Çarşamba, Haziran 15, 2011

Nokta


ve şimdi avcumu açıyorum. Dua ediyorum Allahıma...

Rabbim karımı, doğacak çocuğumu ve ailemi, yani sevdiklerimi, yani canım dediklerimi ve canımdan çok sevdiklerimi korusun.

Amin...

***

Bazı anlar vardır. Ben bunlara kırılma anı diyorum. Kaderin kırılma anı...

Kaderimiz yazılmış, Hak biliyor olacakları. Eyvallah. Fakat biz de değiştiriyoruz iki gözüm bazı şeyleri...

Ben işte tam şu anda o noktanın üzerinde oturuyorum. Aslında ayakta olmam lazım. Hazırolda

durmalı ve bir selam çakmalıyım bu noktadan önceki zamana ve kucaklamalıyım yeni gelenleri, gelecekleri, olacakları...

Korkuyor muyum? Evet biraz korkuyorum aslında. Tedirginim. Yalnız başarabilecek miyim bu kurtlar sofrasında, aç kurtlar beni toy görüp yutmaya mı çalışacak? Yoksa ben mi yeneceğim korkaklığımı?

Ya da kabuğumdan çıkma zamanı şimdi midir,o gün bugün müdür? Herkesle iyi geçinmeye çalışmak tüm zamanların en büyük aptallığı mı yoksa? Kim başarmış ki iyi niyet elçisi olarak yaşamına devam etmeyi? Hayatta kalmak için illa ki büyük balık mı olmak gerekiyor?

Yoksa sert kabuklar mı örmeliyim sırtıma, bu kabukla mı korumalıyım güvercin misali çırpınan çocuksu yüreğimi? Beni kim koruyabilir kimden kaçacağımı bilmediğim bu karanlıkta? Kum fırtınalarından nasıl kaçabilirim, ağzım gözüm kum dolmadan?

Ben artık korunacak değil koruyacak adam olmalıyım. Beklentiler büyük. Şeyh Edabalinin yazısındaki oğul benim ve artık ''bey''im.

Bilirim zordur ata olmak ama bu bir bayrak devir teslimi gibi. Bir zamanlar babamın omuzlarındaydı. ( belki hala omuzlarında )

Şimdi sıra bende. Bayrağı ben alacağım. Artık yakınmalar tarih oldu. Eski zamanlarda kaldı çaresizlik, isteksizlik. Çare de ben olmalıyım, isteklendiren de ben. Bu sorumlulukları ben istedim. Ben zorladım. Ben elde ettim (Rabbimin ve sevdiklerimin yardımlarıyla) ve ben göğüs germeliyim zorluklara...

Korkuyor muyum? Korkmamak mümkün mü? Ama Allah sabrını verir. Hiçbir duamı geri çevirmeyen Allah'ım bana bu sabrı verecek...

Artık biliyorum. Ben bugün dünkü çocuk değilim. O çocuğü yüreğime sakladım. Farklı olacak herşey. Değişeceğim. İstemesem de, korksam da, kaçsam da değişeceğim...

Benim artık etrafımdaki görünmez örtüyü yırtıp çıkmam lazım. Bağırmam lazım, isyan etmem lazım, kavga etmem lazım, kabul etmemem lazım, susmamam lazım...

Artık kabul etmek yok; kabul ettirmek var. Artık bir şeyler söyleme zamanı. Bugünü bir kenara yazmalıyım. Bugün başka bir gün...

Başka bir gün bugün !!!

15/06/2011 Çarşamba Saat 16:22

Emre C


Cumartesi, Mayıs 21, 2011

Duvar

Büyük taştan bir duvar olsa...
Ama kocaman, upuzun ve çok yüksek olsa...
Ona anlatsam anlatamadıklarımı...
Ona ağlasam doyasıya...

***

Böyle bir duvar düşlüyorum bazen. Hani çok sıkıldığımda ve çok bunaldığımda. Hani her şeye ve herkese rağmen kendimi yalnız hissettiğimde...
 
Gözyaşlarım akmak istediğinde ben tutarım ya. Sözde delikanlıyım ya. Ben ağlamam ya. Ağlayamam ya! Ağlamamam gerekir ya! İşte böyle zamanlar kocaman bir duvar düşlerim. Ona yaslandığımı düşünürüm. Buz gibiliğini hissederim yanağımda. Bir yanağım üşürse öbür yanağımı çeviririm, kollarım iki yanda açık olduğu halde. Nereye kadar uzanır, yüksekliği nedir bilemem. Kimi zaman zıplasam onu aşacağım zannederim. Kimi zaman da bulutlara değiyormuş gibi gelir..
 
Hep yanağımı dayamam. Bazen de kafamı yaslarım. Ama bazen de kafam öne düşer. Bakmaya utanırım duvarıma. Ağlarım sonra. Hiç ses çıkarmadan, usulca ağlarım. O susar. O hep susar. Bence dinler o beni. Hiç kimsenin dinlemediği gibi dinler. Anlar mı? Belki...

Bazen de sırtımı yaslarım ona. Hiç güvende olmadığım kadar güvende olurum o zaman. Ben duvar olurum. Duvarda bir taş olurum. Taş gibi güçlü olurum. İşte o zaman gelsin isterim karşıma tüm korkularım, tüm düşmanlarım, tüm kötü şeyler. Ben o anda korkmam hiç birinden. Ve sadece o anda anlarım hayat nedir, yaşam nedir, ölüm nedir... O anda özlerim sevdiklerimi. O anda hayata daha hazır olurum. Ben o anda hayat olurum...

Kimi zaman bir iki adım atarım duvardan ileriye. Önümde hep uçurum bulurum. Bir adım daha atarsam düşerim. Ölmekten değil de O'ndan korkarım. O adımı atmam. Hemen duvarıma dönerim. Gene yüzümü yaslarım. Soğukluk yatıştırır beni. O anda ölümden de korktuğumu anlarım. Sonra ölüm nedir diye düşünürüm. Ayrılmak mı kavuşmak mı? Yok olmak mı, yeniden doğmak mı? Bir son mu, bir başlangıç mı?
 
Bunları düşünürken nefesim tıkanır. Hemen bir pencere düşlerim duvarımda. Açarım iki kanadından tutarak. Ben açarken onu bir kuş gibi uçacak sanırım. Sanki beyaz bir güvercin gibi havalanacak ve duvarı aşacak. Ama orada durur pencere. Ben kafamı uzatırım pencereden. Duvarın arkası gözükür. Aslında duvarın arkası ben nasıl düşünmek istersem öyledir. Ben o anda yağmurlu bir manzara düşlerim. Mis gibi kokan yağmur nefesimi açar. Yüreğimdeki sıkıntılar gider. Sadece yağmuru görürüm o anda. Yağmur yavaşlar bir süre sonra. Güneş açar göğün bir yerlerinden. Gökyüzü bağrını açan bir Anadolu kadını gibi gelir bana. Daha fazla bakamam gökyüzüne. Hem gözlerim kamaşır hem de utanırım. Bir çocuk gibi utanır, bakamam...
 
Pencereyi kapatır ve giderim sonra... İçimdeki radyoda bir şarkı başlar. Duvarın yanında yürür ve şarkıyı dinlerim. Dinlerken giderim duvarımdan...

Şarkıda der ki;

''Duvarlar konuşmuyor anne.
Duvarlar konuşmuyor anne.
Açık kalmıyor hiç bir kapı
Hani benim gençliğim nerede?
Yağmurları biriktir anne
Yağmurları biriktir anne
Çağ yangınında tutuştum.
Hani benim gençliğim nerede?''

Emre C.

Şiir: Yusuf HAYALOĞLU - (Ahmet KAYA- ''Hani Benim Gençliğim'' Şarkısından)

Cuma, Nisan 29, 2011

Yağmurun Duası

yağamıyorum
birikmiş yağmurum gri bir bulutta
dolmuşum, taşmışım ama
dökülemiyorum
son bir damlaya muhtacım,
oysa ben bir yağmurum
su da benim damla da ama
akamıyorum

süzülemiyorum bir göz yaşı damlasının
bir yanaktan süzüldüğü gibi gök yüzünden
halbuki bir yağabilsem
ah bir yağabilsem
bardaktan boşanırcasına,
arkamda şimşekler, fırtınalar
belki denizler kabaracak,
caddelerde insanlar
kaçacak sağa sola,
sevgililer birbirine sokulacak,
şemsiyeler açılacak
ben bir yağsam var ya!
peşim sıra güneş doğacak güneş
yaz yağmuru değilim ben
yağdım mı uzun uzadıya...
ahmak ıslatan hiç değilim
yağdım mı sırılsıklam edercesine
yağarım
yağarım ama;
birikmiş yağmurum gri bir blutta
dolmuşum, taşmışım ama
dökülemiyorum...

Allah'ım yardım et n'olur.


Emre C.
29/04/2011