Perşembe, Ekim 07, 2010

Yağmur İnsanları

İşyerimdeki odamda, aslında tam olarak benim sayılmasa da, oturmuş işlerimle uğraşırken başlayan yağmur alıkoydu beni işimden. Yağmura baktım uzun uzun. Hani ''çipil-çipil'' derler ya öyle yağıyordu yağmur. Usul usul ıslatıyordu tüm evreni. Evren bunu bilse de; bilmese de...

Yağmurda gezen insanlara kaydı sonra gözüm. Onlarca insan... Hepsi oldukça hızlı bir yerlere yetişme çabası içindeydi. Yağmurdan kaçabileceklerini sanıyorlardı. Belki de bir Nasreddin Hoca fıkrasında, Hocanın pencereden bakan meraklı adama yapıştırdığı cevap gibi: ''Sadece yağmura basmaktan kaçıyorlardı...''

Onlara bakarken birden yağmur insanları geldi aklıma. Yağmuru karakter olarak taşıyan insanlar... Göz pınarları sık işleyen insanlar... Gözleri dursa yürekleri durmayan insanlar... Her daim kendilerine dert üreten insanlar... Hayatta en çok kendisiyle uğraşan, kendisini yıpratan insanlar...

Bunlardan biriydim bir zamanlar. Ben bir yağmur insanıydım. Sürekli kendime dönük, kendisiyle uğraşan, hayatı hep yakasından tutup silkeleyen, (aslında kendimi) dert üreten biriydim. Değişir mi peki insan? Değişirmiş. Bir gün güneşimi buldum. Yağmur sonrası bir güneş açtı topraklarımın üstüne. Sonra yapraklarım ışıldadı. Artık hem yıkanmış hem de kurumuştum. Tertemizdim. Hayata hazırdım işte. Yağmur insanı gitmiş, yerine güneş insanı gelmişti...
 
Hoş gelmiştim...
Hoş bulmuştum...

Emre C.

Bir Hayale Dalıyorum


bak dinle..
gözlerimi kapatıyorum.
bir hayale dalıyorum...


her taraf kıpkızıl oluyor birden... böylesi bir yoğunluğun içindeyim.. yukarıya doğru gitmeye çalışıyorum.. bir denizde olduğumu neden sonra anlıyorum..

kıpkırmızı bu denizin içinde yüzerken bazı bazı yoruluyorum...kafam çok karışık sanki... içimden bir ses yapacak yığınla işim olduğunu söylüyor..uyanmalıymışım bu hayalden..o seslere aldırmadan, boğulma pahasına yukarı doğru yüzmeye devam ediyorum... üzerimde siyah bir dalgıç kıyafeti var... bir bilinmezlikte yol alıyorum.. nefesim daralıyor... ölmek kurtuluş gibi geliyor..yaşamak bir o kadar sancılı.. ve evet yoruluyorum... ama nedense yılmıyorum... yol bitmese de bitecekmiş gibi devam ediyorum.. umudumun tükendiği bir anda... denizin en dibinden bir ışık yükseliyor yukarı doğru .. evet evet bu sensin... saçlarından ve ışığından tanıyorum seni.. yükselirken beni de o yoğunluktan alıyorsun.. birlikte yükseliyoruz.. bu sefer içimden bir ses sana güvenmemi söylüyor... ''bu doğru ışık hadi ona yönel''...diyor, sesi bu kez dinliyorum ve kendimi akımına bırakıp yükseliyorum...

denizin üstündeyim nihayet..fakat her şey daha fena oluyor.. gittikçe ölüyorum... o havasızlık beni öldürmemişken bu yeni ortam beni bitiriyor.. tam tükeneceğim anda gökten geri dönüyorsun... ardından bulutlar bir şarkı mırıldanıyor... şarkıyı bir yerden hatırlıyor gibi oluyorum..yaklaşıyorsun ve ışığın gözlerimi almaya başlıyor... gittikçe alçalıyorsun... sen alçalırken güneş saklandığı bulutların arkasından çıkmayı tasarlıyor... sen gitmesen utancından çıkamayacak belki de..

ve birden geldiğin gibi denize dönüyorsun... ikinci kez kurtarıyorsun hayatımı.. ben de denize çekiliyorum.. gene aynı yoğunluk, gene aynı kızıllık ve gene aynı boğulma hissi..ölmekten korkma diyorsun... ağzın oynamıyor bunu söylerken ama ben duyuyorum... neler yapıyorsun bana böyle ?

"gözlerini kapat diyorsun"..zaten kapalı diyorum.. "sen dediğimi dinle" diyorsun.. gözlerimi kapamaya çalışıyorum ve hayalimde de kapatıyorum...sonra belli belirsiz bir ses duyuyorum...ardından öldüğümü hissediyorum.. yoklukta gibiyim.. fakat bu ilk ölüm gibi değil sanki... yeniden doğuşa hazırlık gibi... seninle yeni bir hayata başlamak için tüm anılarımla birlikte kendimi gömmem gibi... belki de sana hazır olmam için önce bu şekilde ölmem ve sonra yeniden doğmam gerekli... hücrelerin kendilerini yeniledikleri gibi taptaze bir "ben" ile karşına çıkmalıyım.. sonra herşey başkalaşıyor koyu bir kızıllıkta.. ölümün rengi siyah değil kızılmış diyorum içimden... ben o kadar sahici ölüyorum ki damağımda tad bırakıyor.. ben ölümü resmen tadıyorum... gözlerim kapalıyken senin ışığını hissediyorum... bakışların yüzümde dolaşıyor... ikinci kez "ölmekten korkma diyorsun"..belki de bu yeni bir başlangıçtır... "sen bana gelmiştin şimdi ben sana geldim" diyorsun...

sıkı sıkı yumuyorum gözlerimi...ve ben sarsılarak ölüyorum..bir yandan da doğduğumu hissediyorum... her şey başa sarıyor sanki.. elini uzatıyorsun... benimle her gün ölmeye ve her sabah yeniden doğmaya var mısın diyorsun.. bütün gücümle evet varım yeni güneşim diyorum... evet varım..

sonra her şey duruyor bir anda... yükselmeye başlıyorum hayalimde..kendi bedenimden sıyrılıyorum... kızıllığın içinden tekrar yükseliyorum.. bu kez çok farklı olarak.. bu yükselen eski "ben" oluyor... sonra aşağıya bakıyorum merakla... yeni "bana" ve "sana"... ben orada iki mesut insan görüyorum... ben orada ölüm değil yaşam görüyorum... ama ben orada "seni" tekrar ve tekrar görüyorum... yeni "ben"in sana aşık olduğunu hissediyorum... içimden mutluluklar diliyorum ve gözden kayboluyorum...

bir hayalden uyanıyorum sanırım..

gözlerimi açıyorum..

dinledin mi?

Emre C.