Pazartesi, Aralık 06, 2010

Eskici Baba 2- Bahar Uykusu

Bazen insan bir dost sesine ihtiyaç duyar. O öyle bir sestir ki; sizin kederlerinizi dağıtıverir. Bir dost sizi en iyi anlayan kişidir. Birikirsiniz bilmeden ve sizi çözecek, rahatlatacak en doğru kişi, gerçek bir dosttur. Çok rahatsınızdır onun yanında. Bütün komplekslerinizi evde bırakmışsınızdır. Kendinizi hem en yalnız hem de en kalabalık olarak sadece bir dostun yanında hissedersiniz. Çünkü o sizin ne zaman yalnız kalmak isteyip ne zaman kalabalıklara karışmak isteyeceğinizi önceden büyük bir önseziyle hisseder. Bunu anlaması için büyük çabalar içine girmesine gerek de yoktur hani. Bazen bir bakışınız, uzaklara dalışınız, bir hareketeniz ele verir sizi. Ya da o sizi gerçekten çok iyi tanıyordur. Ne zaman ki iki insan konuşmadan da anlaşıyorlarsa, onlar birbirini tanımaya başlamışlardır. Konuşmadan da anlaşabilmek ne hoş ey Tanrım !

***
Kışın buzlanıp da bana korku dolu anlar yaşatan merdivenler şimdi gözüme çok masum görünüyorlardı. Çarşıya açılan bir kapı gibi yıllardır binlerce insanı sırtlayan şu soğuk yapılar, bana yaramaz bir çocuğu anımsattı nedense.. Bütün kış üzerinden insanları kaydırmaya uğraşmış hınzır bir velet. Bahar gelip de buzlar eriyince o hınzırlığın yerini büyük bir sukunet almıştı. Gelen bahar bütün doğayı, börtü-böceği canlandırırken; sanki o merdivenleri susturmuştu. Öldürmüştü demiyorum çünkü onlar hala capcanlıydı bence. Fakat bir bahar uykusundaydılar. Bahar/yaz geçecek ve kara kışlar gelip de her yer buzlanmaya başlayınca onlar da tekrar dirilecek ve gene yaramazlık yapacaklardı.

İşte dün gece o sessiz merdivenlerden inip çarşıyı kucaklamıştım. Aynı anda yüzümü sert rüzgarlar okşamıştı. Sanki bu rüzgarlar özelikle gönderilmişlerdi düşüncelerimi dağıtmak için. En başta bahsettiğim gibi bir dostum vardı belki de ve yalvarmıştı Tanrıya. Demişti ki:

"Ey Tanrım. Bu gece, neden bu gece olduğunu bilmiyorum ama, evet evet bu gece öyle sert rüzgarlar essin, öyle sert rüzgarlar essin ki, şu canım dostumun beynindeki herşeyi ama herşeyi de alıp götürsünler. Rüzgarların sert olmasını özelikle istiyorum Allah'ım, çünkü onun beyninde yerinden kımıldamayan, yıllardır adeta oraya çivi çakmış düşünceler var. Onu tanıdığım için onların neden sabit kaldığını biliyorum ben. Ama bilmeyenler üzülmesin diye onlar uzaklaşsın istiyorum. Şu mübarek rüzgarlar da onları yerinden oynatamazsa başka hiçbir şey oynatamaz. Bu gece o çarşıya indiğinde, bunu nereden bildiğimin bir önemi yok, bu rüzgarlar onu karşılamalı. Yüzüne yüzüne yedikçe düşünceleri bulanıklaşmalı. Fakat sonra büyük bir aydınlanma içinde evine dönmeli hemen. Çünkü hasta olmasını da istemem doğrusu. Bunları istiyorum Tanrım. Amin"

Bir dostum böyle yakarmış olabilirdi. Olmayabilirdi de. Ama eğer gerçekten böyle biri varsa beni iyi tanıyor olmalıydı. Çarşıda meydanın yanından geçerken kendimi terkedilmiş bir kasabada gibi hissettim. Adımlarımı hızlandırma gereği duydum. Uzaklardan köpeklerin birbirlerine havladıklarını duydum. Aklıma birden ablamın çok eski bir akşam, yani çocukken ( Aslında hala çocuğum sanırım. Ama gerçekten çocukken.. ) dediği bir söz geldi." Şu köpek havlamaları varken daha rahat uyuyabiliyorum. Nedense bir güven hissi yaratıyor bende.". Ben ise neden diye sormamıştım. Sessizce uykuya dalmıştım, aynı güven hissine kapılıp. O gece de benzer hisler hücum etti ruhuma ve karanlıkta bu kadar rahat, o sesler sayesinde ilerleyebildim.

