Pazartesi, Mart 18, 2013

Eskici Baba 3 - Kar Taneleri

-Ne oldu evlat, hayırdır, yine solgun gibisin ?
-Neden sordun, çok  da umurundaydı sanki...
-Umurumda tabi...
..
..
.

Yarım saattir yanımda oturuyordu. Kar yağıyordu. İlçenin bu ıssız parkında tek başıma otururken neler düşünüyordum neler. Geçmiş, gelecek, ailem, insanlar, Türkiye, yerel seçimler, yerel seçimler ve biz...

Bu kadar düşünce zihnimde ebelemece oynar gibiydi. Bir düşünce diğerini kovalıyor. Kafam arı kovanı gibi vızır vızır işliyordu. (her zamanki gibi, ya da çoğunlukla diyelim...)

Ruh halim şöyleydi: sıkkın, bozgun, yenilmiş, çaresiz, dilsiz ve bitkin. Kendimle kavga etmekten yorgun düşmüştüm. İnsanın kendisini yenmesi hiç mi hiç zevkli değildi. Kaybeden de siz oluyordunuz, kazanan da. Ama mutlak sonuç hüzünlü bir tükeniş oluyordu. Bazen bir iki damla gözyaşı ile beraber...

O akşam o parka gidiş amacım neydi biliyor musunuz, bilmiyorsunuz. Ben de bilmiyordum. Belki de her zamanki gibi kendimden kaçmaya çalışıyordum. Her gün yaptığım tekrarlardan. Yemek ye, TV izle, kanepede uyukla, yapman gereken tonlarca şey var. Hangisini yapabildin? Hiçbirini. Ne yaptın? Uyudun. Eh iyi, dinlendin mi bari? Hayır be! hayır.. hayır.. hayır....

Kendi kuyruğumu yakalamaya çalışan kedi gibi dönüp duruyorum etrafımda. Alabildiğim bir kuyruk mesafesi o kadar. Ki o da bende mevcut olduğuna göre. Sıfır artı sıfır elde var hüzün. Gerçekten o akşam, o parkta ne işim vardı, Allah aşkına! Onun döneceğini kestirebilir miydim? Halbuki onu unutmaya başlamıştım. Benim eski dostum Eskici Babayı...

***

Her bir kar tanesini bir melek taşırmış. Bu yüzden hiçbiri birbirine çarpmazmış derler. Gerçekten o akşam hiçbiri birbirine çarpmadı. Benim yüzüme konanlar müstesna. Saç diplerime gidenler de oldu, kalbime işleyenler de. Belki kalbimi yıkamışlardır o akşam. Abdest almak gibiydi. Huzur dolu ve tertemiz hissetmek gibiydi. Karda duş almak ruhumu yıkayıp asmak gibiydi. Kurumasını beklemeden ıslak ıslak giydim tekrar. Çok üşümüştüm bu yüzden. 

Geldi ve yanıma oturdu pat diye. Hemen o tok sesiyle lafa girdi:
+İlçenin ve tüm köylerin yollarını açtırmışsın ama kendi yüreğine giden yollar buz tutmuş. Kayıp düşüyorsun da bir kaldıranın olmuyor.
-Ne bu şimdi?
+Ne ne? Hem sen nicedir bana saygını yitirdin? Geldiğime pişman mı olmalıyım?
-Geldin mi sahiden, burada mısın? Öfkem sana değil, kendime. Ben zaten hep kendime kızarım ne zaman sinirlensem. Bağırışlarım kendimedir. Öfkelerim, haykırışlarım. Hiçbir zaman normal olduğumu iddia etmedim ki. Deliysem de deliyim. Elimde değil. Bağırıyorum. Sabredemiyorum. 
+Allahu Teala şöyle der yüce Kitabımızda: ''Ve sabret! Çünkü Allah iyilik edenlerin mükafatını yitirmez.'' 
-Çok doğru. Biliyorum. Bilmek çoğu zaman yetmiyor. Aslında bilgi insanı mutlu etmiyor. Çok açım ben. Bilgiye açım. Okuyorum. Okudukça belki bilgim artıyor. Arttıkça daha da mutsuz oluyorum. Çok bilmek insanı daha mutlu, daha huzurlu yapmıyor. Biliyorum ki sabretmem gerek. Herşey bir sınav. İmtihan. Ama olmuyor işte. İnsan yanlarım ağır basıyor bazen. Tutamıyorum dilimi. Dilim ki çok sivridir.
+Ama tutmak lazım evlat. Şunu iyi bil ki; ne olursa olsun sabrettiğin müddetçe, belki en sonunda, kazanan sen olacaksın. 
-İnşallah. Bu arada sen nerelerdeydin?
+Orada, burada, şurada.. Uçan bir kuşun kanadında, bir annenin yüreğinde, dalgadaki köpüğün içinde, bir bilgenin zihninde... Kısacası her yerdeydim. Okuyordum. Anlamaya çalışıyor, kendi kendime tartışıyordum. 
-Ne oldu da döndün birden?
+Bana ihtiyacın olduğunu hissettim. Anlatmam lazımdı artık. Susmak devri bitmiş, söz söyleme zamanı gelmişti. 
-Kar diniyor. Ruhumu evde o küf kokan, ama bir o kadar kitap dolu odamda kurutmak istiyorum. Sen beni bulursun. Hadi eyvallah...
+Eyvallah.

***

Küf ve kitap kokan odamda düşünürken bir yandan da seviniyordum. Eskici Babanın dönüşüne. İlk karşılaştığımız o büyülü zamanları hatırladım nedense. Penceremden içeri süzülüşünü, bana verdiği nasihatleri, uzun söylevini hatırladım. Onunla ilgili anlatmadığım pek çok şey var aslında. Sıkıştığım anlarda hep yanımdaydı. Hiç bir zaman hayat enerjisini yitirmez, benimkini arttırmak için gayret ederdi. Konuşur da konuşurdu. Döndüğüne sevinmiştim gerçekten. Hayat ne garip yahu? İlk karşılaştığımızda hüzünlü, aşklardan tükenmiş bir gençtim. Şimdi ise iş-güç sahibi, evli ve çocuklu birisiyim. Asıl bundan sonra ona ihtiyacım var sanırım. Hoş geldin tekrar Eskici Baba. 
Hoş geldin dost.


Hiç yorum yok: