre C.










Çarşamba, Ağustos 18, 2010

Bana Bir Şarkı Söyle


Özledim sesini ne olur konuş
Bir gül açtır zamanların ötesinden
Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel
Gök mavisinden, deniz mavisinden
Bana bir şarkı söyle
İçimde bir şey kımıldıyor
Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum
Bir baksana ne haldeyim deli divane
Yaralıyım, çaresizim umutsuzum
Bana bir şarkı söyle
Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt
Dökül karanlığıma ışıklar gibi
Al beni, en uzaklara götür
Sesin aksın içimde bir pınar gibi
Bana bir şarkı söyle
Bütün renkleri kat birbirine
Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan
Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi
Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan
Bana bir şarkı söyle
Bazan kar nasıl hazin yağar bilirsin
Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı
İşte öyleyim, kapkarayım bugün gel
En hüzünlü sesinle, en dokunaklı
Bana bir şarkı söyle

Ümit Yaşar OĞUZCAN

Cuma, Ağustos 06, 2010

Bir Adam Yürüyor

Eskişehir’de bir adam yürüyor
Bir seksen boylarında

Karda kırk iki numara ayak izi
Ayak izinde hüzün
Kardan mı adam yapsa

Karda bir adam yürüyor
Kırk iki numara ayak izi
Ayak izinde gözyaşı
Etrafında zoraki tebessümler

Soğukta bir adam yürüyor
Bir seksen boylarında
Bu üşüme soğuktan mı
Boşluktan mı
Boşluk da üşütür adamı

Gündüz bir adam yürüyor
Mavi gözlü dev gelmiş aklına
Adımları hızlı
Hep acelesi var gibi
Seçilmiş yalnızlığından kaçıyor

Cennet vatanında bir adam yürüyor
Gururla
Kötüye de sarsa yaşamı
En az babası kadar seviyor buraları
Bu toprakları.

Emre C.

Salı, Ağustos 03, 2010

Bin Parçaya Bölündüm - Ruhumu Gördüm


Bin parçaya bölünüyorum rüyalarımda. Son bir haftadır çok garip rüyalar görüyorum. Net bir konusu yok. Olmasını istediğimden de emin değilim gerçi...
 
***
 
Küçük bir çocukken rüyalarım benim için çok önemliydi. Bambaşka dünyaları gezerdim rüyalarımda. Hayal gücüm her zaman çok gelişmiştir. İlginç, ütopik hatta bazen saçma hayallerim vardır. Konumuz şu an hayallerim değil ama bu geniş hayal kurma gücümün rüyalarımı da etkilediğini düşünüyorum.
 
Çocukken bazı rüyalarım, macera filmlerini aratmayacak nitelikteydi. Ben o rüyanın ve filmin baş kahramanı olarak günü kurtarıyor ve çok mutlu oluyordum. Fakat sabahları bir okul gününe uyanmak o denli sıkıcı oluyordu. Çünkü Türk Eğitim Sistemi sıkıcıdır. Ezberci midir bilmiyorum ama sıkıcı olduğu kesin. O sıkıcı çocukluk yıllarını atlatmak için Rabbime bol bol dua ederdim. Okulda sizi cezbedecek ne bir ders ne de bir konu vardır. Sadece eve dönmek için saatleri sayarsınız. O son zil çalınca, sırtınızdaki ağır çanta bir oraya bir buraya savrulurken, büyük bir coşkuyla eve koşarsınız. Hele ki günlerden Cuma ise bambaşka bir mutluluktur bu. Bir çok büyümüş (acaba?) insanın çocukluğuna bu kadar özlem duymasının altında bu saf ve coşkulu mutluluğu tekrar yakalayamayacakları korkusu yatar. Korkusu diyorum çünkü o mutluluğu yakalamak sanıldığı kadar zor değildir. İstemek yeterlidir bence...
 
***
 
Son günlerde garip bir o kadar da yorucu rüyalar görüyorum. Belli bir konusu yok. Ama beni çok yoruyorlar. Örneğin bir rüyamda bin parçaya bölünüyorum. Her bir parçamı kontrol ve idare etmek zorundayım. Her yapılacak işin belli bir saati var. Her bir iş, saatinde yapılmalı. Her bir parça ayrı bir işi yapıyor. Hiç bir iş birbirine benzemiyor. Her biriyle ilgilenmek zorundayım. Hem de tam vaktinde. Ne önce ne sonra. Ne geçmişte ne de gelecekte. O işler, her bir parçanın ''şimdi'' sinde olmalı. Çok karışık. Çok zor. O rüyanın sonlarına doğru bazı parçalarımı birilerine devretmeye başlıyorum. İşler gene yürüyor. Bana sadece en öz parçamı kontrol etmek düşüyor. Ruhumu. Onu veremeyeceğimi biliyorum. Her şey kontrol altında gibi olduğu bir ''an'' da rüyadan uyanıyorum. Çok yorgun, bitkin, mutsuz ve çaresiz olarak. 
 
Başka bir rüyamda bin parçaya bölünmüyorum ama yapılacak belli işler var. Devamlı zihnime bombardıman yapılıyor. Şu yapılacak, bu yapılacak, bu yapılmalı, bu yapılmamalı gibi. Ama gene saatinde olmalı her iş. Tek parça halinde her işe yetişmeye çalışıyorum. Bu daha zor geliyor. Gene aynı son. İşler biraz oturunca uyanıyorum. Çok yorgun, bitkin, mutsuz ve çaresiz olarak. 
 
Uyanınca rüyanın etkisinden kurtulamıyorum. Ağzım kupkuru oluyor. Aynaya bakıyorum. Saçlarım darmadağın. Lavaboya gidip yüzümü yıkıyorum. Rüyayı unutmaya başladıkça  kendime geliyorum. Hayata dönüyorum. Nefes alıyorum. Tekrar yaşıyorum. Bir daha böyle  rüyalar görmek istemiyorum. Korktuğumdan değil, sadece istemediğimden. Beni yorgun, bitkin, mutsuz ve çaresiz kıldıklarından. Sadece istemiyorum...
 
***
 
Yazmak bana iyi geliyor. Bunları yazmak, düşünmekten daha iyi geldi örneğin. Bir kişi bile okusa yeterli benim için. O bir kişi içinden üzülme stres altındayken böyle rüyalar görmen normal dese yeterli. Sahiden stres altında mıyım? O yüzden mi bu gördüğüm rüyalar? Ne yapmalıyım? Gene mi zaman ? Peki o zaman.
 
Emre C.
03/08/2010 09:51
Eskişehir