Aslında amacım kasabanın dışına çıkmaktı. Yorulana kadar yürümek istiyordum. Belki bayılana kadar. Amacım bir yere varmak değildi. Bu kasabanın dışına çıkarsam sanki her şey daha başka olacaktı. Ben kendimi arkamda bırakmak istiyordum. Çünkü kendimden fena halde sıkılmıştım. Kendi kendime aynı döngüde yuvarlanmaktan yorulmuştum. Aynı döngü dediğim zihnimdeydi. Zihnim kendi ürettiği bir döngünün içindeyse o döngüyü kıracak olan neydi? Teselli bulduğum tek nokta bunun farkında oluşumdu. Yani en azından bir çözüm yoluna hayır demeyecektim. Ama o çözüm yolu neydi? Nerelerde satılırdı ve kim satardı, bilmiyordum.

Bunları düşüne düşüne kasabanın en dışındaki parka kadar gelmiştim. Yol gözüme çok uzun ve bir o kadar da güzel gözüktü. Yürümem için beni bekleyen, sessiz bir yol. Halbuki hayatı her zaman bir yola benzetip de mutlu olurdum. Güya biliyordum ya her şeyi. O yolda başıma acı tatlı şeyler gelecekti. Acılar/üzüntüler olmasa güzelliklerin tadı çıkmazdı. Fakat kendimin en güçlü olduğuna inandığım bir zamanda, en ufak bir sorunda, aslında sorun da denemez ya, kendimi yollara vurmuştum. Apaçık kaçmıştım işte. Ama nereye kadar? Bu yol da bitecekti bir vakit. Fakat geride bıraktığım kendim değil belki de yıllardır hayalini kurduğum şeyler olacaktı. Gene en büyük haksızlığı kendime yapmak üzereydim. Babam hep "Kendini bu kadar yıpratma" der. Bunu söyleyen ve fark eden ikinci kişi hayatta en çok sevdiğim kişi oldu. O da kendini yıpratma bu kadar dedi. Haklıydı. Haklılardı. Bir emre kendini neden bu kadar yıpratıyordu? Yola çıkmış ve o emreyi arkada bırakmak istemiştim. Ama kaçamamıştım. Kasabanın bu kısmında rüzgarlar biraz dağılınca yerini düşünceler almıştı. Kendimi neden yıprattığıma üzülüyordum şimdi. İşin traji-komik yanı şuydu ki; bu kez de kendimi neden yıpratıyorum bu kadar diye düşünerek yıpratıyordum bilmeden. Gülesim geldi bu ağlanası halime. Hıçkıra hıçkıra gülmek için parkın en dibindeki banka oturdum. Gözlerimden kahkahalar süzüldü ve çınlattı yeri göğü. Oysa usul usul gülüyordum ben. Kimseyi rahatsız etmeden...

Bir çıtırtı beni kendime getirdi. O anda gökyüzündeki ayın parlaklığını fark ettim. Birinin yaklaştığını hissediyordum ama yanıma gelip oturmadan yüzüne bakmak istemedim. Ayın güzelliğiyle sarhoş olmuşken pat diye yanıma oturdu. Yüzüne bakmadan hoş geldin Eskici Baba dedim. Şaşırmadı. Yüzüme bakmadan o da "hoş bulduk" evlat dedi. "Nasılsın diye sormayacağım çünkü biliyorum. Çünkü ben seni tanıyorum. Senin iyi bir dostunum ben" dedi. Şaşırmadım. Gene yüzüne bakmadan.."biliyorum eskici baba dedim" "biliyorum. sen gerçekten çok iyi dostumsun. şimdi yüzüme bak ve neler hissettiğimi anla. bir şeyler söyle bana. hani bir zamanlar gelip rahatlattığın gibi rahatlat beni" "tamam" dedi " dinle öyleyse...

sustum ve dinledim.
bütün tabiat sustu ve dinledi..
köpekler bile sustu.. ve dinlediler..
dinledik
biz ve
sustuk

"Görüyorum ki en son görüşmemizden bu yana epey yol kat etmişsin. Bu yol kelimesini özellikle kullanıyorum çünkü sen yolda olmayı, yolcu olmayı çok seviyorsun. Hayatı bir yol olarak görüp, yolculuğun tadını çıkarmak istiyorsun. Sende sevdiğim yanlardan biri de bu dostum. Günlük telaşlara üzülsen de uzun vadede olaya yukarıdan bakıp mutlu olmayı başarıyorsun. Bu yüzden dostunum, bu yüzden seni seviyorum. Bu yüzden anlatmak için seni seçtim. Çünkü dinlemeyi bildiğin gibi dinlediğini de hissettiriyorsun bana.

