Perşembe, Nisan 19, 2012

Kominist Şirin

Bugün hiçbir şey yemek istemiyorum. Dünyanın en iyi yazarı olduğum kanısına ne zaman kapıldım bilmiyorum. Kim bilir kaç yıldır bu ruh halindeydim acaba? Bir kaç kişi bir kaç uyduruk yazımı övdü diye(ki bu bir kaç kişi genelde ailem:kuzguna yavrusu hesabı) kendimi neredeyse Kafkayla bir tutuyordum. (Galiba ve yuh..)

***

Aslında kendimi beğenmiş değilimdir. Mütevazı (bazen fazlaca) olduğum gerçeğini kapımız tırmalayan turuncu kedi bile farketmiştir. (onu görmeniz lazım gerçekten sevimsiz bir kedi) Geçen hafta eskici baba gitti. Pat diye aniden hayatımdan gitti. Bunu yazamadım bile. Neymiş efendim artık büyümüşüm, baba olmuşum da bilmemne...

***

Ben hiç bir zaman büyüdüğümü iddia etmedim ki. Yaşlanıyor olduğumuz gerçeği başka şey bir klasik sıkıcı ''büyük'' olmak ayrı şey. 27 yaşında olmam bir gün ormanda şirinleri bulamayacağım anlamına gelmez. Gelmemeli. Şirinler deyince aklıma geliverdi. Bir arkadaşım şirinlerin kominizme dair öğeler taşıdığından bahsetmişti. İşte hepsinin mavi olması, aynı tip evlerde oturmaları, hepsinin
önceden belirlenmiş işleri olmaları ve herşeyi eşit paylaşmaları gibi. Fakat bir çocuk için bunların ne önemi var ki? O çocuk oradaki sevimliliğe, hayal dünyasını geliştiren olaylara, şirineye, şirin babaya bayılıyor. Ne anlasın küçücük çocuk kominizmden. Ya da onu izlemesi onu kominist mi yapacak? Hiç de bile...

***

Yazının başına dönersek... Bir ara gerçekten iyi yazıyordum kabul ediyorum. Sadece okula gidiyordum. Eve gelip kitap okuyordum, film izliyordum, saçma sapan şekillerde aşık oluyordum. Bunların sonucunda giderek deliriyordum ve bazı cümlelerim gerçekten büyülüydü. (yazdıklarım bir yana otobüste, dolmuşta aklıma gelenler de vardı) Hayatım pek normal değildi. Gençtim. Aşka aşıktım. İşsizdim. Bir odada akşama kadar zaman geçiriyordum ve tanımadığım belki de hiç tanıyamacağım kişilere aşık olup, bir de sonra ayrılıyordum. Acaba kaç tanesi gerçekti, kaç tanesi yalandı, inanın ben bile şu an kestiremiyorum.

Ne olursa olsun. Ucunda delirmek bile olsa yazmak güzel şey. Ben de her sanatçı gibi acılardan besleniyorum sanırım. Kalemim eskisi gibi kuvvetli değilse bilin ki bu hayatımın normal seyretmesindendir. Buna isyan ediyor değilim. (Yahu insan hayatım güzel gidiyor diye isyan eder mi hiç?) Fakat eskisi gibi yazamadığım için üzgünüm. Biraz da yorgun. Artık o 22 yaşındaki yazar olma heveslisi genç yok. 30'larıma yaklaşırken bazen hayellerimi gerçekleştiremeden ölecekmişim gibi geliyor. Hayellerim için çalışıyorum, okuyorum, izliyıorum, düşünüyorum en sonunda Allah' a dua ediyorum. Herşeyin hayırlısı olsun diye. Ama işte yazamamak çok fena. Eski yazılarımı okuyup da bunları ben mi yazmışım demek daha da fena. Artık ilham perisi mi, periliçe mi herneyse gelsin n'olur...(ilham abi nerdesin)

Zaten eskici baba da gitti. Niye gitti, nereye gitti bilmiyorum ama umarım döner...

Döner ya da dönmez...

Herşeyin hayırlısı...
hayırlısı...

Emre C.

Bir adamın uzun ve sıkıcı hikayesi
(Hayatımı yazsam roman olmaz)