Bu girişten sonra asıl meseleye gelelim. Aslında sen de gayet iyi biliyorsun ki ortada öyle ahım-şahım bir mesele yok. Bir gün gelecek ve hepsi çözülecek. Sonra başka dertler çıkacak. Onları tasa edeceksin. Fakat belki onlar da çözülecek. Ben senin dostunum. Hem de iyi bir dostunum. Şimdi yanındayım. Ama her zaman yanında olmayacağım. En iyi dostun kendin olacaksın bunu unutma. Çünkü yalnız doğup, yalnız ölüyoruz. Seni en iyi ancak sen anlayabilirsin. Eğer sen kendini bu kadar yıpratırsan bil ki bir gün en iyi dostunu, yani kendini kaybedeceksin. Neden kendi ellerinle kendi boğazını sıkıyorsun durmadan? Eğer istersen hayatta karşına bunu yapanlar çıkacak zaten. Sen de sıkarsan onlarla birlikte neler olur, düşünsene biraz? Bunu duymak hoşuna gitmiyor biliyorum ama gerçekten yolun başındasın. Neler görüp geçireceksin hayatın boyunca. Ya da en azından şimdiye kadar yaşadıklarını düşünsene. Büyük şeyler yaşamamış da olsan, acı-tatlı her şeyden biraz vardı öyle değil mi? Seni üzen şeyler de mutlu eden şeyler de gelip geçti. Üzüldüklerine üzüldüğünle, sevindiklerine sevindiğinle kaldın. Şimdi sana diyemiyorum ki dert etme her şeyi. Seni iyi tanıyorum ve biliyorum ki dert edeceksin. Ama en azından bu hayatına yansımasın, çevrendekileri de üzme. Çünkü sen belki bu hayatının içinde olduğun için farkında değilsin ama seni gerçekten çok seven, insanlarla çevrilmişsin. Senin onları koruman gerekirken onlar seni koruyor. Etrafında el ele tutuşmuşlar sanki ve kötülükleri kovuyorlar. O çemberden çık ve onların elini tut. Göreceksin ki o ellerde çok büyük bir sevgi var. Bu zor biliyorum, ama imkansız değil. Seninle aylar önce ilk karşılaşmamızda anılarını almamı istemiştin. Sanırım bir kısmını almak zorundayım evlat. Yoksa bu döngüden kurtulamayacaksın. Zihnin kendi kazdığı kuyuya düşüyor farkındayım. İnsan kendini tutup havaya kaldıramaz. O halde kulağını aç ve iyi dinle:

Bir gün gelecek ve bu zamanlar çok geride kalacak. Sen kendini ve başkalarını üzdüğünle kalacaksın. Tek bir olaya bağlanıp kalma. Farklı şeyler yap. Örneğin kitap oku, uzun zamandır okumuyorsun kulaklarını çekebilirim, film izle ya da ne bileyim işlerine yoğunlaş biraz da. Eğer illaki geleceği kuracaksan güzel hayaller kur. Bak bahar geldi. Bahçende domates, biber yetiştir. Toprağa yalın ayak bas ve hisset topraktan gelip toprağa gittiğini. Hayatım dediğin şu eve yeni yeni pencereler aç. Güneş birinden girmezse birinden girsin. Karanlığa değil ışığa yolculuk et ve zaten varacağın yer Sonsuz Nur. Unutma hayat bir gün değil ama hayat bugün evlat. Haydi yolun açık olsun. İhtiyacın olursa seni bulurum ben. Eyvallah..."

Dedi ve uzaklaştı karanlığa. Ben de yüzümü karanlıktan aydınlığa çevirdim. Kasabanın tek tük yanan ışıklarına baktım. İstediğim şey düşünmek değildi. Sadece evime gidip sıcak bir kahve içmek istiyordum. Yapılcak çok işim vardı. Kasabanın ara sokaklarında kayboldum. Arkamda kocaman bir karanlık vardı. Belki bir yolu arkamda bırakmıştım ama artık ben yolculuklara tek başıma çıkamazdım. Çünkü ben çoktan biz olmuştuk... O yolculukta bizim için daha güçlü olmalıydım. Çünkü onu ve bizi çok seviyordum. Keşke sabah olsaydı ve Güneş doğsaydı...Güneşi özlemiştim...

Emre C.

Eskici Baba 1 - Anılarımı da Alır mısın ? Okumak için tıklayın...